KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU                          Önceki sayfa   Anasayfa

SİNENLER… AKIP AKIP YUVASINA GİDENLER…

“Şimdi yemin ederim o sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara), O akıp akıp yuvasına gidenlere.” (Tekvir 81/15- 16)

Dr. Zaglul en-Neccâr

Bu iki ayet-i kerime, dil bilimi açısından şuna işaret etmektedir: hunnes , cevari ve kunnes üstüne kesin yemin ederim. Burada akla gelen soru şudur: hunnes ve elcevari el künnes. Rabbimiz’in (c.c.) üzerine kesin bir şekilde yemin ettiği “el- hunnes” ve “el cevaril künnes” nedir? Bu soruya cevap vermeden önce şunları belirtmemiz gerekir:

1- Önemli bir Kur’âni gerçeği vurgulamamız gerekir. O da şudur: Yemin ifadesiyle indirilen Kur’ân ayetleri üzerine yemin edilen nesnenin büyüklüğüne, evrenin hareketinin düzenlenmesindeki veya hayatın hareketinin yol bulmasındaki önemine yahut her ikisinde de önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmek üzere bunun gibi kesin ifadelerle gelir. Çünkü Allah’ın (c.c) kullarına yemin etmeye ihtiyacı yoktur.

2- Kur’ân-ı Kerim’de artarda belli sayıda nesneler üzerine yapılan yemin, muhakkak surette bu nesnelerin birbiriyle bağlantılı olmasını gerektirmez. Tıpkı Tekvir suresinde ve onun dışında çok sayıda Kur’ân-ı Kerim surelerinde olduğu gibi.  Zariyat Suresi, Tur Suresi, Kıyamet Suresi, İnşikak Suresi, Buruc Suresi, Fecr Suresi, Beled Suresi, Şems Suresi, Adiyat Suresi örnek gösterilebilir.

Bundan dolayı Tekvir Suresindeki ilk yemini “Hunnes” ve “el-cevari el künnes” içindir. Hemen sonraki iki ayette yer alan yemin ile Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Kararmaya yüz tuttuğunda geceye, Ağarmaya başladığında sabaha andolsun” (Tekvir 81/17, 18) Bu iki yemini birbiriyle irtibatlandırma gereği olmadığına işaret etmek bundan dolayı gereklidir.

Ne yazık ki tefsir âlimlerinin çoğu, hakkında yemin edilen nesneler arasında irtibat kurmuşlardır. Bu iki ayeti kerimenin böylece işaret ettikleri anlamı doğru anlamaktan uzak kalmışlardır.

3- Kur’ân-ı Kerim’de hakkında yemin edilen kozmik nesneler, yaratıcının kudretinin mutlak oluşuna, sanatının mükemmelliğine, hikmetinin eksiksizliğine, ilminin şümulüne tanıklık etmektedir. Bundan dolayı ayeti kerimelerin işaret ettikleri anlamları, insanın evreni ve evreni oluşturan parçalar ve onları yöneten ilahi kurallar hakkında bilgi dairesi genişledikçe bu iki ayetin işaret ettiği anlamları da tekrar gözden geçirmemiz gerekir. Böylece Hz. Mustafa’nın (a.s) “Kur’ân-ı Kerim’in şaşırtıcı yönleri bitmeyecek, reddin çokluğuna rağmen eskimeyecektir” nitelemesi gerçekleşip, Allah’ın (c.c) kitabındaki mucizevî yönlerinin en bariz yönü olan her asırda yaşayanların kendisinde değişik manalar gördüğü ayet veya ayetlerin sınırlı kelimelerle gelmesi tahakkuk etmektedir. Bu anlamlar insanın bilgi dairesi genişledikçe artar. Bu anlam genişlemesi zıtlık içermeyen bir gelişme çerçevesinde olur. Bu da ancak Allah Teala’nın sözü için mümkündür.

4- “kararmaya yüz tuttuğunda gece, ağarmaya başladığında sabah” hakkında yemin edildikten sonra bu yeminin cevabı gelmektedir: “O kerim bir elçinin sözüdür.” (Tekvir,81/ 19) Bu yeminin cevabının anlamı şudur: Bu Kur’ân-ı Kerim –ve kıyametin dehşetli hallerini, kıyametle birlikte meydana gelecek olan ve yaratılmışların yok olmasına kainatın yıkılmasına yaratılmışların yeniden yaratılmalarına götürecek olaylar ve evrensel değişimleri niteleyen, Tekvir Suresi’nin başında zikredilen ayetler- yaratıcı Allah’ın, peygamberlerin sonuncusuna (a.s) Allah’a yakın gök meleklerinden bir meleğin aracılığıyla vahyedilmiş bir sözüdür. Bu melek Allah katında değerlidir. Yaratıcı Allah’tan bilgi getiren bu melek, güvenilir Cebrail’dir (a.s). Sözün ona atfedilmesi, peygamberlerin sonuncusuna (a.s) bilgi getirmesi sebebiyledir. 

5- Bu büyük Kur’ânî yemin, peygamberlerin sonuncusuna inen ilahi, son vahyin hak oluşunu vurgulama bağlamında gelmiştir. O Peygamber bütün insanlara küfrün, şirkin ve sapıklığın karanlıklarından sadece yaratıcı Allah’a halis olan tevhide ortak, benzer veya onunla çekişme içinde olan kimseyi kabul etmeksizin insanları tevhide, vahşiliğin anarşisinden imanın sınırlama ve ölçülerine taşımak için gelmiştir. İnsanın tüm kabiliyetleriyle Allah’ın ona bahşederek yükselttiği, yüceltme makamına ulaşmasını sağlamak ve dinlerin zulmünden Rahman’ın adaletine taşımak üzere gelmiştir. Yine bu vurgulayıcı yemin, vahyi peygamberlerin sonuncusuna taşıyan meleğin bazı sıfatlarını belirtmiş; bu vahyi Rabbinden alıp güvenilir şekilde kavmine ulaştıran son Peygamberin bazı sıfatlarına da işaret etmiştir. Peygamber Rabbinden aldığı vahyi kavminin onunla inatlaşmasına, söylediklerinde şüphelenmelerine, onu (a.s) yalancılıkla itham etmelerine, kimi zaman deli olduğunu söyleyerek (ki o onlar tarafından akıl sahibi ve yüce ahlak sahibi olduğuna dair tanıklık edilen bir kişiydi) kimi zaman –haşa- ona bir şeytanın geldiğini iddia ederek (ki o onların arasında doğru konuşan, güvenilir diye biliniyordu) yalancılıkla itham etmelerine rağmen rabbinden aldığı vahyi kavmine güvenilir bir şekilde ulaştırmıştır. Kavminin bu iddiaları hastalıklı hayallerinden ötürüdür. Onlara, her şaire gelen ve benzeri olmayan nazım parçaları getiren, kâhinlere de gaybtan haber getiren bir şeytanın geldiğini tasvir eden hayallerinden dolayı bu iddialarda bulunuyorlardı. Resulullah (a.s) tüm bu küfrü, inkârı, zulmü, sabırla, tahammülle ve Allah’tan sevabını bekleyerek rıza ile karşılamıştır. Nihayet Allah Teala ona galip gelmeyi, muzaffer olmayı nasip edinceye kadar sürmüştür. Emaneti eda etmiş, peygamberlik mesajını bildirmiş, insanlığa nasihatte bulunmuş ve kendisine ölüm gelinceye kadar Allah’ın yolunda cihada teşvik etmiştir.

Tekvir Suresi Kur’ân-ı Kerim’in âlemlere bir hatırlatma olduğunu vurgulayarak sona ermiştir. Sure, bazı insanların Kur’ânı Kerim’i inkar etmelerinin, ondan yüz çevirmelerinin ve diğer bazılarının ise ona iman edip, onun rehberliğine sıkı sıkıya tutunmalarının Allah Teala’nın insanların iradesine, uygun olacak şekilde onların seçimine bıraktığı bir dava olduğunu belirtmekle son bulmaktadır. Bununla beraber bu insan iradesinin, Allah’ın isteği dışına çıkmadığına inanılmaktadır. O’nun isteği dışına çıkamayan tüm insanları Allah, kendisine iman etmeyi sevme özelliğine sahip yaratmıştır. Allah peygamberler aracılığıyla hidayetini indirerek onlara iyilikte bulunmuştur. Güvenilir Cebrail’in, Hz. Peygamber (s.a.s)’in kalbine indirmiş olduğu son vahiy ile bu peygamberlerin mesajları mükemmel şeklini almıştır.

Tüm bunlara rağmen ne kadar zeki ve göz açık olsa bile Allah Teala’nın başarılı kılması olmaksızın Allah’ın yolunda doğru şekilde gitmeye güç yetiremez. Bu tüm insanlara âlemlerin rabbinden her zaman hidayeti (doğru yolu bulmak için rehberliği) istemleri için açık davettir.

Surede yer alan nesneler üzerine yemin, bu nesnelerin evrendeki işlerin yolunda devam etmesi ve evrende hayatın düzenli olması için önemli olduklarını vurgulamak içindir. Yine yemin ilahi kudretin sınırsızlığına delalet etmesini de vurgulamak içindir. Üzerine yemin edilen nesneleri yaratan, durumlarını hareketlerini insanı şaşırtan incelik ve büyük bir hikmetle yaratan-düzenleyen ilahi kudretin mutlak oluşuna işaret etmesinin büyüklüğünü de vurgulamaktadır.

 

Arap dilinde ‘hunnes’ ve ‘cevari’ ‘kunnnes’ lafızları

 

İbn Faris adlı Arap dili bilgininin (v.395 h.) Mu’cem mekayiis el-luga (thk. Abdüsselam Harun, c. V. 1972. II. Baskı s. 141, 223) adlı eserinde ve diğer sözlüklerde hunnes ve kunnes lafızları için dil bilimsel tanım yer almıştır. Bu tanımlarla hunnes, cevari ve kunnes kelimelerini Tekvir Suresi’nin iki ayetinde yer aldıkları gibi işaret ettikleri manayı anlamada bu tanımlar şu şekilde kullanılmalıdır. :

1- Hunnes: Hunnes: Arap alfabesinden Ha, Nun ve Sin harflerinden oluşan kelime kök halindedir. Gizlenmeye ve örtünüp saklanmaya işaret eder. “Hunnes” gizlice gitmek anlamındadır denilmiştir. “Hakkını gizlice aldım” anlamını ifade için hanestu ve ahnestu lafızları kullanılır. Yine batış noktasında gizlenen yıldızlar için de hunnes denir. Bazıları: ‘Yıldızlar gündüz vakti gizlendikleri, geceleyin çıktıkları için hunnes diye isimlendirilmişlerdir’ demiştir. Aynı kökten hannas şeytanın sıfatları arasındadır. Çünkü Allah zikredildiğinde gizlenir. Burun kemiğinin düşüklüğünü ifade için de kullanılır.

Buradan şu anlaşılmaktadır: ‘Hunnes’ lafzı gözden kaybolan anlamına gelen ‘hânis’ kelimesinin çoğuludur. Bu kökten türemiş hanese fiili gizlendi, saklandı anlamına gelir. Ceylan için bu fiil, onu gözetleyenlerin gözünden kayboldu anlamında kullanılır. Aynı kökten mastar ‘hunus’ gecikme, büzülme ve saklanma manalarına gelir. Bir kişinin diğerini saklaması için de kullanılır. Bir kişinin diğerini bırakıp geçip gitmesi manasında da kullanılmıştır.

2- Cevari: Cariye kelimesinin çoğuludur. Bu kelimenin anlamı yörüngesinde cereyan eden demektir. (yüzen) Ceriy mastarından türetilmiştir. Hızlı şekilde geçmek anlamındadır.

3- Kunnes : Kaf nun ve sin harfleri iki kök oluşturur. Bunlardan birisi bir şeyi, diğer şeyin yüzünden kaldırmak onu ortaya çıkarmak anlamında kullanılır. Diğer kök ise gizlenme manasına gelir. Birinci kökten türeyen fiil (kenese), ev için kullanıldığında “toprağı evin zemininden kaldırdı” (süpürdü) manasına gelir. Aynı kökten türetilen ‘miknese’ süpürme aracıdır (süpürge). Süpürülen şeye ‘kenase’ denir. Diğer kökten türeyen ‘kenas’ ceylanın evidir. Fiili yapan için kullanılan ‘kanis’, evine (kenas) giren ceylandır. Kunnes: -ceylanların evlerine (kenas) girdikleri gibi- burçlarına giren yıldızlardır. Ebu Ubeyde şöyle der: Batış noktasında kaybolmaları için bu kökten fiil kullanılır. “Kunnes, kenes işini yapan anlamında kanis kelimesinin çoğuludur da denilir. Yahut gizlenen manasınadır. Bu anlam ceylanın ağaç dallarından edindiği evine (kenas) gizlenmesinden türetilmiştir. Yine kumu evine ulaşıncaya dek süpürdüğünden böyle isimlendirilmiştir. Kanaatimce künnes, süpürme işini yapan anlamındaki ‘kanis’in çoğuludur. Düzenli çoğulu “kanisun” lafzıdır. Yahut ‘kennas’ lafzının çoğuludur. Bunun da düzenli çoğulu ‘kennasun’ dur. Her iki lafız bir şeyi başka şeyin yüzünden kaldırma, sıyırma işini yapan kimse için kullanılır. Çünkü ayeti kerimedeki ‘kunnes’ lafzıyla kenara çekilen, gizlenen anlamının kastedilmesi akla sığmamaktadır. Bu anlam hunnes lafzıyla zaten ifade edilmiştir. Fakat kunnes ve hunnes lafızlarının aynı manada anlaşılması tefsir alimlerinin  çoğunun şu görüşü dile getirmelerine sebep olmuştur: “Hunnese, cevari ve kunnese yemin ederim sözünün anlamlarından birisi ışık saçan yıldızlara kesin şekilde yemin ederim şeklindedir. O yıldızlar ki gündüz gizlenir, geceleyin gözükürler. -Bu hunnesin karşılığıdır.- Yörüngelerinde yüzer daha sonra batma zamanı ceylanın mağarasında (kenas) gizlendiği gibi gizlenirler.- bu da cevari ve kunnes’in karşılığıdır.-” Tefsir bilgini Kurtubi şöyle der: Onlar gündüz gizlenen (hunnes) ve geceleyin ortaya çıkan, batma zamanı da ceylanın mağarada gizlendiği gibi gizlenen (kunnes) yıldızlardır. Mahluf ise, Allah Teala ufkun üstünde olmasına rağmen ışığı gözlerden gündüz vakti gizlenen (hannas) geceleyin gözüken ve batmaları zamanı tekrar gizlenen (kunnes) yıldızlara yemin etmiştir, der. Bu tekrar gizlenmeleri, ceylanın evinde (kenes) gizlenmesi gibi, ufkun altına inmeleridir. Bazı son dönem tefsir bilginleri, Onlar gizlenen (hunnes) gezegenlerdir, şeklinde açıklarlar. Yani gökteki turlarında geri dönüp yörüngelerinde yüzen ve gizlenen gezegenler.

Tüm bu anlamların doğru olması mümkün olmakla beraber, görüşüme göre bu iki ayet-i kerimedeki niteleme (hunnes ve cevari kunnes’e yemin olsun) insanı hayrette bırakan kozmik bir gerçeğe tamı tamına uymaktadır. Bu şaşırtıcı kozmik gerçek bu gün astronomi bilginlerinin kara delikler diye isimlendirdikleri yıldızların yaşamlarında önemli bir aşamayı göstermektedir. Bu bilimsel gerçek ancak 20. yy.ın sonlarına doğru keşfedilmiştir. Çoğunluğu okuma yazma bilmeyen bir toplumda, okuma yazma bilmeyen bir peygambere (a.s) 1400 yıl önce indirilen Kur’ân-ı Kerim’de bu gerçeğin bilimsel tabirlerle yer alması, Kur’ân-ı Kerim’in yaratıcı Allah’ın sözü olduğunun ve doğruluğunun tanığıdır. O yaratıcı bu evreni ilmiyle, hikmetiyle, kudretiyle var etmiştir. Yine bu olayın Kur’ân-ı Kerim'de yer alması, Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s) vahiy ulaştığının, göklerin ve yerin yaratıcısı tarafından öğretim aldığının doğruluğuna şahit olduğu gibi; kendi arzu ve isteğine göre konuşmadığının, ona indirilenin Allah’tan vahiy olduğunun doğruluğuna da şahittir.

Bazı çağımız Müslüman astronomi bilginlerinin bakış açısıyla: ‘Hunnes, cevari Kunnes’

Bazı çağımız Müslüman astronomi bilginleri, Kur’ân’daki ‘Hunnes, cevari ve kunnes’ nitelemelerinin kuyruklu yıldızlara ait sıfatlar olduğunu düşünmektedirler. Kuyruklu yıldızlar az kütleli gök cisimleridir, (bir tanesinin kütlesi yerkürenin kütlesinin milyonda birine dahi neredeyse ulaşamaz) fakat kuyrukları ile dikdörtgen şeklinde ve uzundurlar. Uzunlukları 150 milyon km. ye kadar ulaşabilir. Bu onları güneş sistemindeki en büyük gök cisimleri haline getirir. Güneşin çevresinde elips şeklinde yörüngelerde hareket ederler. Güneş yörüngenin bir tarafında yer alır. Bizler onları güneşe yaklaştıklarında görürüz. Bu yörüngeler yer çekimi kuralına uyum göstermezler. Belli bir merkeze sahip olmama ve dünyanın yörüngesinin düzeyine daha çok meyletme özellikleri vardır. Bu durum kuyruklu yıldızların periyodik olarak uzayan ve kısalan dönemler içinde gözüküp gizlenmesine sebep olmaktadır. Kuyruklu yıldızlar, esasında kar ve toz karışımından oluşurlar. Bir kuyruklu yıldızın başı ve kuyruğu vardır. Başının bir çekirdeği bulunmaktadır. Çekirdeğin çapı birkaç kilometreye ulaşır. Kardan ve tozdan ibaret bir yuvarlaktır. Gazlardan ve tozlardan oluşan bir hale onu çevreler. Bu halenin çevresinde hidrojen gazından bir bulut yer alır. Bu bulutun çapı bir milyon km. ye ulaşabilir. Kuyruklu yıldızları oluşturan toz kimyasal ve madeni bileşiminde bazı göktaşlarının bileşimine benzer. Kar ise su, karbondioksit, amonyak ve metan gazlarından bir karışımdır. Güneş ışınları ve güneş rüzgârlarıyla tepkimeye girmesiyle, kuyruklu yıldızın başından, gazlardan, buharlardan ve tozlardan oluşan ve uzunluğu 150 milyon km. ye erişen bir kuyruk uzanır. İşte bu sebepten kuyruklu yıldız diye isimlendirilirler. Birçok kuyruklu yıldızın iki kuyruğu vardır. Birisi topraktır ve güneş ışınlarında sarı renkte gözükür. Diğeri ise plazma halindeki iyonlaşmış gazlardan oluşur. (Elektronlar ve iyonlar) Güneş ışınlarında mavi renkte gözükür. Gazdan oluşan kuyruk, güneş rüzgârlarının etkisiyle kuyruklu yıldızın başının arkasında düz bir çizgi doğrultusunda uzanır. Öte yandan topraktan oluşan kuyruk ise, kuyruklu yıldızın başının arkasında yukarıya doğru yumuşak şekilde kıvrılır. Bu iki kuyruk birlikte tek kuyruklu yıldızda yahut bunlardan birisi tek kuyruklu yıldızda güneş ışınlarının tersi yönünde bulunabilir. Biraz sapma gösterir. Bunun sebebi kuyruklu yıldızın başının çekirdeğinin dönmesidir. (kütlesi 100 milyon ile 10 milyon kere 10 milyon ton arasıdır) Kuyruklu yıldızın uzunluğu boyunca sabit bir manyetik alanı vardır. Bu grup çağımız Müslüman astronomi bilginlerinin dayandıkları Kur’ân’daki hunnes, cevari kunnes nitelemesi ile kuyruklu yıldızlar arasındaki benzerlik yönüdür: Kuyruklu yıldız güneşe yaptığı hızlı bir ziyaret ile güneşin civarında birkaç günle birkaç ay arasında değişen bir süre geçirir. Böylece bizlere açık seçik gözükür. Dönüşün çoğu süresini ise güneşten uzak geçirir. Böylece bizden tamamen gizlenip saklanır. Güneşe yaklaştığı zaman bize gözükür. Kısa bir süre içerisinde döner ve tamamen gözlerden kaybolur. İşte bu gizlenmeyi (hunnes kökünden) hunus olarak kabul ediyorlar. Fakat hunnes diye geçen Kur’an nitelemesi tam gizlenmeyi ifade eder. Önce gözüküp sonra gizlenmeyi değil.

Kara delikler nedir? :

Kara delik, üstün yoğunluğu ve şiddetli çekim gücüyle öne çıkan gök cisimlerinden birisi diye tanımlanır. Öyle ki ne madde ne enerjinin değişik şekilleri –ışık da bunlardandır-  kara deliğin çekiminin etkisinden kurtulamaz. Kara delik olay ufku diye bilinen bir yüzey ile sınırlıdır. Bu ufkun içine düşen bir şeyin dışarı çıkması yahut sınırları içinden herhangi bir işaret göndermesi mümkün değildir. 20. asrın ilk üçte birlik diliminde teorik hesaplar bu tür yüksek yoğunluktaki ve şiddetli çekime sahip gök cisimlerinin varlığının mümkün olduğundan bahsetti. (Karl Schwars child,1916 Robert Oppenheimer,1934) Ne var ki, ancak 1971 yılında nötron yıldızları keşfedildikten dört yıl sonra keşfedilebilmiştir. 1967 sonbaharında iki İngiliz uzay bilimcisi Tony Hewish ve Jocelyn Bell, küçük hacimde (yaklaşık 16 km. çapında) gök cisimleri bulduklarını ilan ettiler. Bu küçük gök cisimleri hayret verici süratlerle kendi eksenleri etrafında dönüyorlardı. Öyle ki birkaç saniye ile saniyenin fark edilemeyecek kadar küçük bölümleri arasındaki bir sürede bir turu tamamlıyorlardı. Düzenli radyo dalgaları üretiyorlardı. Bu radyo dalgaları bunların 1 cm3 için 1 milyar tonu bulan çok yüksek yoğunluğa sahip nötron yıldızları olduğunu kesinleştirdi.

1971 yılında astronomi bilginleri bazı normal yıldızların sel gibi X ışınları yaydığını keşfettiler. Buna gözle görülemeyen, son derece yüksek yoğunluğa ve yüksek şiddette çekim alanlarına sahip gök cisimlerinin etkisi altına girmelerinden başka bilimsel bir açıklama getiremediler. Bunun da sebebi normal yıldızların kendilerinden x ışını yayma güçlerinin olmamasıdır. Bu gizli yıldızlar kara delikler diye adlandırılırlar. Onlara uğrayan yahut çekim alanına giren -kozmik tozlar, gazlar, değişik gök cisimleri gibi- her maddeyi ve enerjiyi değişik şekilleriyle yutmaya yeten yüksek gücünden ötürü delik diye adlandırılırlar. Kara diye nitelenmesinin sebebi ise tümüyle karanlık olmasından ötürüdür. Çünkü ışık saniyede yaklaşık 300000 km. takdir edilen yüksek süratine rağmen çekim alanından kurtulamamaktadır. (299792,458ş  km/sn) Kara delikler yıldızların yaşamlarında yaşlılık dönemi olarak kabul edilirler. Bu dönem patlamasından ve yıldızın maddesinin nebulaya dönüşmesinden önceki merhaledir. Bilim adamları şu ana kadar bunun nasıl meydana geldiğini bilememektedirler.

Kara delikler nasıl oluşurlar ?

Daha önce de bahsettiğimiz gibi kara delikler yıldızların yaşamında yaşlılık dönemi olarak kabul edilirler. Nasıl oluştuklarını anlayabilmek için o yıldızların yaşamlarında daha önceki merhaleleri bilmemiz gerekir. Yıldızların çoğunluğu bileşkesi gaz olan gök cisimleridir. Çok şiddetli sıcaklıkları vardır. Alevlidirler. Kendilerinden ışık yayarlar. Bileşimlerinde, evrenin görülen kısmının maddesinin % 74 ünden fazlasını oluşturan hidrojen gazı çoğunluktadır. Yıldızların içerisinde atomları nükleer füzyon denilen bir işlemle birleşirler. Bu işlemde muazzam bir enerji yayarlar. Atom ağırlığı Hidrojenden daha yüksek olan elementler oluştururlar. (Bilinen elementlerin en hafifi ve atomsal yapısı yönünden en basit olanı hidrojendir. Bu yüzden günümüzde 105 tanesi bilinen elementlerin periyodik cetvelinde ilk haneye yerleştirilmektedir.) Yıldızlar başlangıçta Nebula’yı oluşturan kozmik dumandan yaratılırlar. Bu gök boşluğunda yayılır ve onu doldurur. Yıldızlar Nebula’nın içinde kuvvetli girdapların tesiriyle oluşurlar. Bu girdaplar maddenin ağırlık yönünden birbirini çekmesi sonucunu ve kendi üzerinde yoğunlaşmasını doğurur. Bunun sonucunda yıldızın yaratılması için gerekli kütle toplanıncaya dek yoğunlaşır ve içinde nükleer füzyon işlemi başlar. Bu birleşmeden enerji ve ışık yayılır. Doğumlarından sonra yıldızlar ardı ardına merhalelerden geçerler. Çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ihtiyarlık merhalelerinden geçerler. İhtiyarlık merhaleleri kara delik şeklinde olmalarıdır. Bundan sonra patlayacakları ve tekrar dumana dönüşecekleri zannedilmektedir. Şu ana kadar bunun nasıl olduğunu bilmemekteyiz. Yıldızların yaşam dönemlerinden bildiğimiz dönemler şunlardır: Asıl sıra yıldızlar, dev kırmızı yıldızlar, beyaz bodur yıldızlar, siyah bodur yıldızlar, nötron yıldızları ve kara delikler.

Nükleer füzyon işleminin sonucunda yıldızın içerisinde hidrojen oranı eksilmeye başlayınca ve bu işlem sonucu ortaya çıkan helyum gazının oranı artmaya başlayınca yıldızın enerjisi peyderpey yok olmaya, tam ortasında sıcaklık derecesi 10 milyon Kelvine ulaşır. ( 0 C = 273 Kelvin) Bu yeni bir füzyon işlemi döngüsünün başlamasına ve daha çok enerjinin yayılmasına sebep olur. Bu da yıldızın hacminin yüzlerce kat katlanmasına sebep olur ve o zaman ona kırmızı dev yıldız adı verilir. Nükleer füzyon işleminin ardı ardına meydana gelmesiyle yıldız daha fazlasını üretemediği enerjisini tüketmeye başlar. Bu hacminin küçülmesine ve yıldızın yıkım yaşamasına sebep olur. Oluşmaya başladığı andaki esas kütlesine göre ya beyaz bodur yıldıza ya nötron yıldızına veyahut kara deliğe dönüşür. Yıldızın başlangıç kütlesi güneşin kütlesinden daha az ise yıldızın maddesindeki elektronlar küçülmesine başlangıçta direnç gösterirler. Sonra bu dirençleri kırılır ve yıldız küçülmeye başlar yerkürenin hacminden daha az bir hacme ulaşıncaya kadar da küçülmeye devam eder ve beyaz bodur yıldıza dönüşür. Yıldızların yaşamının bu merhalesi belli sayıda dev nükleer patlamalara maruz kalabilir. Bu patlamalar yıldızın içindeki basıncın artması sonucunu doğurur. Bu merhaleye birden parlayan yıldız (Nova) adı verilir. Eğer beyaz bodurun içinde basınç birikimi artarsa tümden patlar ve gökte güneşimiz gibi bir milyar güneşin ışığına yakın bir ışık saçar. Bu merhale ise Süpernova diye adlandırılır. Bundan sonra beyaz bodur yıldız yok olur ve maddesi dumana dönüşür. Bu tezahür hemen her galakside her yüzyılda bir kere meydana gelir. Fakat evrenin görebildiğimiz kısmında büyük sayıdaki galaksilerden ötürü görebildiğimiz evrende her saniyede bir kere meydana gelmektedir. Eğer yıldızın başlangıç kütlesi güneşin kütlesinden daha fazla ise enerjisinin tükenmesi esnasında yıkıma uğrar ve nötron yıldızına dönüşür. İçinde protonlar elektronlarla birleşerek nötronları oluştururlar. Bu nötron yıldızı bir saniyede yaklaşık 30 kere zonklar. Bundan dolayı zonklayan yıldız veya atarca yıldız adıyla bilinir. Bir de atarca olmayan nötron yıldızlar vardır. Bu nötron yıldızları eğer başlangıç kütleleri buna izin veriyorsa kara delik olma merhalesine kadar yıkım yaşamaya devam ederler. Eğer yıldızın başlangıç kütlesi güneşin kütlesinden yaklaşık 1,5 kat (güneşin kütlesinin 1,4 katı kadar) daha fazla, güneşin kütlesinin beş katından daha az ise o zaman hacminin küçülme işlemi çapı 10 km. yi aşmayan bir nötron yıldızına dönüşmesi sonucunu doğurur. Bu isimle adlandırılmalarının sebebi içerlerinde yer çekimsel daralmaya direnç gösterme işini nötronların yapmasıdır. Zira yıldızın kütlesi içerisindeki elektronlar bunu gerçekleştiremezler.

Eğer yıldızın başlangıç kütlesi güneşin kütlesinin beş katından fazla ise elektronlar yahut nötronlar yer çekimsel daralmayla mukavemet edemezler. Ve yıldız kara delik merhalesine ulaşıncaya kadar devam eder. Bu merhaleyi doğrudan görmek mümkün değildir. Fakat kara deliklerin etkisindeki cisimlerden şiddetli X ışını dalgalarının yayılması, onun çekim alanına yaklaşır yaklaşmaz tüm gök cisimlerinin saklanması gibi belli sayıdaki dolaylı işaretlerle yerlerini belirlemek mümkündür. Yıldızların yaşamlarının patlayıp novaya veya süpernovaya dönüşmesini yahut dış katmanlarını kaybederek büyük yoğunluğa ve şiddetli çekim gücüne sahip bir maddeye  -nötron yıldızlar yahut kara delikler gibi- dönüşmesini görmekteyiz. Bununla beraber bu kara deliklerin doğası ve yok olma yöntemleri uzay bilim adamlarının ve uzay doğasının önünde büyük bir problem olarak durmaktadır. Zira geleneksel fizik kurallarına göre büyük delik ne kadar azalırsa azalsın kütlesinden herhangi bir miktarı kaybedemez fakat kuantum fiziği kurallarına göre ışın saçabilir ve enerjisini ve kütlesini kaybedebilir ki bu Allah’ın tüm yarattıklarında geçerli olan âdetidir. Kara deliğin maddesinin nasıl buharlaşıp yok olduğu sorusu cevapsız kalmaktadır. Yine kütlesi, hacmi ve yoğunluğu içindeki maddenin ve enerjinin doğası, köşesel hareketinin şiddeti, elektrik ve manyetik yükleri bilim adamlarının günümüze kadar ortaya çıkarmak için mücadele ettikleri sırlar olarak kalmaya devam etmektedir.

Yıldızları yaratan ve onlara yaşam dönemleri belirleyen her tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır. Yıldızları kara delik merhalesine ulaştıran ve onları şaşırtıcı evren sırlarından kılan her tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır. Gizlenen, siyahlara bürünmüş, karanlığa gömülen yıldızlar üzerine yemin eden ve bu gizlenip saklanmalarına rağmen insana kara deliğin varlığını idrak etmesi için yardım edecek tezahürler veren her tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır. Göğün maddesini süpürme ve yutma imkânını veren sonra onları biz daha keşfetmeden asırlar öncesinden bu mucize Kur’âni tavsif ile niteleyen her türlü noksanlıktan uzaktır. O şöyle buyurmuştur: “Hunnese ve cevari kunnese and olsun.” Kara delikler adıyla bilinen yıldızların yaşamlarından bu merhale için yüce yaratıcının hunnes ve kunnes şeklindeki nitelemesinden daha belagatli bir niteleme göremiyorum. Zira bu yıldızlar devamlı hunnes kelimesinin kök fiilinin anlamındaki gibi gizlenip saklanıyor ve gökyüzünü süpürüyorlar. Yıldızların arasında yayılmış maddeden herhangisi önlerinden geçtiğinde onu ve gök cisimlerinden çekimleri alanına giren her şeyi yutarlar. Yıldızlar kendileri için belirlenen yörüngelerinde yüzüyorlar. Onlar için böylece hem hunnes hem cevari hem künnes nitelemesi doğrudur. Bu tabirler astronomi bilimiyle uğraşanlar arasında meşhur olan ve yaygınlaşan kara delikler tabirinden çok daha belagatli bir tabirdir. “Kim Allah’tan daha doğru sözlü olabilir.” (Nisa,4/ 122)

Batılı bilim adamları bu kara deliklere mecazi olarak “dev süpürgeler” diye isimlendirmeleri enteresandır. Bu kara delikler kendilerine yaklaşan her şeyi içlerine doğru yutar veya emerler ve kara delikler evrenin maddesinin içinde toplandığı sonra patlayarak dumandan bir buluta dönüşen ilk cismin bir prototipidir. Bu dumandan gökler ve yer yaratılmıştır ve bu gün bu işlem uzay gözlemcilerinin gözleri önünde tekrar etmektedir. Şöyle ki başlangıç yıldızları Nebula’nın içinde madde yoğunlaştırma girdapları (Accretionwhirls veya Accretion Vertigos) aracılığıyla maddenin yoğunlaşması sonucu yaratılıp meydana gelirler. Bunlardan esas sıra yıldızları oluşur. Bunlar da kütlelerine göre ya kırmızı dev yıldızlar olmak üzere yahut nova veya süpernova olmak üzere patlarlar. Kırmızı dev yıldızların patlaması gezegensi bulut oluşmasına sebep olabilir. Bu da beyaz bodur yıldızlar olmaları sonucunu doğurur. Bunlar soğumaya devam eder ve siyah bodur yıldızlar diye bilinen yıldızlara dönüşürler. Bunlar dökülüp kararan yıldızlardandır. Süpernovaların patlaması –kütlelerine göre- atarcalı ve atarcalı olmayan nötron yıldızlarının yahut kara deliklerin oluşmasına sebep olabilir. Kara delikler kütlesinin buharlaşması suretiyle kütlelerini gök dumanı olmak üzere kaybedebilir. Bu buharlaşma değişik sayıdaki orta merhaleler aracılığıyla radyo dalgası gönderen yıldıza benzer cisimlerde olduğu gibidir.

Ardından bu tekrar doğrudan yahut nebula gibi bir aracıyla gök dumanına dönüşmek üzere parçalanır. Böylece yaratıcı Allah’ın üstün kudretine, tek başına yaratma işini ilk başlatanın ve tekrar başlatacak olanın o olduğuna ve yalnızca onun her şeye kadir olduğuna tanıklık eder. Hakikaten astronomi bilginlerinin şunlara tanıklık etmeleri insanı hayrete düşürüyor: Görme alanımızdaki evrenin maddesinin % 90 nın (normal galaksilerin maddeleri) insanın doğrudan göremeyeceği gizli maddeler olması. Bu gizli maddelerin: Kara delikler, görülemeyen kahverengi bodur yıldızlar, karanlık madde, maddenin ilk yapı taşları (atom içi parçalar) vb. olması. Evrenin görebildiğimiz kısmının kütlesinin görünen kütleden yüz kat daha fazla olduğunun tahmin edilmesi.

Allah’ın (c.c) suredeki bir sonraki yeminine gelince: “Kararmaya yüz tuttuğunda geceye Ağarmaya başladığında sabaha andolsun” bu yeminler hunnes cevari kunnes konusundan ayrı bir konudur. Bu yemine inşallah başka yerde değineceğiz. Son duamız şudur: Alemlerin Rabbi Allaha hamd olsun.

Allah’ın rahmeti ve selamı ve bereketi Efendimiz Hz. Muhammed’e, soyuna, ona inanmış arkadaşlarına ve kıyamete kadar onun yolundan gidip onun davet ettiğine davet eden herkese olsun…

     Önceki sayfa    Ana sayfa