|
İNSAN SOYUNUN ORTAYA ÇIKIŞI KUR’ÂN’DA YER ALAN BİLİMSEL
BİR MUCİZEDİR
Dr. Mahmud DEVDAH
Kur’ân Ve Sünnette Bilimsel Mucizeler Uluslararası
Kurulu Bilim Araştırmacısı
Bu araştırma, VII. Kur’ân Ve Sünnette Bilimsel Mucizeler Toplantısı’nda
sunulmuştur
Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyrulmaktadır:
“O halde
insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin. O (ana rahmine atılıp
dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs kemikleri arasından
çıkar. Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir. O günde
gizlilikler açığa çıkartılır. (O günde) onun ne bir gücü olur; ne de bir
yardımcısı”. (et-Tarık, 86/5-10)
Atılıp
dökülen su, meninin vasfını anlatan bir ifadedir. Meni, su damlalarına
benzeyen sıvı bir terkiptir. İçeriği dökülür, hızla hareket eder,
canlıdır. Bu özellik, ayette kendi kendine hareket edebilmeye delalet
eden ism-i fail sigası kullanılarak doğrulanmıştır. Suyun akıcı olarak
nitelenmesi dışında, diğer bütün vasıflar insanla ilgilidir. Zira bu
ayetlerde ele alınan konunun odak noktası insanın yaratılışıdır. İnsanın
yaratılışı, öldükten sonra dirilmenin mümkün olduğuna delalet eder.
“(O
günde) onun ne bir gücü olur; ne de bir yardımcısı”
ayetinde yer alan zamir ile suyun kastedildiğini söylemek doğru
değildir. Bu zamir ile insan kastedilmektedir.
“Şüphe
yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir” ayetinde “onu
döndürmeye” ifadesindeki zamirin de insan yerine kullanıldığını
söylemek daha doğrudur. “Döndürmek” hesaba çekmek için yeniden
yaratmaktır.
“O günde
gizlilikler açığa çıkartılır” ayetinde belirtilen döndürme zamanı
karinesinden hareketle bu değerlendirme yapılır.
“O halde
insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin”, “O (ana rahmine
atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır”, “Şüphe yok ki O, onu
döndürmeye elbette güç yetirendir” ve “(O günde) onun ne bir gücü
olur; ne de bir yardımcısı” ayetlerindeki zamirlerin her birine
farklı bir mana verme zarureti bulunmamaktadır. Bu nedenle “O, omurga
ile göğüs kemikleri arasından çıkar” ayetindeki zamir ile insanın
kastedilmiş olması tercih edilir. Özellikle belirtilmelidir ki, meni
bizzat bu şekilde çıkmaz, testislerden çıkar.
“Çıkarma”
nitelemesi, insandan söz etme temeline bağlı bir açıklama mahiyetinde,
müstakil bir ayette yer almaktadır. Zürriyetin ataların sırtlarından
çıkarılmasından bahsedilerek, şaşırtıcı kudretin, takdirin üstünlüğünün
ve yeniden dirilmenin mümkün oluşu açıklanmıştır. İnsanın dünyaya doğum
yoluyla çıkarılması ile diri olarak yeniden döndürülmesi arasında bir
ilişki bulunmaktadır. Oysa meninin çıkması ile insanın yeniden
diriltilmesi arasında bir bağ bulunmamaktadır.
İnsanın
zürriyetinin sırttan çıktığı şu ayetlerde de beyan edilmiştir:
“Hani
Rabbin Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp almıştı.”
(el-A’râf, 7/172)
“Sizin
sulbünüzden (sırtınızdan/soyunuzdan) olan oğullarınız” (en-Nisa,
4/23)
Kur’ân-ı
Kerîm’de çıkarma fiili meni hakkında kullanılmamışken insan ile ilgili
olarak çok yerde kullanılmış, böylelikle dünyaya doğarak geldiği ve
hesaba çekilmek üzere diriltileceği açıklanmıştır. Sırtta yeni nesiller
var etme aşamaları ile yeni canlının sırtı terk ederek oradan çıkması
arasındaki mükemmel incelik tüyler ürperticidir.

5–6 haftalık bir ceninin sırt
bölgesinde, üreme bezlerinin oluşmasını gösteren enlemesine kesit.
Bu bezlerin hücrelerinin henüz
ayrılıp belirginleşmeden önce, omurga ve kaburga kemiklerinin başlangıç
yerlerinin arasından ortaya çıkışı.
Erkeğin
testislerinde ve kadının yumurtalıklarında bulunan hücreler, cenin
aşamasında iken, ana babanın sırt bölgesinde bulunur. Daha sonra bunlar
omurga kemikleri ile sırt kemiklerinin başlangıç yerleri arasından
sırttan çıkarlar. Yumurtalıklar rahmin yanında pelvise doğra giderken
testisler sıcaklığın daha az olduğu skrotuma (torbalara) ilerler. Aksi
takdirde canlı sperm üretiminde başarısız olur ve yolculuğunu
tamamlamazsa kansere dönüşmeye maruz kalır.
“O,
omurga ile göğüs kemikleri arasından çıkar” tabiri, neslin ortaya
çıkış sürecini tarif etmek için yeterlidir. Takdir etme, güç yetirme, en
güzel ve en sağlam biçimde yaratma şeklinde yaratılışa delalet eden tüm
hadiseleri ihtiva eder. Öncelikle omurga ve göğüs kemiklerinin
arasındaki bölgeden kesin olarak yerleşeceği bölgeye kadar
zürriyetlerdeki başlangıçlarda yaratılıp karındaki iç organlardan
ayrılıştan itibaren ana babanın doğumuna, erişkinlik çağına gelip
evlenmelerine ve yeni bir nesil yaratılmasına değin her şey bu ifadede
yer almaktadır. İnsan nesli terkibi bakımından henüz yok sayılabilecek
spermden, meniden yaratılır. Ancak bu meni canlıdır, yumurta ile
birleşmek için kendiliğinden fışkırır. Sperm ve yumurtanın
birleşmesinden embriyo meydana gelir. Meydana gelen yeni canlıda da aynı
işlev yani “çıkma fiili” devam eder. Böylelikle dünyaya gelip gelişmesi
için yaratılmakta olan cenin aracılığıyla da nesil devam ettirilmiş
olur. Ancak doğup gelişen insan kendisini yaratandan gafil olur. Her bir
insanın serüveni olarak bu devamlı yenilenen yaratılış güzelliği Alîm ve
Hakîm olan tarafından, tüm bu hadiseleri ihtiva eden “çıkma” ifadesi ile
anlatılmıştır.
“Çıkar”
Başka hangi
güç ve kudret yaratılışı böyle ifade edebilir?
Sürekli
yenilenip duran tüm bu haller, eşsiz ölçüler ve insanı hayrete düşüren
bu güç karşısında akla sadece şu sezgi gelebiliyor:
Gerçekten
yeniden diriltileceğim ve hesaba çekileceğiz!
İşte bu
şekilde hitap bağlanıyor. İnsanı önce, var edilişindeki kudret
sahnelerinden bir ışığa, ardından da aciz ve yardımcısız kalacağı son
durağıyla yüzleşmek üzere kendisiyle baş başa kalma sahnesine taşıyor.
Bu intikalin hızla olması, ilâhî takdîre, Allah’ın kudretinin
tecellisine ve yaptığı işlerin hikmetine vurgu yapılmasından
kaynaklanmaktadır. Bu vurgu “Şüphe yok ki O, onu döndürmeye elbette
güç yetirendir” ifadesi ile gerçekleşmektedir.
Müfessir
el-Kelbî, “Şüphe yok ki O” ifadesindeki zamir ile Allah’ın, “Onu
döndürmeye” ifadesinde yer alan zamir ile de insanın kastedildiğini
belirtmektedir.
El-Merâğî
ise, “O halde insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin”
ayetini, “İnsan, aklını kullanarak yaratılışının başlangıcını düşünsün
ki kendisini yaratanın gücünü ve onu yeniden yaratmaya kadir olduğunu
anlayabilsin” anlamında tefsir etmiştir.
“O (ana
rahmine atılıp dökülen bir sudan yaratılmıştır. O, omurga ile göğüs
kemikleri arasından çıkar.”
İşte,
bilimin on üç asır sonra farkına varıp keşfettiği ve ispatladığı ilmî
gerçekler…
Bu ayetlerin
açıkladığına göre, insan nesli, omurga ve sırt kemiklerinde yer
almaktadır. Embriyoloji, erkeğin sperm ve kadının yumurta hücrelerinin
menşei ile ilgili bu ayetleri açıklarcasına insanı hayrete düşüren
açıklamalar yapmaktadır. Yumurta ve sperm hücrelerinin her biri
başlangıçta omurga ve sırt kemikleri arasına denk gelecek şekilde
böbreklere yakın bir yerde bulunmaktadır. Burası, yaklaşık olarak omurga
kemiklerinin ortası ile göğüs kemiklerinin alt kısmıdır. Yumurta ve
sperm hücreleri ilk ortaya çıktıklarında, atardamarda çoğaldıklarında ve
sinirlere bağlandıklarında daima bedende omurga ve sırt kemikleri
arasında bulunurlar. Bu durum Kur’ân-ı Kerîm’de söylenenleri ve
âlemlerin Rabbi’nin gönderdiklerini tasdik etmektedir. Bilim bu gerçeği
çok yakın bir zamanda, Kur’ân nazil olduktan on üç asır sonra
keşfedebilmiştir. Sperm ve yumurta hücrelerinin her biri gelişimini
tamamladıktan sonra bildiğimiz yerlere iner. Sperm, skrotumda
(torbalarda) yerini alıncaya kadar inerken yumurtalıklar rahmin
yakınında pelvise doğru ilerler. Zaman zaman bu inme işlemi
tamamlanamaz, sperm yolda durur ve torbalara inmez. İşte bu durumda
cerrahi müdahale gerekir. İnsanın yaratılışı ile ilgili olarak tüm bu
bilgiler doğru bir düşünceye sevk edecek olursa, ilahi ahkâmda
belirtildiği üzere, ahiret gününde yeniden dirilmeyi tasdik etmek
kolaylaşacaktır.
“Şüphe
yok ki O, onu döndürmeye elbette güç yetirendir”
Yani, insanı
başlangıçta yaratmaya güç yetirenin, onu ölümünden sonra yeniden
diriltmeye de gücü yeter.
Ayetlerdeki
tüm ifadelerde Yaratıcının gücü çok bariz bir biçimde ortaya
konulmaktadır. İnsan ile ilgili sahnelenenler aktarıldıkça, insanı
tekebbürden arındıracak pırıltılar ile insan hakkında ğaybî bilgiler
verildikçe, insan, özü ile karşı karşıya gelir, hayatı sona erdiğinde
akıbetinin ne olacağını bilir, aslı itibari ile bir hiç olduğunu anlar.
İnsanın açıkça gurura kapılıp büyüklenmesi sahnesi karşısında ise “o
halde” diye söze başlanarak delil getirilmektedir.
“O halde”
edatı, hazfedilmiş (cümle içinde belirtilmeyip atlanmış) bir ifadeden
sonra kullanılır. Burada da insanın içinde gizlenen düşünceyi açığa
çıkarmaktadır:
“O halde
insan neden yaratılmış olduğuna bir bakıversin.”
Bu sanki
kınayarak haykıran bir çığlık:
Vicdanın
sana söylemiyor mu?
Bu
muhakemede, deliller apaçık ortaya konulunca, zan ve şüphe içindeki
insanın yenilmekten başka seçeneği kalmıyor. Cenabı Allah adeta şöyle
buyuruyor:
“Bunları
yapanın ölüleri diriltmeye gücü yetmez mi?” (el-Kıyame, 75/ 40)
Sırları
açığa çıkaran bu en küçük sahne, kıyamet günü sahnesine benzemektedir:
“O günde
gizlilikler açığa çıkartılır” (et-Tarık, 86/9)
Sahnelerin
bir araya getirilişini bir düşün! Perdeler açılmadan önce öyle müthiş
bir tasvire yer verilmektedir ki kapandıktan sonra bile zihinlerde
insanın akibeti ile ilgili pek çok fotoğraf kalmaktadır. Kulaklarda
Yaratıcının gücünden bir an olsun şüphe edenlere vâdedilen alevler
yankılanır.
Vahiy eseri
olduğu ileri sürülen hiçbir kitabın sahip olamadığı düzeyde kapsamlı,
orijinal ve akıllara durgunluk verici bir üslup! Tasvirde ve mana
zenginliğinde zirveye ulaşmış… Lafzî îcazda en üst noktada yer almakta!
Ayetlerin nazil olduğu zamanda herhangi bir insanın idrak etmesi mümkün
olmayan bu bilimsel açıklamalar, bu gün davetçilerin elinde, son
peygamberliğin delillerinden biri olmaktadır.
|