KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU                          Önceki sayfa   Anasayfa

İÇ DALGALAR VE DENİZİN DERİN KARANLIKLARI

Abdülmecid Zindanî ve William High

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun… Hayır, selamet ve bereket ise Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s.), onun ailesi ve arkadaşlarına ve kıyamete dek en güzel şekilde onların yolundan gidenlere olsun…

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nûr 24/40.)

Bu ayet-i kerimede, denizlerde gerçekleşen bazı doğal olaylardan bahsedilmektedir. Müfessirler, -her ne kadar açık ifadelere sahip ise de- bu ayeti ayrıntılı bir şekilde tefsir etmede epey zorluk çekmişlerdir. Çünkü ayette bahsedilen doğal olaylar, Kur’ân’ın indiği dönemde tam olarak anlaşılması mümkün olmayan olaylardır.

Eski asırlarda yaşayan insanlar, denizler ve okyanuslar hakkında birçok hurafeye inanmaktaydılar. Denizlerin derinliklerinde yaşayan, garip yaratılışlı, vahşi bazı varlıkların bulunduğuna inanıyorlardı. O dönemlerde denizciler bile, denizlerin derinliklerinde meydana gelen olaylar hakkında hakiki bilgilere sahip değillerdi. Deniz akıntılarıyla ilgili olarak ellerinde çok az bir bilgi bulunmaktaydı. Geçmiş asırlarda, denizlerdeki iç dalgalarla ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktaydı. “Durgun sular” diye nitelenen ve buharlı gemilerin aşamadığı sular hakkında ortalığı sadece hurafeler kaplamıştı. Örneğin Bizanslar, denizlerde bazı emici/vantuz balıkların bulunduğuna ve bunların, gemileri durdurmada çok büyük etkilerinin bulunduğuna inanıyorlardı. Eskiler, dalgaların ve yüzeysel akıntıların oluşumu üzerinde rüzgârların etkili olduğunu bilseler de, denizlerin derinliklerindeki dâhili hareketler hakkında herhangi bir bilgiye ulaşmaları çok zordu.

Denizlerle ve denizlerin derinlikleriyle ilgili araştırmalar, bu tür hassas araştırmalar için gerekli olan cihazların gelişmesiyle, kısmen de olsa ancak 18. yüzyılın başlarında başlamıştır.

Ayet-i Kerimenin Anlamına İlişkin Modern Veriler

Denizlerin derinliklerinin karanlık olduğu fikri, yaygın bilgilerden biri olarak kabul edilir. Örneğin balıkçılar, oldukça berrak sularda dahi ışığın emildiğini, meyilli ve kumu beyaz olan deniz diplerinin renginin tedrici bir şekilde maviye dönüştüğünü ve derinlik arttıkça tüm renklerin kaybolduğunu bilmektedirler. Denizlerle ilgili bu araştırmanın başkanlığını yapan Dr. Hay’ın, Bahama Adaları’ndaki balıkçılar üzerinde yaptığı kişisel gözlemleri de, balıkçıların, suyun görünürdeki rengine göre bulundukları yerin derinliğini belirleyebildiklerini ortaya koymuştur. Fakat suyun derinliğini bu şekilde belirlemek büyük bir dikkat gerektirmektedir. Çünkü hemen hemen bütün balıkların karın kısımlarının rengi beyazdır ve balıkçı ağlarından kurtulmak için çırpındıkları sırada karın kısımları zaman zaman suyun yüzeyine doğru yansımalara neden olmaktadır.

Tam olarak berrak olmayan sularda dahi ışığın suya nüfuz etmesiyle, suyun derinliğinin birbiriyle ters orantılı iki şey olduğu bütün balıkçılar tarafından bilinen bir husustur. Okyanus, yatay açıdan baktığımızda mavi renkte görünürken, dikey açıdan yani aşağı doğru baktığımızda ise siyah renkte görünür.

Okyanus sularında ışığın ulaşabildiği derinliği ölçebilen en gelişmiş bilimsel cihaz, “Secchi Diski” olarak bilinen cihazdır. Bu cihaz, belli bir çapı olan ve insanın bizzat görebilmesi mümkün olmayan belirli bir noktanın derinliğini ölçmek üzere suyun içine bırakılan beyaz bir disk/plaktır. Bilimsel eserlerde ilk defa Secchi ve Ciladi’nin M. 1865 (H. 1281) yılında tanıttıkları bu disk, hâlâ kullanılmaya devam etmektedir. Zira suyun şeffaflığını belirlemek için yaklaşık bir ölçümde bulunması yeterli olmaktadır.[1]

Denizlerde biri diğerini kaplayan, üst üste gelen dalgaların görüntüsü gerçekten de insanı dehşete sürüklemektedir. Deniz yüzeyindeki bu dalgaların alışılmış manzarası, denizci ve balıkçıların tamamı tarafından çok iyi bilinen bir manzaradır. Derin sularda, dalga boyunun (peşpeşe iki dalganın zirveleri arasındaki mesafe) artmasıyla birlikte, dalgaların sürati de artmaktadır. Zira uzun boydaki dalgalar, kısa boydaki dalgalardan çok daha hızlı hareket etmektedir. Deniz yüzeyinde tek çeşit dalgalardan oluşan bir dalga grubu görmemiz çok zordur. Genelde farklı dalgalardan oluşan dalga grupları görülür ve her gruptaki dalgaların hem boyları hem de geliş yönleri farklı farklıdır. Fakat çeşitli dalgalardan oluşan bu karmaşık yapı, deniz yüzeyini, ayırt edilmesi çok zor olan normal görüntüsüyle doldurur. Ama -başta verdiğimiz- ayet-i kerime, birbiri peşinden gelen bu kısa ve küçük ya da uzun ve büyük dalgalara işaret etmemektedir. Ayet, kapkaranlık bir tabakanın üzerinde bulunan ve kendi üstünde de başka dalgalar bulunan derindeki dalgalara işaret etmektedir ki bu, suyun yüzeyinde mevcut olan bir durum değildir.

Okyanusların derinliklerindeki dâhili dalgalar da günümüzde bilinen şeylerdendir fakat bu dalgalar, bilimsel açıdan ancak yüzyıldan daha az bir süreden beri bilinmektedir. Bu dalgalar, sadece bazı hallerde, farklı yoğunluğa, farklı sıcaklık ve tuzluluk dercesine sahip olan su katmanlarının deniz içindeki ara yüzeylerinde meydana gelmektedir. İşte ayet-i kerime, -aşağıda da görüleceği gibi- bu türden dalgalara işaret etmektedir.

Tartışma

Secchi diski, her ne kadar ışığın, suyun hangi derinliğine kadar ulaşabildiğini yaklaşık olarak ölçmeye yarayan, kullanımı kolay olan ve geniş bir kullanım alanı bulunan bir buluş sayılsa da bu buluşun deniz sularında ince ölçümler yapabilmesi, ancak geçtiğimiz yüzyılın sonlarında bazı fotoğraf cihazlarıyla birlikte kullanılmasıyla[2] ve 1930’larda elektro manyetik dalgaların tespitinde kullanılan ışığın şiddetini ölçmeye yarayan cihazların gelişmesiyle gerçekleşmiştir.[3]

Jerlov’un da belirtmiş olduğu gibi denizin derinliklerine doğru giden ışık miktarının düzenli bir şekilde -derinlik arttıkça- azaldığı artık bilinen bir husustur.[4] Açık okyanuslardaki aydınlanma miktarı, 35 m. derinlikte, deniz yüzeyindeki aydınlanma miktarının sadece % 10’u kadar olmakta, bu oran 85 m. derinlikte % 1’e, 135 m. derinlikte % 0.1’e, 190 m. derinlikte ise % 0.01’e düşmektedir. Fakat yine de uzun süre araştırma ve incelemelerde bulunmuş olan bazı dalgıçlar, 190 metreyi aşan derinliklerde de ışığı fark edebildiklerini ifade etmişlerdir.

Clarke ve Dention’a göre “İnsan, 850 m. derinlikte dahi suda yayılmış bir haldeki ışığı fark edebilir. Denizin derinliklerinde yaşayan balıkların her halükarda bu ışığı daha iyi fark edebildikleri de aşikârdır. Hatta 1000 m. derinlikte ışık, deniz yüzeyindeki miktarından 1/1310 oranında azalıyor olsa da, balıklar bu derinlikte dahi ışığı fark edebilmektedirler.[5]

“Dâhili dalgalar” gerçeğini açıklığa kavuşturmadaki en büyük pay, Dr. V. W. Ekman’a (M. 1904, H. 1322) aittir.[6] Ekman, dâhili dalgalar gerçeğini, Norveç körfezlerindeki fiyortlarda[7] yaşanan “Durgun sular” olayları vesilesiyle açıklığa kavuşturmuştur. Bu körfezlerin sularında seyretmekte olan gemilerin, suda ilerleme gücünü ansızın kaybettiği ve “Durgun sular”daymış gibi yerinde kaldığı oluyordu. 1893-1896 (H. 1311-1314) yılları boyunca Kuzey Kutup bölgesini aşıp buraları keşfetmeye çalışan Norveçli okyanus bilgini ve kâşif Nansen’in gemisi “Fram”, Teymür Yarımadası’nın kuzeyinde böyle bir olaya maruz kalıncaya kadar durgun sular olayına bilimsel açıdan pek fazla bir önem verilmemişti.

Bu olaya şahit olan Nansen, durgun sular olgusunu açıklığa kavuşturması için Ekman’ı araştırma yapmaya teşvik etti. Ekman’a göre bu olay, üst/yüzey katmanlarındaki tatlı suyun yoğunluğuyla onun altında bulunan okyanus suyunu birbirinden ayıran tabakadan/ara yüzeyden doğan dahili dalgalardan kaynaklanmaktaydı. Dereler, çaylar ve yaz mevsimi boyunca eriyen buzla kaplı tamınalar, fiyortları ve denizin sahile yakın kısımlarını büyük bir tatlı su kütlesiyle dolduruyorlardı. Bu sular, tuzlu deniz suyunun üstünü kaplayan ince bir tatlı su tabakasının oluşmasına sebep oluyordu. Bu tatlı su tabakasının kalınlığı, denizde seyreden gemilerin suyun altında kalan kısımlarının kalınlığına ulaştığı zaman ise, tatlı suyla tuzlu suyu birbirinden ayıran ara yüzeyde, gemilerin hareketi sebebiyle dahili dalgalar oluşuyordu.

Geminin denizde ilerlerken sebep olduğu yüzeysel dalgaları kolaylıkla görebiliriz. Bu yüzeysel dalgalar, geminin önünde ve yan taraflarında oluşmakta, daha sonra da geminin rotası boyunca dar bir açıyla dışa ve arkaya doğru açılıp uzamakta ve geminin boyundan birkaç metre fazla bir mesafe boyunca gemiyi takip etmektedir. İşte sığ derinliklerde, farklı yoğunluğa sahip su katmanlarının buluştukları noktada (ara yüzeylerde) gerçekleşen dahili dalgalar da deniz yüzeyindeki sathi dalgalara benzemektedir. Fakat suyun yüzeyinden bakılarak alttaki dahili dalgaları kolayca görebilmek mümkün değildir. Ayrıca dahili dalgaların oluşumunda, bir gemiyi suda ilerletmeye yetecek kadar büyük bir hareket enerjisi harcanmaktadır. Suyun altında kalan kısmı birkaç metreyi geçmeyen normal gemilerden kaynaklanan dahili dalgaların hızı da iki deniz milini geçmemektedir. Fakat sıradan gemilerden çok daha büyük bir hızla denizde yol alan gemiler, durgun sular diye tabir edilen bu sulardan etkilenmemektedir. Çünkü dahili dalgaların, bu gemileri geriye doğru itmek için harcadığı enerji, bu tür hızlı gemilerin kullandığı enerjiye nispeten daha düşüktür. Düşük bir hızla giden gemilerde ise oluşan dahili dalgalar, geminin ilerlemesini sağlayan enerjiye baskın gelmekte ve durgun sularda geminin durmasına neden olabilmektedirler.

Ekman’ın, gemilerin hareketlerine bağlı olarak meydana gelen kısa süreli dahili dalgalar hakkındaki bu araştırması üzerinden henüz uzun bir zaman geçmemişti ki bu sefer de Otto Peterson, denizin derinliklerinde meydana gelen uzun süreli dahili dalgaların balık göçleri üzerindeki etkisini ortaya çıkardı.

Yaz mevsiminde yaklaşık 8-10 gün boyunca devam eden bu uzun süreli dahili dalgalar, tatlı yüzey sularının dışarı/denize doğru ittiği tuzlu deniz suyunu, bir alt akıntı şeklinde körfezlere taşıyordu. Bu durum, Jutland sahilleri civarında yaşayan “Herring” cinsi balıkların adeta bir tahliye pompasıyla çekilmiş gibi şaşırtıcı bir şekilde kaybolup İsveç’in batı sahillerindeki körfezlere sığınmasına sebep olmuştur.[8]

Açık okyanusların suları arasındaki yoğunluk farkı, sahil bölgelerindeki yoğunluk farkından çok daha azdır. Farklı yoğunluktaki su katmanlarını birbirinden ayıran ve genel olarak dahili dalgaların gerçekleştiği yer olan ara yüzey, bu tür açık okyanuslarda, sıcak olan yüzey sularıyla soğuk olan derin suları birbiriden ayıran orta sıcaklıktaki yerlerde bulunmaktadır. Suyun üst kısmında kalan sıcak tabakanın kalınlığı, onlarca metre ile yüzlerce metre arasında değişebilmektedir. Bu tür termal bölgelerde oluşan dahili dalgaların yayıldığı alan ise onlarca kilometreden yüzlerce kilometreye kadar olabilmektedir. Bu dalgaların dikey kesitleri ise genelde birkaç 10 metre ya da daha az olsa da kimi zaman da 100 metreye ulaşabilmektedir. Dahili dalgaların deniz yüzeyi üstündeki etkilerini gözlemleyebilmek de bazen mümkün olabilmektedir. Çünkü bu dalgalar deniz yüzeyinden sadece 100 m. aşağıda[9] veya daha az bir derinlikte meydana geldiğinde (deniz yüzeyinden fark edilebilen) içteki dalgalara paralel ışık demetlerinin yansımasına sebep olurlar.[10]

Dahili dalgaların akışı, deniz altılar tarafından bazen çok güçlü bir şekilde hissedilebilmektedir. Bazen de derin sularda petrol çıkarmaya çalışan ve deniz tabanındaki herhangi bir çukura ya da gediğe sabitlenen petrol çıkarma gemileri -normalde hareketsiz durmaları gerekirken- ani bir sarsıntıya maruz kalabilmektedirler.

Denizlerdeki boğazlarda ve kanallarda da özel bir yapıya sahip iç dalgalar olabilmektedir. Örneğin; Cebel-i Tarık boğazındaki dahili dalgalar herkesçe bilinen bir olaydır. Boğazın iç kısmındaki (Akdeniz kısmındaki) sıkışma, (okyanusa doğru) güçlü bir üst akıntıya sebep olurken dıştaki (okyanustaki) sıkışma da, Atlantik Okyanusu’ndan boğaza doğru gelen dahili dalgalar şeklindeki bir alt akıntıya sebep olabilmektedir. Bu iç dalgalar, tıpkı sahile çarparak köpükler çıkaran dalgalar gibi kırılgan dalgalara benzemekte olup denizin altında birçok karışıklığa sebebiyet vermektedir.

 

 

Güneş Saatlerine Göre Vakit

Bak, dalgaların ön kısmının eğimi o kadar arttı ki nerdeyse kırılıp kırılgan dahili dalgalar (internal surf) oluverecekler!

Bu sözler, Jacopson ve Thomson’a aittir.[11]

Messina Limanın’ndaki boğazlar çok eski asırlardan beri yaygın olarak bilinen ve “Charybdis Girdabı” olarak anılan dahili dalga olaylarına sahne olmaktadır. Antik Yunanlı bir yazar olan Homeros’un M.Ö. 720 yıllarında yazmış olduğu, efsane kahraman Ulysses’in Truva savaşından sonra vatanına dönüş hikâyesini anlatan “Odyssey Destanı”nda bu girdaptan bahsedilmektedir. Apollonius tarafından M.Ö. 3. asırda yazılmış olan ve Jason’un “Altın Post”u arama hikâyesini anlatan “Argonautica Destanı”nda da Messina boğazları, Sicilya sahillerinde meydana gelen Charybdis girdabı ve İtalya sahillerinde meydana gelen Şila girdabı sebebiyle çok tehlikeli bir yer olarak nitelenmektedir. Charybdis girdabının, gemileri dahi yuttuğu söylenmiştir. Bu girdap, günümüzde de bazı denizcilik haritalarında hâlâ aynı adla anılmaktadır. Fakat geçen asırlar boyunca yer sarsıntılarının deniz tabanında oluşturduğu değişiklikler sebebiyle eski gücünü kaybetmiş, zayıflamıştır. Şila girdabı ise “altı kollu ve altı başlı bir canavar” olarak tanıtılmış fakat her ne kadar denizin sıkıntılı bir bölgesi olsa da, Charybdis girdabından daha az tehlikeli bir girdap sayılmıştır.

Bahsedilen suların hareketlerindeki bu karışıklık ve düzensizlik, Therrhenian Denizi’nin hafif yoğunluktaki suları ile İonian Denizi’nin daha yoğun suları arasında meydana gelen dahili dalgalardan kaynaklanmaktadır. [12]Bu dahili dalgalar, Messina boğazlarına girerken kırılmakta ve denizin içinde dahili bir çalkantı oluşmakta, bu çalkantının etkileri ise gözle görülebilecek şekilde deniz yüzeyine kadar ulaşmaktadır. Charybdis girdabıyla ilgili bir olayı anlatan şu satırları birlikte okuyalım:

“Bir defasında girdaptan ancak sabahın ilk saatlerinde kurtulabildim. Rüzgar geminin kuyruk tarafından esmekte fakat dalgalar bizi geriye doğru itmekteydi. Ansızın dümen, büyük bir güçle bizi sağ tarafa savuran gemiyi yönlendiremez oldu. Etrafımızda deniz fokurdayıp köpürdü ve garip bir yağlı boya görüntüsüne bürünüverdi. Peşi sıra ise denizin derinliklerinden yüzeye doğru soğuk bir su kütlesi kabardı”[13]

Peki, önceki asırlarda Araplar tarafından bilinen ve dahili dalgaların deniz yüzeyine yansıyan etkilerinin bariz bir şekilde görüldüğü herhangi bir yer var mıdır? Bu, gerçekten de çok uzak bir ihtimaldir. Çünkü Araplar, İslam’dan önce denizcilikle uğraşan bir toplum değildi. Aksine sadece ticari kafilelerle çöllerde yolculuk yapıyorlardı. Ancak Kur’ân’ın inişi ve İslam’ın hızlı bir şekilde yayılmasından sonra denizcilikle uğraşmaya başlamışlardır. Dahili dalgalar hakkında bilgi sahibi olmak ise denizle iç içe olmayı gerektiren bir durumdur.

Eski dönemlerde yaşayan insanlar, sudaki büyük yoğunluk farkı sebebiyle Karadeniz’den Marmara’ya doğru taşan suyun dikkat çeken görüntüsüne şahit olmuş, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndaki akıntılar bu yoğunluk farkına bağlanmış olabilir. Kızıldeniz’i, Akabe Körfezi ve Aden Körfezi’ne bağlayan kanallardaki yoğunluk farkı ise daha azdır. Fakat Arap toplumunun tüm bu olayları duymuş olduğunu var saysak bile onların bu olaylardan hareketle dahili dalgaların varlığının mümkün olduğunu düşündüklerini söylememiz çok zordur. Çünkü denizler hakkında ileri seviyede bir bilgiye sahip olan denizci toplumlar bile, dahili dalgaların yüzeye yansıyan etkileriyle karşılaştıkları halde şahit oldukları bu olayları açıklamaktan aciz kalmışlardır. Ayrıca sıcaklık ve tuzluluk farkına dayalı yoğunluk farklarının neden olduğu sonuçlarla deniz tabanındaki engebelerin neden olduğu sonuçları bilimsel olarak kavrayabilmek, eski asırlarda mümkün değildi.

Denizi gözlemleyen zeki bir insan, yüzeysel dalgaların altında meydana gelen bu dalgaların deniz yüzeyine yansıyan etkilerini algılayabilir. Fakat bizzat dahili dalgaların varlığını bilebilmesi, hayali dahi çok zor olan bir durum olmaya devam etmektedir.

SONUÇ

Bahsi geçen ayet-i kerime şunlara işaret etmektedir:

1. Okyanusların derinlikleri karanlıklarla kaplıdır.

2. Okyanus sularında dahili dalgalar mevcuttur.

3. Dahili dalgaların gerçekleştiği su tabakasının üstünde bir başka su tabakası daha vardır ki üstteki bu tabakada da yüzeysel dalgalar meydana gelmektedir.

4. Üstlerini kaplayan bulutların oluşturduğu karanlığa ilaveten denizdeki bu katmanlar da tedrici bir şekilde karanlık tabakaları oluşturmaktadır.

5. Derin sular aynı anda hem karanlıkları hem de dahili dalgaları içermektedir.

6. Okyanusların derinliklerinin karanlıklarla kaplı olduğu fikri, balıkçılara ve denizcilere garip gelen bir fikir sayılmaz. Fakat okyanuslarda hem yüzeysel hem de dahili dalgaların bulunduğu fikrinin tüm denizci ve balıkçılar tarafından bilinen bir şey olması, ihtimal dahilinde bile değildir. Eskiden beri bazı keskin gözlemcilerin, okyanuslardaki balık hareketlerini veya bazı sıra dışı olayları, okyanuslardaki dahili dalgalara bağladıkları fakat yine de eski dönemde yazılmış eserlerin bu konuya hiç değinmemiş olması şeklindeki bir ihtimal de çok uzak bir ihtimaldir.

İşin hakikati şudur:

Willard Baskom, okyanus dalgalarıyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Okyanuslardaki dalgalar çok karmaşık bir yapıya sahiptir. İster denizciler, ister deniz yolculuğu yapanlar tarafından olsun, iki bin yıldan beri dalgalarla ilgili olarak “Bir şekilde dalgaların oluşumuna sebep olan şey, rüzgarlardır!” sözünden başka bir söz söylenmemiştir. Hâlbuki, okyanuslardaki hareketler, tahmini düşüncelerle anlaşılamayacak kadar kompleks bir yapıdadır.”[14]

Kur'an-ı Kerim’in, 14 asır öncesinde, eşsiz bir incelik ve insanı sürükleyen parlak bir tasvirle bu gerçeğe işaret etmiş olması, gerçekten de insanı dehşete düşürmekte; ruh, Yüce Allah'ın şu kelamında canlı bir olaya şahit oluyormuş gibi coşmaktadır: “Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Nûr, 24/40.)


 

[1]     Ciladi, M., Secchi, P.A, 1885 sur la transparence de la mer: Comptes Rendus des seances de l’Academie des Sciences, pp 100 – 104.

[2]     Fol, H. and Sarasin, E. 1994, Sur la penetration de la lumiere du jour dans les eaux du Lac de Genenve: Comptes Rendus des seances de l’Academie des Sciences, pp 624-627.

[3]     Atkins, W.G.R. and Poole, H. H., The photochemical and photoelectic measurement of submarine daylight: lour. Marine Biological Assoc., V. 16, PP 509-514.

[4]     Jerlov, N.G., 1976, Marine Optics, Elsevier, Am-sterdam, xxxx.

[5]     Clarke, G. L. and Dention, e. J., 1962, Light and animal life, in Hill, M., editor, The sea, v.1, Physical Oceanography, Interscince Publishers, New Yourk, PP. 456-468.

[6]     Ekman, V.W., 1904, On dead water: Scientfic Results, Norwegian North polar Expedition, 1893-1896, V.5, pp 1-162.

[7]     Fiyort: Buzulların açtığı vadiyi denizin doldurmasıyla meydana gelen dik kenarlı, dar, derin girintiler.

[8]     Murray, J., and Hjort, J., 1912, The Depths of the Ocean, Macmillan and Co., London, xx , 821.

[9]     Sverdrup, H. U., Johnson, M. W. and Fleming, R. H., 1942 The Oceans, Their Physics, Chemistry and General Biology, Prentice-Hall, Englewood Cliffs, NJ, x + 1087 pp.; La Fond, E.c., Internal Waves, part in hill, M.N., editor, The sea vil, physical Oceanography, Interscience Publishers, New York, pp 731-751; Cox, C.S., internal Waves, part ii, in hill, M. N., editor, The Sea, v.i, physical Oceanography, intersicince publishers, New York, pp 731-751; Cox, C.S. internal Waves, part ii, in hill, M. N., editor, The Sea, v. I, physical Oceanography, interscince publishers, New yourk, pp 752-763.

[10]    Dietrich, G., 1963, General Oceanography: An introduction, interscience Publishers, New York, xv, 588.

[11]    Bradford, E., 1968, Voyage in search of fabled lands, in Severy, M., editor, Greece and Rome: builders of World National Geography Society, Washington, 74-111.

[12]    Bescom, W., 1959, Ocean Waves in Readings from Seientific American, The physics of Everday phenomena, W. H. Freeman and Company, San Francisco, 62-72.

[13]    Whipple, A.C. The Editors of Time-Life Books, Restless Oceans, 1983, Timelife Books, inc, Alexandria, Virginia.

[14]    Boorstin, D. J., Ch. 24 in The Discoverers, 1983, Vintage Books, New York.

 

     Önceki sayfa    Ana sayfa