|
SİNENLER… AKIP AKIP YUVASINA GİDENLER…
“Şimdi yemin ederim o
sinenlere (gündüzleri gözden kaybolan yıldızlara), O akıp akıp yuvasına
gidenlere.” (Tekvir 81/15- 16)
Dr. Zaglul en-Neccâr
Bu iki ayet-i kerime, dil bilimi açısından şuna işaret
etmektedir: hunnes , cevari ve kunnes üstüne kesin yemin ederim. Burada
akla gelen soru şudur: hunnes ve elcevari el künnes. Rabbimiz’in (c.c.)
üzerine kesin bir şekilde yemin ettiği “el- hunnes” ve “el cevaril
künnes” nedir? Bu soruya cevap vermeden önce şunları belirtmemiz
gerekir:
1- Önemli bir Kur’âni gerçeği vurgulamamız gerekir. O da
şudur: Yemin ifadesiyle indirilen Kur’ân ayetleri üzerine yemin edilen
nesnenin büyüklüğüne, evrenin hareketinin düzenlenmesindeki veya hayatın
hareketinin yol bulmasındaki önemine yahut her ikisinde de önemli
olduğuna dikkatlerimizi çekmek üzere bunun gibi kesin ifadelerle
gelir. Çünkü Allah’ın (c.c) kullarına yemin etmeye ihtiyacı yoktur.
2- Kur’ân-ı Kerim’de artarda belli sayıda nesneler
üzerine yapılan yemin, muhakkak surette bu nesnelerin birbiriyle
bağlantılı olmasını gerektirmez. Tıpkı Tekvir suresinde ve onun dışında
çok sayıda Kur’ân-ı Kerim surelerinde olduğu gibi. Zariyat Suresi, Tur
Suresi, Kıyamet Suresi, İnşikak Suresi, Buruc Suresi, Fecr Suresi, Beled
Suresi, Şems Suresi, Adiyat Suresi örnek gösterilebilir.
Bundan dolayı Tekvir Suresindeki ilk yemini “Hunnes” ve
“el-cevari el künnes” içindir. Hemen sonraki iki ayette yer alan yemin
ile Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Kararmaya yüz tuttuğunda geceye,
Ağarmaya başladığında sabaha andolsun” (Tekvir 81/17, 18) Bu iki
yemini birbiriyle irtibatlandırma gereği olmadığına işaret etmek bundan
dolayı gereklidir.
Ne yazık ki tefsir âlimlerinin çoğu, hakkında yemin
edilen nesneler arasında irtibat kurmuşlardır. Bu iki ayeti kerimenin
böylece işaret ettikleri anlamı doğru anlamaktan uzak kalmışlardır.
3- Kur’ân-ı Kerim’de hakkında yemin edilen kozmik
nesneler, yaratıcının kudretinin mutlak oluşuna, sanatının
mükemmelliğine, hikmetinin eksiksizliğine, ilminin şümulüne tanıklık
etmektedir. Bundan dolayı ayeti kerimelerin işaret ettikleri anlamları,
insanın evreni ve evreni oluşturan parçalar ve onları yöneten ilahi
kurallar hakkında bilgi dairesi genişledikçe bu iki ayetin işaret ettiği
anlamları da tekrar gözden geçirmemiz gerekir. Böylece Hz. Mustafa’nın
(a.s) “Kur’ân-ı Kerim’in şaşırtıcı yönleri bitmeyecek, reddin
çokluğuna rağmen eskimeyecektir” nitelemesi gerçekleşip, Allah’ın
(c.c) kitabındaki mucizevî yönlerinin en bariz yönü olan her asırda
yaşayanların kendisinde değişik manalar gördüğü ayet veya ayetlerin
sınırlı kelimelerle gelmesi tahakkuk etmektedir. Bu anlamlar insanın
bilgi dairesi genişledikçe artar. Bu anlam genişlemesi zıtlık içermeyen
bir gelişme çerçevesinde olur. Bu da ancak Allah Teala’nın sözü için
mümkündür.
4- “kararmaya yüz tuttuğunda gece, ağarmaya
başladığında sabah” hakkında yemin edildikten sonra bu yeminin
cevabı gelmektedir: “O kerim bir elçinin sözüdür.” (Tekvir,81/
19) Bu yeminin cevabının anlamı şudur: Bu Kur’ân-ı Kerim –ve kıyametin
dehşetli hallerini, kıyametle birlikte meydana gelecek olan ve
yaratılmışların yok olmasına kainatın yıkılmasına yaratılmışların
yeniden yaratılmalarına götürecek olaylar ve evrensel değişimleri
niteleyen, Tekvir Suresi’nin başında zikredilen ayetler- yaratıcı
Allah’ın, peygamberlerin sonuncusuna (a.s) Allah’a yakın gök
meleklerinden bir meleğin aracılığıyla vahyedilmiş bir sözüdür. Bu melek
Allah katında değerlidir. Yaratıcı Allah’tan bilgi getiren bu melek,
güvenilir Cebrail’dir (a.s). Sözün ona atfedilmesi, peygamberlerin
sonuncusuna (a.s) bilgi getirmesi sebebiyledir.
5- Bu büyük Kur’ânî yemin, peygamberlerin sonuncusuna
inen ilahi, son vahyin hak oluşunu vurgulama bağlamında gelmiştir. O
Peygamber bütün insanlara küfrün, şirkin ve sapıklığın karanlıklarından
sadece yaratıcı Allah’a halis olan tevhide ortak, benzer veya onunla
çekişme içinde olan kimseyi kabul etmeksizin insanları tevhide,
vahşiliğin anarşisinden imanın sınırlama ve ölçülerine taşımak için
gelmiştir. İnsanın tüm kabiliyetleriyle Allah’ın ona bahşederek
yükselttiği, yüceltme makamına ulaşmasını sağlamak ve dinlerin zulmünden
Rahman’ın adaletine taşımak üzere gelmiştir. Yine bu vurgulayıcı yemin,
vahyi peygamberlerin sonuncusuna taşıyan meleğin bazı sıfatlarını
belirtmiş; bu vahyi Rabbinden alıp güvenilir şekilde kavmine ulaştıran
son Peygamberin bazı sıfatlarına da işaret etmiştir. Peygamber Rabbinden
aldığı vahyi kavminin onunla inatlaşmasına, söylediklerinde
şüphelenmelerine, onu (a.s) yalancılıkla itham etmelerine, kimi zaman
deli olduğunu söyleyerek (ki o onlar tarafından akıl sahibi ve yüce
ahlak sahibi olduğuna dair tanıklık edilen bir kişiydi) kimi zaman
–haşa- ona bir şeytanın geldiğini iddia ederek (ki o onların arasında
doğru konuşan, güvenilir diye biliniyordu) yalancılıkla itham etmelerine
rağmen rabbinden aldığı vahyi kavmine güvenilir bir şekilde
ulaştırmıştır. Kavminin bu iddiaları hastalıklı hayallerinden ötürüdür.
Onlara, her şaire gelen ve benzeri olmayan nazım parçaları getiren,
kâhinlere de gaybtan haber getiren bir şeytanın geldiğini tasvir eden
hayallerinden dolayı bu iddialarda bulunuyorlardı. Resulullah (a.s) tüm
bu küfrü, inkârı, zulmü, sabırla, tahammülle ve Allah’tan sevabını
bekleyerek rıza ile karşılamıştır. Nihayet Allah Teala ona galip
gelmeyi, muzaffer olmayı nasip edinceye kadar sürmüştür. Emaneti eda
etmiş, peygamberlik mesajını bildirmiş, insanlığa nasihatte bulunmuş ve
kendisine ölüm gelinceye kadar Allah’ın yolunda cihada teşvik etmiştir.
Tekvir Suresi Kur’ân-ı Kerim’in âlemlere bir hatırlatma
olduğunu vurgulayarak sona ermiştir. Sure, bazı insanların Kur’ânı
Kerim’i inkar etmelerinin, ondan yüz çevirmelerinin ve diğer bazılarının
ise ona iman edip, onun rehberliğine sıkı sıkıya tutunmalarının Allah
Teala’nın insanların iradesine, uygun olacak şekilde onların seçimine
bıraktığı bir dava olduğunu belirtmekle son bulmaktadır. Bununla beraber
bu insan iradesinin, Allah’ın isteği dışına çıkmadığına inanılmaktadır.
O’nun isteği dışına çıkamayan tüm insanları Allah, kendisine iman etmeyi
sevme özelliğine sahip yaratmıştır. Allah peygamberler aracılığıyla
hidayetini indirerek onlara iyilikte bulunmuştur. Güvenilir Cebrail’in,
Hz. Peygamber (s.a.s)’in kalbine indirmiş olduğu son vahiy ile bu
peygamberlerin mesajları mükemmel şeklini almıştır.
Tüm bunlara rağmen ne kadar zeki ve göz açık olsa bile
Allah Teala’nın başarılı kılması olmaksızın Allah’ın yolunda doğru
şekilde gitmeye güç yetiremez. Bu tüm insanlara âlemlerin rabbinden her
zaman hidayeti (doğru yolu bulmak için rehberliği) istemleri için açık
davettir.
Surede yer alan nesneler üzerine yemin, bu nesnelerin
evrendeki işlerin yolunda devam etmesi ve evrende hayatın düzenli olması
için önemli olduklarını vurgulamak içindir. Yine yemin ilahi kudretin
sınırsızlığına delalet etmesini de vurgulamak içindir. Üzerine yemin
edilen nesneleri yaratan, durumlarını hareketlerini insanı şaşırtan
incelik ve büyük bir hikmetle yaratan-düzenleyen ilahi kudretin mutlak
oluşuna işaret etmesinin büyüklüğünü de vurgulamaktadır.
Arap dilinde ‘hunnes’ ve ‘cevari’
‘kunnnes’ lafızları

İbn Faris adlı Arap dili bilgininin (v.395 h.) Mu’cem
mekayiis el-luga (thk. Abdüsselam Harun, c. V. 1972. II. Baskı s.
141, 223) adlı eserinde ve diğer sözlüklerde hunnes ve kunnes lafızları
için dil bilimsel tanım yer almıştır. Bu tanımlarla hunnes, cevari ve
kunnes kelimelerini Tekvir Suresi’nin iki ayetinde yer aldıkları gibi
işaret ettikleri manayı anlamada bu tanımlar şu şekilde kullanılmalıdır.
:
1- Hunnes: Hunnes: Arap alfabesinden Ha, Nun ve Sin
harflerinden oluşan kelime kök halindedir. Gizlenmeye ve örtünüp
saklanmaya işaret eder. “Hunnes” gizlice gitmek anlamındadır
denilmiştir. “Hakkını gizlice aldım” anlamını ifade için hanestu ve
ahnestu lafızları kullanılır. Yine batış noktasında gizlenen yıldızlar
için de hunnes denir. Bazıları: ‘Yıldızlar gündüz vakti gizlendikleri,
geceleyin çıktıkları için hunnes diye isimlendirilmişlerdir’ demiştir.
Aynı kökten hannas şeytanın sıfatları arasındadır. Çünkü Allah
zikredildiğinde gizlenir. Burun kemiğinin düşüklüğünü ifade için de
kullanılır.
Buradan şu anlaşılmaktadır: ‘Hunnes’ lafzı gözden
kaybolan anlamına gelen ‘hânis’ kelimesinin çoğuludur. Bu kökten türemiş
hanese fiili gizlendi, saklandı anlamına gelir. Ceylan için bu fiil, onu
gözetleyenlerin gözünden kayboldu anlamında kullanılır. Aynı kökten
mastar ‘hunus’ gecikme, büzülme ve saklanma manalarına gelir. Bir
kişinin diğerini saklaması için de kullanılır. Bir kişinin diğerini
bırakıp geçip gitmesi manasında da kullanılmıştır.
2- Cevari: Cariye kelimesinin çoğuludur. Bu kelimenin
anlamı yörüngesinde cereyan eden demektir. (yüzen) Ceriy mastarından
türetilmiştir. Hızlı şekilde geçmek anlamındadır.
3- Kunnes : Kaf nun ve sin harfleri iki kök oluşturur.
Bunlardan birisi bir şeyi, diğer şeyin yüzünden kaldırmak onu ortaya
çıkarmak anlamında kullanılır. Diğer kök ise gizlenme manasına gelir.
Birinci kökten türeyen fiil (kenese), ev için kullanıldığında “toprağı
evin zemininden kaldırdı” (süpürdü) manasına gelir. Aynı kökten
türetilen ‘miknese’ süpürme aracıdır (süpürge). Süpürülen şeye ‘kenase’
denir. Diğer kökten türeyen ‘kenas’ ceylanın evidir. Fiili yapan için
kullanılan ‘kanis’, evine (kenas) giren ceylandır. Kunnes: -ceylanların
evlerine (kenas) girdikleri gibi- burçlarına giren yıldızlardır. Ebu
Ubeyde şöyle der: Batış noktasında kaybolmaları için bu kökten fiil
kullanılır. “Kunnes, kenes işini yapan anlamında kanis kelimesinin
çoğuludur da denilir. Yahut gizlenen manasınadır. Bu anlam ceylanın ağaç
dallarından edindiği evine (kenas) gizlenmesinden türetilmiştir. Yine
kumu evine ulaşıncaya dek süpürdüğünden böyle isimlendirilmiştir.
Kanaatimce künnes, süpürme işini yapan anlamındaki ‘kanis’in çoğuludur.
Düzenli çoğulu “kanisun” lafzıdır. Yahut ‘kennas’ lafzının çoğuludur.
Bunun da düzenli çoğulu ‘kennasun’ dur. Her iki lafız bir şeyi başka
şeyin yüzünden kaldırma, sıyırma işini yapan kimse için kullanılır.
Çünkü ayeti kerimedeki ‘kunnes’ lafzıyla kenara çekilen, gizlenen
anlamının kastedilmesi akla sığmamaktadır. Bu anlam hunnes lafzıyla
zaten ifade edilmiştir. Fakat kunnes ve hunnes lafızlarının aynı manada
anlaşılması tefsir alimlerinin çoğunun şu görüşü dile getirmelerine
sebep olmuştur: “Hunnese, cevari ve kunnese yemin ederim sözünün
anlamlarından birisi ışık saçan yıldızlara kesin şekilde yemin ederim
şeklindedir. O yıldızlar ki gündüz gizlenir, geceleyin gözükürler. -Bu
hunnesin karşılığıdır.- Yörüngelerinde yüzer daha sonra batma zamanı
ceylanın mağarasında (kenas) gizlendiği gibi gizlenirler.- bu da cevari
ve kunnes’in karşılığıdır.-” Tefsir bilgini Kurtubi şöyle der: Onlar
gündüz gizlenen (hunnes) ve geceleyin ortaya çıkan, batma zamanı da
ceylanın mağarada gizlendiği gibi gizlenen (kunnes) yıldızlardır. Mahluf
ise, Allah Teala ufkun üstünde olmasına rağmen ışığı gözlerden gündüz
vakti gizlenen (hannas) geceleyin gözüken ve batmaları zamanı tekrar
gizlenen (kunnes) yıldızlara yemin etmiştir, der. Bu tekrar
gizlenmeleri, ceylanın evinde (kenes) gizlenmesi gibi, ufkun altına
inmeleridir. Bazı son dönem tefsir bilginleri, Onlar gizlenen (hunnes)
gezegenlerdir, şeklinde açıklarlar. Yani gökteki turlarında geri dönüp
yörüngelerinde yüzen ve gizlenen gezegenler.
Tüm bu anlamların doğru olması mümkün olmakla beraber,
görüşüme göre bu iki ayet-i kerimedeki niteleme (hunnes ve cevari
kunnes’e yemin olsun) insanı hayrette bırakan kozmik bir gerçeğe tamı
tamına uymaktadır. Bu şaşırtıcı kozmik gerçek bu gün astronomi
bilginlerinin kara delikler diye isimlendirdikleri yıldızların
yaşamlarında önemli bir aşamayı göstermektedir. Bu bilimsel
gerçek ancak 20. yy.ın sonlarına doğru keşfedilmiştir. Çoğunluğu okuma
yazma bilmeyen bir toplumda, okuma yazma bilmeyen bir peygambere (a.s)
1400 yıl önce indirilen Kur’ân-ı Kerim’de bu gerçeğin bilimsel
tabirlerle yer alması, Kur’ân-ı Kerim’in yaratıcı Allah’ın sözü
olduğunun ve doğruluğunun tanığıdır. O yaratıcı bu evreni ilmiyle,
hikmetiyle, kudretiyle var etmiştir. Yine bu olayın Kur’ân-ı Kerim'de
yer alması, Efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s) vahiy ulaştığının, göklerin
ve yerin yaratıcısı tarafından öğretim aldığının doğruluğuna şahit
olduğu gibi; kendi arzu ve isteğine göre konuşmadığının, ona indirilenin
Allah’tan vahiy olduğunun doğruluğuna da şahittir.
Bazı çağımız Müslüman astronomi
bilginlerinin bakış açısıyla: ‘Hunnes, cevari Kunnes’
Bazı çağımız Müslüman astronomi bilginleri, Kur’ân’daki
‘Hunnes, cevari ve kunnes’ nitelemelerinin kuyruklu yıldızlara ait
sıfatlar olduğunu düşünmektedirler. Kuyruklu yıldızlar az kütleli gök
cisimleridir, (bir tanesinin kütlesi yerkürenin kütlesinin milyonda
birine dahi neredeyse ulaşamaz) fakat kuyrukları ile dikdörtgen şeklinde
ve uzundurlar. Uzunlukları 150 milyon km. ye kadar ulaşabilir. Bu onları
güneş sistemindeki en büyük gök cisimleri haline getirir. Güneşin
çevresinde elips şeklinde yörüngelerde hareket ederler. Güneş yörüngenin
bir tarafında yer alır. Bizler onları güneşe yaklaştıklarında görürüz.
Bu yörüngeler yer çekimi kuralına uyum göstermezler. Belli bir merkeze
sahip olmama ve dünyanın yörüngesinin düzeyine daha çok meyletme
özellikleri vardır. Bu durum kuyruklu yıldızların periyodik olarak
uzayan ve kısalan dönemler içinde gözüküp gizlenmesine sebep olmaktadır.
Kuyruklu yıldızlar, esasında kar ve toz karışımından oluşurlar. Bir
kuyruklu yıldızın başı ve kuyruğu vardır. Başının bir çekirdeği
bulunmaktadır. Çekirdeğin çapı birkaç kilometreye ulaşır. Kardan ve
tozdan ibaret bir yuvarlaktır. Gazlardan ve tozlardan oluşan bir hale
onu çevreler. Bu halenin çevresinde hidrojen gazından bir bulut yer
alır. Bu bulutun çapı bir milyon km. ye ulaşabilir. Kuyruklu yıldızları
oluşturan toz kimyasal ve madeni bileşiminde bazı göktaşlarının
bileşimine benzer. Kar ise su, karbondioksit, amonyak ve metan
gazlarından bir karışımdır. Güneş ışınları ve güneş rüzgârlarıyla
tepkimeye girmesiyle, kuyruklu yıldızın başından, gazlardan, buharlardan
ve tozlardan oluşan ve uzunluğu 150 milyon km. ye erişen bir kuyruk
uzanır. İşte bu sebepten kuyruklu yıldız diye isimlendirilirler. Birçok
kuyruklu yıldızın iki kuyruğu vardır. Birisi topraktır ve güneş
ışınlarında sarı renkte gözükür. Diğeri ise plazma halindeki iyonlaşmış
gazlardan oluşur. (Elektronlar ve iyonlar) Güneş ışınlarında mavi renkte
gözükür. Gazdan oluşan kuyruk, güneş rüzgârlarının etkisiyle kuyruklu
yıldızın başının arkasında düz bir çizgi doğrultusunda uzanır. Öte
yandan topraktan oluşan kuyruk ise, kuyruklu yıldızın başının arkasında
yukarıya doğru yumuşak şekilde kıvrılır. Bu iki kuyruk birlikte tek
kuyruklu yıldızda yahut bunlardan birisi tek kuyruklu yıldızda güneş
ışınlarının tersi yönünde bulunabilir. Biraz sapma gösterir. Bunun
sebebi kuyruklu yıldızın başının çekirdeğinin dönmesidir. (kütlesi 100
milyon ile 10 milyon kere 10 milyon ton arasıdır) Kuyruklu yıldızın
uzunluğu boyunca sabit bir manyetik alanı vardır. Bu grup çağımız
Müslüman astronomi bilginlerinin dayandıkları Kur’ân’daki hunnes, cevari
kunnes nitelemesi ile kuyruklu yıldızlar arasındaki benzerlik yönüdür:
Kuyruklu yıldız güneşe yaptığı hızlı bir ziyaret ile güneşin civarında
birkaç günle birkaç ay arasında değişen bir süre geçirir. Böylece
bizlere açık seçik gözükür. Dönüşün çoğu süresini ise güneşten uzak
geçirir. Böylece bizden tamamen gizlenip saklanır. Güneşe yaklaştığı
zaman bize gözükür. Kısa bir süre içerisinde döner ve tamamen gözlerden
kaybolur. İşte bu gizlenmeyi (hunnes kökünden) hunus olarak kabul
ediyorlar. Fakat hunnes diye geçen Kur’an nitelemesi tam gizlenmeyi
ifade eder. Önce gözüküp sonra gizlenmeyi değil.
Kara delikler nedir? :
Kara delik, üstün yoğunluğu ve şiddetli çekim gücüyle
öne çıkan gök cisimlerinden birisi diye tanımlanır. Öyle ki ne madde ne
enerjinin değişik şekilleri –ışık da bunlardandır- kara deliğin
çekiminin etkisinden kurtulamaz. Kara delik olay ufku diye bilinen bir
yüzey ile sınırlıdır. Bu ufkun içine düşen bir şeyin dışarı çıkması
yahut sınırları içinden herhangi bir işaret göndermesi mümkün değildir.
20. asrın ilk üçte birlik diliminde teorik hesaplar bu tür yüksek
yoğunluktaki ve şiddetli çekime sahip gök cisimlerinin varlığının mümkün
olduğundan bahsetti. (Karl Schwars child,1916 Robert Oppenheimer,1934)
Ne var ki, ancak 1971 yılında nötron yıldızları keşfedildikten dört yıl
sonra keşfedilebilmiştir. 1967 sonbaharında iki İngiliz uzay bilimcisi
Tony Hewish ve Jocelyn Bell, küçük hacimde (yaklaşık 16 km. çapında) gök
cisimleri bulduklarını ilan ettiler. Bu küçük gök cisimleri hayret
verici süratlerle kendi eksenleri etrafında dönüyorlardı. Öyle ki birkaç
saniye ile saniyenin fark edilemeyecek kadar küçük bölümleri arasındaki
bir sürede bir turu tamamlıyorlardı. Düzenli radyo dalgaları
üretiyorlardı. Bu radyo dalgaları bunların 1 cm3 için 1 milyar tonu
bulan çok yüksek yoğunluğa sahip nötron yıldızları olduğunu
kesinleştirdi.
1971 yılında astronomi bilginleri bazı normal
yıldızların sel gibi X ışınları yaydığını keşfettiler. Buna gözle
görülemeyen, son derece yüksek yoğunluğa ve yüksek şiddette çekim
alanlarına sahip gök cisimlerinin etkisi altına girmelerinden başka
bilimsel bir açıklama getiremediler. Bunun da sebebi normal yıldızların
kendilerinden x ışını yayma güçlerinin olmamasıdır. Bu gizli yıldızlar
kara delikler diye adlandırılırlar. Onlara uğrayan yahut çekim alanına
giren -kozmik tozlar, gazlar, değişik gök cisimleri gibi- her maddeyi ve
enerjiyi değişik şekilleriyle yutmaya yeten yüksek gücünden ötürü delik
diye adlandırılırlar. Kara diye nitelenmesinin sebebi ise tümüyle
karanlık olmasından ötürüdür. Çünkü ışık saniyede yaklaşık 300000 km.
takdir edilen yüksek süratine rağmen çekim alanından kurtulamamaktadır.
(299792,458ş
km/sn) Kara delikler yıldızların yaşamlarında yaşlılık dönemi olarak
kabul edilirler. Bu dönem patlamasından ve yıldızın maddesinin nebulaya
dönüşmesinden önceki merhaledir. Bilim adamları şu ana kadar bunun nasıl
meydana geldiğini bilememektedirler.
Kara delikler nasıl oluşurlar ?
Daha önce de bahsettiğimiz gibi kara delikler
yıldızların yaşamında yaşlılık dönemi olarak kabul edilirler. Nasıl
oluştuklarını anlayabilmek için o yıldızların yaşamlarında daha önceki
merhaleleri bilmemiz gerekir. Yıldızların çoğunluğu bileşkesi gaz olan
gök cisimleridir. Çok şiddetli sıcaklıkları vardır. Alevlidirler.
Kendilerinden ışık yayarlar. Bileşimlerinde, evrenin görülen kısmının
maddesinin % 74 ünden fazlasını oluşturan hidrojen gazı çoğunluktadır.
Yıldızların içerisinde atomları nükleer füzyon denilen bir işlemle
birleşirler. Bu işlemde muazzam bir enerji yayarlar. Atom ağırlığı
Hidrojenden daha yüksek olan elementler oluştururlar. (Bilinen
elementlerin en hafifi ve atomsal yapısı yönünden en basit olanı
hidrojendir. Bu yüzden günümüzde 105 tanesi bilinen elementlerin
periyodik cetvelinde ilk haneye yerleştirilmektedir.) Yıldızlar
başlangıçta Nebula’yı oluşturan kozmik dumandan yaratılırlar. Bu gök
boşluğunda yayılır ve onu doldurur. Yıldızlar Nebula’nın içinde kuvvetli
girdapların tesiriyle oluşurlar. Bu girdaplar maddenin ağırlık yönünden
birbirini çekmesi sonucunu ve kendi üzerinde yoğunlaşmasını doğurur.
Bunun sonucunda yıldızın yaratılması için gerekli kütle toplanıncaya dek
yoğunlaşır ve içinde nükleer füzyon işlemi başlar. Bu birleşmeden enerji
ve ışık yayılır. Doğumlarından sonra yıldızlar ardı ardına merhalelerden
geçerler. Çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ihtiyarlık merhalelerinden
geçerler. İhtiyarlık merhaleleri kara delik şeklinde olmalarıdır. Bundan
sonra patlayacakları ve tekrar dumana dönüşecekleri zannedilmektedir. Şu
ana kadar bunun nasıl olduğunu bilmemekteyiz. Yıldızların yaşam
dönemlerinden bildiğimiz dönemler şunlardır: Asıl sıra yıldızlar, dev
kırmızı yıldızlar, beyaz bodur yıldızlar, siyah bodur yıldızlar, nötron
yıldızları ve kara delikler.
Nükleer füzyon işleminin sonucunda yıldızın içerisinde
hidrojen oranı eksilmeye başlayınca ve bu işlem sonucu ortaya çıkan
helyum gazının oranı artmaya başlayınca yıldızın enerjisi peyderpey yok
olmaya, tam ortasında sıcaklık derecesi 10 milyon Kelvine ulaşır. ( 0 C
= 273 Kelvin) Bu yeni bir füzyon işlemi döngüsünün başlamasına ve daha
çok enerjinin yayılmasına sebep olur. Bu da yıldızın hacminin yüzlerce
kat katlanmasına sebep olur ve o zaman ona kırmızı dev yıldız adı
verilir. Nükleer füzyon işleminin ardı ardına meydana gelmesiyle yıldız
daha fazlasını üretemediği enerjisini tüketmeye başlar. Bu hacminin
küçülmesine ve yıldızın yıkım yaşamasına sebep olur. Oluşmaya başladığı
andaki esas kütlesine göre ya beyaz bodur yıldıza ya nötron yıldızına
veyahut kara deliğe dönüşür. Yıldızın başlangıç kütlesi güneşin
kütlesinden daha az ise yıldızın maddesindeki elektronlar küçülmesine
başlangıçta direnç gösterirler. Sonra bu dirençleri kırılır ve yıldız
küçülmeye başlar yerkürenin hacminden daha az bir hacme ulaşıncaya kadar
da küçülmeye devam eder ve beyaz bodur yıldıza dönüşür. Yıldızların
yaşamının bu merhalesi belli sayıda dev nükleer patlamalara maruz
kalabilir. Bu patlamalar yıldızın içindeki basıncın artması sonucunu
doğurur. Bu merhaleye birden parlayan yıldız (Nova) adı verilir. Eğer
beyaz bodurun içinde basınç birikimi artarsa tümden patlar ve gökte
güneşimiz gibi bir milyar güneşin ışığına yakın bir ışık saçar. Bu
merhale ise Süpernova diye adlandırılır. Bundan sonra beyaz bodur yıldız
yok olur ve maddesi dumana dönüşür. Bu tezahür hemen her galakside her
yüzyılda bir kere meydana gelir. Fakat evrenin görebildiğimiz kısmında
büyük sayıdaki galaksilerden ötürü görebildiğimiz evrende her saniyede
bir kere meydana gelmektedir. Eğer yıldızın başlangıç kütlesi güneşin
kütlesinden daha fazla ise enerjisinin tükenmesi esnasında yıkıma uğrar
ve nötron yıldızına dönüşür. İçinde protonlar elektronlarla birleşerek
nötronları oluştururlar. Bu nötron yıldızı bir saniyede yaklaşık 30 kere
zonklar. Bundan dolayı zonklayan yıldız veya atarca yıldız adıyla
bilinir. Bir de atarca olmayan nötron yıldızlar vardır. Bu nötron
yıldızları eğer başlangıç kütleleri buna izin veriyorsa kara delik olma
merhalesine kadar yıkım yaşamaya devam ederler. Eğer yıldızın başlangıç
kütlesi güneşin kütlesinden yaklaşık 1,5 kat (güneşin kütlesinin 1,4
katı kadar) daha fazla, güneşin kütlesinin beş katından daha az ise o
zaman hacminin küçülme işlemi çapı 10 km. yi aşmayan bir nötron
yıldızına dönüşmesi sonucunu doğurur. Bu isimle adlandırılmalarının
sebebi içerlerinde yer çekimsel daralmaya direnç gösterme işini
nötronların yapmasıdır. Zira yıldızın kütlesi içerisindeki elektronlar
bunu gerçekleştiremezler.
Eğer yıldızın başlangıç kütlesi güneşin kütlesinin beş
katından fazla ise elektronlar yahut nötronlar yer çekimsel daralmayla
mukavemet edemezler. Ve yıldız kara delik merhalesine ulaşıncaya kadar
devam eder. Bu merhaleyi doğrudan görmek mümkün değildir. Fakat kara
deliklerin etkisindeki cisimlerden şiddetli X ışını dalgalarının
yayılması, onun çekim alanına yaklaşır yaklaşmaz tüm gök cisimlerinin
saklanması gibi belli sayıdaki dolaylı işaretlerle yerlerini belirlemek
mümkündür. Yıldızların yaşamlarının patlayıp novaya veya süpernovaya
dönüşmesini yahut dış katmanlarını kaybederek büyük yoğunluğa ve
şiddetli çekim gücüne sahip bir maddeye -nötron yıldızlar yahut kara
delikler gibi- dönüşmesini görmekteyiz. Bununla beraber bu kara
deliklerin doğası ve yok olma yöntemleri uzay bilim adamlarının ve uzay
doğasının önünde büyük bir problem olarak durmaktadır. Zira geleneksel
fizik kurallarına göre büyük delik ne kadar azalırsa azalsın kütlesinden
herhangi bir miktarı kaybedemez fakat kuantum fiziği kurallarına göre
ışın saçabilir ve enerjisini ve kütlesini kaybedebilir ki bu Allah’ın
tüm yarattıklarında geçerli olan âdetidir. Kara deliğin maddesinin nasıl
buharlaşıp yok olduğu sorusu cevapsız kalmaktadır. Yine kütlesi, hacmi
ve yoğunluğu içindeki maddenin ve enerjinin doğası, köşesel hareketinin
şiddeti, elektrik ve manyetik yükleri bilim adamlarının günümüze kadar
ortaya çıkarmak için mücadele ettikleri sırlar olarak kalmaya devam
etmektedir.
Yıldızları yaratan ve onlara yaşam dönemleri belirleyen
her tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır. Yıldızları kara delik
merhalesine ulaştıran ve onları şaşırtıcı evren sırlarından kılan her
tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır. Gizlenen, siyahlara bürünmüş,
karanlığa gömülen yıldızlar üzerine yemin eden ve bu gizlenip
saklanmalarına rağmen insana kara deliğin varlığını idrak etmesi için
yardım edecek tezahürler veren her tür eksiklik ve noksanlıktan uzaktır.
Göğün maddesini süpürme ve yutma imkânını veren sonra onları biz daha
keşfetmeden asırlar öncesinden bu mucize Kur’âni tavsif ile niteleyen
her türlü noksanlıktan uzaktır. O şöyle buyurmuştur: “Hunnese ve
cevari kunnese and olsun.” Kara delikler adıyla bilinen yıldızların
yaşamlarından bu merhale için yüce yaratıcının hunnes ve kunnes
şeklindeki nitelemesinden daha belagatli bir niteleme göremiyorum. Zira
bu yıldızlar devamlı hunnes kelimesinin kök fiilinin anlamındaki gibi
gizlenip saklanıyor ve gökyüzünü süpürüyorlar. Yıldızların arasında
yayılmış maddeden herhangisi önlerinden geçtiğinde onu ve gök
cisimlerinden çekimleri alanına giren her şeyi yutarlar. Yıldızlar
kendileri için belirlenen yörüngelerinde yüzüyorlar. Onlar için böylece
hem hunnes hem cevari hem künnes nitelemesi doğrudur. Bu tabirler
astronomi bilimiyle uğraşanlar arasında meşhur olan ve yaygınlaşan kara
delikler tabirinden çok daha belagatli bir tabirdir. “Kim Allah’tan
daha doğru sözlü olabilir.” (Nisa,4/ 122)
Batılı bilim adamları bu kara deliklere mecazi olarak
“dev süpürgeler” diye isimlendirmeleri enteresandır. Bu kara
delikler kendilerine yaklaşan her şeyi içlerine doğru yutar veya emerler
ve kara delikler evrenin maddesinin içinde toplandığı sonra patlayarak
dumandan bir buluta dönüşen ilk cismin bir prototipidir. Bu dumandan
gökler ve yer yaratılmıştır ve bu gün bu işlem uzay gözlemcilerinin
gözleri önünde tekrar etmektedir. Şöyle ki başlangıç yıldızları
Nebula’nın içinde madde yoğunlaştırma girdapları (Accretionwhirls veya
Accretion Vertigos) aracılığıyla maddenin yoğunlaşması sonucu yaratılıp
meydana gelirler. Bunlardan esas sıra yıldızları oluşur. Bunlar da
kütlelerine göre ya kırmızı dev yıldızlar olmak üzere yahut nova veya
süpernova olmak üzere patlarlar. Kırmızı dev yıldızların patlaması
gezegensi bulut oluşmasına sebep olabilir. Bu da beyaz bodur yıldızlar
olmaları sonucunu doğurur. Bunlar soğumaya devam eder ve siyah bodur
yıldızlar diye bilinen yıldızlara dönüşürler. Bunlar dökülüp kararan
yıldızlardandır. Süpernovaların patlaması –kütlelerine göre- atarcalı ve
atarcalı olmayan nötron yıldızlarının yahut kara deliklerin oluşmasına
sebep olabilir. Kara delikler kütlesinin buharlaşması suretiyle
kütlelerini gök dumanı olmak üzere kaybedebilir. Bu buharlaşma değişik
sayıdaki orta merhaleler aracılığıyla radyo dalgası gönderen yıldıza
benzer cisimlerde olduğu gibidir.
Ardından bu tekrar doğrudan yahut nebula gibi bir
aracıyla gök dumanına dönüşmek üzere parçalanır. Böylece yaratıcı
Allah’ın üstün kudretine, tek başına yaratma işini ilk başlatanın ve
tekrar başlatacak olanın o olduğuna ve yalnızca onun her şeye kadir
olduğuna tanıklık eder. Hakikaten astronomi bilginlerinin şunlara
tanıklık etmeleri insanı hayrete düşürüyor: Görme alanımızdaki evrenin
maddesinin % 90 nın (normal galaksilerin maddeleri) insanın doğrudan
göremeyeceği gizli maddeler olması. Bu gizli maddelerin: Kara delikler,
görülemeyen kahverengi bodur yıldızlar, karanlık madde, maddenin ilk
yapı taşları (atom içi parçalar) vb. olması. Evrenin görebildiğimiz
kısmının kütlesinin görünen kütleden yüz kat daha fazla olduğunun tahmin
edilmesi.
Allah’ın (c.c) suredeki bir sonraki yeminine gelince:
“Kararmaya yüz tuttuğunda geceye Ağarmaya başladığında sabaha andolsun”
bu yeminler hunnes cevari kunnes konusundan ayrı bir konudur. Bu yemine
inşallah başka yerde değineceğiz. Son duamız şudur: Alemlerin Rabbi
Allaha hamd olsun.
Allah’ın rahmeti ve selamı ve bereketi Efendimiz Hz.
Muhammed’e, soyuna, ona inanmış arkadaşlarına ve kıyamete kadar onun
yolundan gidip onun davet ettiğine davet eden herkese olsun… |