KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU                          Önceki sayfa   Anasayfa

KORUYUCU HEKİMLİK VE MİKROORGANİZMALAR HAKKINDA KUR’AN VE HADİSLERİN MUCİZEVÎ İFADELERİ

BULAŞICI HASTALIKLARDAN VE SALGINLARDAN KORUNMA (2)

Dr. Abdulcevad es-Sâvî

 Önceki Makalenin Özeti:

Tüm tıbbî otoriteler, bulaşıcı hastalıkların insanlar arasında yayılmasının, o hastalığa sebep olan mikroorganizmayla ilgili etkenlerin veya en önemlisi bağışıklık sisteminin çökmesi olan insana ilişkin etkenlerin yanı sıra, şu iki temel faktöre dayandığını ifade etmektedir:

1. Hastalıklara sebep olan mikroorganizmaları bünyesinde barındıran merkezler,

2. Bu mikroorganizmaların insana bulaşmasında etkili olan yollar.

İnsana birçok zararı dokunabilecek olan mikroorganizmalardan korunabilmek için hiç şüphesiz şu üç şeye itina gösterilmesi gerekmektedir:

1. Bu mikroorganizmaların yoğun olarak bulunduğu yerlerden ya uzak durmak ya da imkânlar ölçüsünde bu tür yerleri temizlemek; özellikle de insanlar, hayvanlar ve diğer varlıların ortak alanı olan toprak ve suyu temiz tutmak.

2. Bu zararlı mikroorganizmaların insan vücuduna sirayet etmesine sebep olan yolları kapamak.

3. İnsan bünyesindeki savunma mekanizmasını yani bağışıklık sistemini güçlendirmek.

“Mecelletü’l-İ’câz”ın üçüncü sayısında yayınlanan bir önceki makalede belirttiğimiz gibi, İslam Dini, insanda veya çevrede bulunan bu zararlı organizmaları, bulundukları sığınaklardan söküp atmayı ve her Müslüman’ın severek ve isteyerek yaptığı ve Rabbine yakınlaşmak için vesile kıldığı birtakım ibadetler silsilesi aracılığıyla bu zararlı varlıklarla insan arasına bir set çekmeyi amaçlamıştır. Yine İslam, Müslüman toplumun tüm fertleri için en önemlisi ve başta geleni “Beden temizliği” olan “Kişisel temizlik” kurallarını koymuş; temizliği dinin yarısı kabul etmiş; abdest, gusül, misvak kullanmak, ağzı çalkalamak, burnu temizlemek, sünnet olmak, tırnak kesmek, kasık tıraşı olmak, parmak aralarını yıkamak, idrar ve dışkı çıkış yerlerini temiz tutmak, pislikten kaçınmak, elbise temizliğiyle genel temizliği muhafaza etmek gibi kurallar getirerek de “kişisel temizlik” ilkesini uygulamaya koymuştur. Hepsi de birbirine bağlı olan ve hiçbir kanun, din ve ideolojide eşi bulunmayan bu kurallar, insanın derisinde, burnunda, ağzında, boğazında veya sindirim kanallarında bu zararlı mikroorganizmaların bulunduğu yerlerin temizlenmesi neticesine ulaştırmaktadır.

Bu makalede ise, zararlı mikroorganizmaları insan vücuduna ulaştıran yolların kesilmesi konusuna değineceğiz. Zira bu yolların kesilmesi, bulaşıcı hastalıklardan ve salgınlardan korunmadaki en önemli faktördür.

İslam Dini, insanı korumayı amaçlamış, hastalıkları bulaştıran zararlı varlıklarla insan arasına bir set çekmek için de aşağıdaki tedbirleri belirlemiştir:

1. İnsanı Kuşatan Çevrenin Temiz Tutulması

Hz. Peygamber (a.s), hem ferdin hem de toplumun sağlığı üzerinde büyük etkisi olan çevre temizliğine çok önem vermiştir. Çevre temizliği iki kısımda ele alınabilir:

a) Meskenlerin Ve Avluların Temiz Tutulması: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah güzeldir, güzel olan şeyleri sever; temizdir, temiz olmayı sever; şereflidir, şerefli olmayı sever; cömerttir, cömertliği sever. Öyle ise avlularınızı temizleyin ve Yahudilere benzemeyin!” (Tirmizî)

b) Yolların Ve Toplanma Yerlerinin Temiz Tutulması: Hz. Peygamber (a.s.), insanların gelip geçtiği yerlerdeki sıkıntı verici şeylerin ortadan kaldırılmasını, yollara ve insanların dinlenmek için gittikleri gölgeliklere pislenmemesini istemiş ve şöyle buyurmuştur:

“Bana ümmetimin, hayır ve şer, bütün amelleri arz edildi. İyi amelleri arasında, rahatsızlık veren bir şeyin yoldan atılması da vardı. Kötü amelleri arasında ise yere gömülmeksizin mescitte bırakılmış olan tükürük de vardı.”  (Müslim)  

“Mescitte tükürmek bir hatadır. Kefareti ise o tükürüğü toprağa gömmektir.” (Buhârî)

“Rasûlullah (a.s) “İki lânetliden sakının!” buyurdu. Ashab “İki lânetli de nedir?” diye sorunca, şöyle açıkladı: “İnsanların yollarında ve gölgeliklerinde tuvalet ihtiyacı giderenlerdir!” (Müslim)

Güneş almayan, serin ve nemli yerler, sayısız bakteri, yumurtacık ve kurtçuğun gelişip yetişmesi için en uygun ortamlardandır. Çünkü bu tür yerler, bakteri ve yumurtacıkları öldüren morötesi ışınların etkisinden uzaktırlar. Ayrıca idrar ve dışkı da, bu tür bakteri ve yumurtacıkların en çok bulundukları kaynaklardan biridir. Hatta bir gram kadar dışkı bile 100 milyardan fazla bakteri içermektedir. İşte bu sebepledir ki Hz. Peygamber (a.s) bu tür yerlerin tuvalet ihtiyacı için kullanılmamasını öğütlemiştir.

 

2. Yemek, Su Ve Havanın Kirlilikten Korunması

Bulaşıcı hastalıklara ve salgınlara sebep olan mikroplar, temelde yemek, su ve hava aracılığıyla yayılırlar. Bu yüzden Hz. Peygamber (a.s.), bu üçlüyü kirlilikten korumayı hedefleyen birtakım kurallar koymuştur:

a) Yemeğin Kirlilikten Korunması: Kirlenmiş olan şeyleri yemek, tifo, dizanteri, çocuk felci, ve karaciğer iltihabı gibi hastalıkların insana bulaşmasının en başta gelen sebeplerindendir. Hastalığı taşıyan mikroplar, o hastalığa yakalanmış olan veya o mikrobu bünyesinde taşıyan insanın dışkısı aracılığıyla bir başka insana bulaşmakta, bu da genelde mikropların bulaştığı el ya da kap aracılığıyla olmaktadır. Bu yolla hastalığın bulaşma oranı, temelde, insanın temizlik seviyesine ve içinde bulunduğu çevrenin gelişmişliğine bağlıdır. Fakat Peygamberimiz (a.s.), hastalıklara sebep olan mikroorganizmaların henüz keşfedilmediği bir çağda bile, bu zararlı varlıkların tehlikelerinden korumak amacıyla Müslümanlar arasında sağlık bilincini yaymış; onlara, bir eli yemek yemeye ve tokalaşmaya hasretmelerini, diğer eli ise kirlenmiş olan şeyleri tutmaya ve tuvalet temizliğine hasretmelerini emretmiştir. Hz. Âişe (r.a.) şöyle diyor: “Rasûlullah'ın (a.s) sağ eli temiz işler ve yemek yemek içindi. Sol eli ise tuvalet ihtiyacı ve kirli şeyleri tutmak içindi.” (Ebu Dâvûd) Bir başka hadiste ise Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyuruyor: “Ey genç! Allah'ın adını anarak başla; sağ elinle ye ve önünden ye! ” (Buhârî ve Müslim)

b) Havanın Kirlilikten Korunması: Soluk alıp vermek, birçok bulaşıcı hastalığın intikaline neden olmaktadır. Grip, çocuk felci, kabakulak, kızamık, nezle, boğaz iltihabı, çiçek hastalığı, verem ve özellikle virusal hastalıklar olmak üzere birçok hastalık bu türdendir. Bu sebepledir ki Hz. Peygamber (a.s), yiyecek veya içecek kabına üflemeyi ashabına yasaklamış, ayrıca hapşırma veya esneme sırasında ağzın kapatılmasını emretmiştir. İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (a.s) kabın içine soluk alıp verilmesini veya üflenmesini yasakladı.” (Ebu Dâvûd)

“Rasûlullah (a.s) kişinin içeceği suya üflemesini yasaklayınca bir adam “Peki, ya suyun üstünde toz varsa (onu uzaklaştırmak için de mi üflemeyelim?)” diye sordu. Rasûlullah (a.s) “O zaman o suyu dök!” dedi. Adam “Ben suyu nefes alıp vermeden, bir tek solukta içemiyorum, (ne yapayım?)” diye sorunca da o şöyle buyurdu: “Kabı ağzından ayır, öyle nefes alıp ver (sonra içmeye devam et)!” (Tirmizî)

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (a.s) hapşırdığı zaman eliyle veya elbisesiyle yüzünü kapatır ve sesini kısmaya çalışırdı.” (Tirmizî)

Ebu Said el-Hudrî (r.a.) ise Hz. Peygamber'in (a.s) şöyle dediğini bildirmiştir: “Herhangi biriniz esnediği vakit ağzını eliyle örtsün!” (Buhârî)

c) Suyun Kirlilikten Korunması: Durgun sular, kolera, salmonilla, shicilla ve benzeri daha birçok bakterinin gelişip yetişmesi için uygun bir ortam sayılır. Bazı parazit ve kurtçuklar ise insan bedeni dışındaki yaşam evrelerini tamamlayabilmek için suya ihtiyaç duyarlar. Durgun sulara idrar ve dışkının karışması da idrar ve dışkıda bulunan parazit ve kurtçukların suyun içinde gelişmesine ve süratle çoğalmasına yardımcı olur. Bu sebeple Hz. Peygamber (a.s) suyun kirlenmekten korunmasını sağlamak için durgun suya idrarda bulunulmasını yasaklamıştır. Ebu Hureyre (r.a.) Hz. Peygamber'in (a.s) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Hiçbiriniz durgun suya idrarını akıtmasın; sonra gelip de orada yıkanır.” (Buhârî ve Müslim)

Ayrıca Hz. Peygamber (a.s), bulaşıcı hastalıklara neden olan mikroplardan korunmaları amacıyla kapların üzerinin örtülmesini ve su kırbalarının ağızlarının bağlanmasını öğütleyerek şöyle demiştir: Kapların ağızlarını örtün, tulumların ağzını bağlayın. Zîra yılda bir gece vardır ki onda veba yağar. Şayet ağzı açık kaba veya bağlanmamış bir tuluma rastlarsa bu vebadan ona mutlaka iner. (Müslim)

Yine suyu kirlenmekten korumak amacına yönelik olarak, uykudan uyanan kişinin elini iyice yıkayıp da temizlemeden önce herhangi bir kapa sokmasını yasaklamıştır. Çünkü kişi, uykudayken avret yerine dokunmuş veya bedenindeki iltihaplı bir yarayı kaşımış olabilir. Bu konuda Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmaktadır: Uykudan uyanınca, hiçbiriniz üç defa yıkamadıkça ellerini bir kaba sokmasın. Çünkü o, ellerinin geceyi (vücudunun neresinde) geçirdiğini bilemez.” (Buhârî ve Müslim)

Yine aynı amaca yönelik olarak su tulumunu doğrudan doğruya ağza dayayarak su içmeyi de yasaklamıştır. Buhârî, İbn Abbas’ın şu sözünü nakletmektedir: “Rasûlullah (a.s) tulumun ağzından su içilmesini yasakladı.

İnsanın, bir mililitrelik salyası bile milyonlarca bakteri içerebilmektedir. Büyük bir kaptan su içen bir insanın salyasından suya bulaşan milyonlarca bakteri, uzun süre suda kalıp çoğalma imkânı bulmakta ve suyu kirlettiği için de oradan su içen herkes için tehlike kaynağı olmaktadır.

 

 3. Hastaların Tecridi Ve Karantina Uygulaması

Hastalıkların ve salgınların yayılmasını engellemek amacıyla Hz. Peygamber (a.s), bu hastalık ve salgınlara sebep olan mikropların keşfinin ardından modern koruyucu tıbbın da kabul ettiği esaslardan olan iki temel kural koymuştur: 1. Tecrit, 2. Karantina. Birinci kural hakkında “Hastalıklı kişi, sağlıklı olanın yanına girmesin!” buyurmuş; ikincisi hakkında da şöyle buyurmuştur: “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz! Bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.” (Buhârî ve Müslim)

Tarih boyunca İslam âlemindeki ölümcül salgınlar ve bulaşıcı hastalıklar Avrupa’dakine oranla çok daha az olmuştur. Hatta Avrupa nüfusunun dörtte birinin ölümüne sebep olan veba salgınlarının, İslam âleminin sınırlarına ulaştığında şiddeti kırılmış, etkisi zayıflamıştır.

4. Bazı Tehlikeli Hayvanların Etlerinden Sakınmak

Zararlı mikroorganizmaların insana bulaşmasının bir başka yolu da bu mikroorganizmaları bünyesinde barındıran veya hastalığa yakalanmış olan hayvanların et ve benzeri ürünlerini tüketmektir. Bu sebeple İslam, bu tür hayvanların etlerinin yenmesini hatta onlarla aynı ortamı paylaşmayı dahi yasaklamış ve bu hayvanları “Habâis” yani “Pis şeyler” diye isimlenmiştir: “Onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılıyor.” (A’râf, 7/157.)

İslam, leş eti yemeyi, kanı, domuz etini, yırtıcı hayvanların etini, pislik yiyen hayvanların etini, bir zaruret olmadıkça köpek beslemeyi ve onunla uğraşmayı haram kılmıştır. Günümüzdeki bilimsel araştırmalar, bu hayvanların ve etlerinin insan için ölümcül olan mikroorganizmaların korkunç ve tehlikeli birer merkezi konumunda olduklarını ortaya koymuştur. Peki, modern bilim bu hususta neler söylemektedir?

Leş eti ve akıtılmış kan, Allah'ın en başta zikrettiği pisliklerdir: “Leş, kan, domuz eti … size haram kılınmıştır.” (Mâide, 5/3.) Bu şeylerin zararları ve insan hayatı için taşıdıkları tehlikeler, günümüzde bilimsel açıdan ortaya çıkarılmıştır. Ölmüş olan bir hayvanın kanı, bedeninin her tarafına yayılmış olan kan damarlarının içinde kalır. Bu da hayvanın ağız, kulak, burun ve benzeri gibi bedenin içine açılan doğal açıklıklarında, bağırsaklarda veya deride yuvalanmış olan mikropların, damarlardaki albümin aracılığıyla etin içinde hızla yayılmasını kolaylaştırır. Hızla çoğalan bu mikroplar sebebiyle ölü hayvanın bedeninde çok pis kokulu ve zehirli bazı terkipler de oluşur. Kimi zaman da hayvan belli bir hastalık sebebiyle ölmüş olmakta, etinden yiyen insana da o hastalığın mikrobu bulaşmaktadır. Bu mikrop sebebiyle insan sıkıntı çekmekte veya ölümle karşı karşıya kalmaktadır. Bu tür mikroplara, tüberküloz mikrobu, şirpençe mikrobu, salmonilla veya kuduz mikrobu örnek verilebilir.

Allah (c.c), boğazı sıkılarak veya yaralanarak ölen hayvanı da haram kılmıştır. Hatta bu yaralanmanın, hayvanın yere vurulması, yüksek bir yerden yuvarlanması veya bir başka hayvan tarafından boynuzlanması sebebiyle meydana gelmiş olması arasında bir fark yoktur. Aynı şekilde yırtıcı hayvanların parçalayıp öldürdüğü hayvanlar da haram kılınmıştır. Zira bu yollarla ölmüş olan hayvanlarda, kanın vücudun içinde kalmasından kaynaklanan yukarda bahsettiğimiz tehlikelerin yanında bazı başka tehlikeler de mevcuttur. Örneğin, hayvanı, boğazını sıkarak öldürmek, bedenin bozulma ve çürümesini hızlandırır. Yaralanmada da kan, yaranın bulunduğu yerde derinin altına ve etin içine yayılmaktadır. Ölü hayvanın bedenindeki kimi yaralar da havada mevcut olan mikropların, bedenin içine sirayet etmesini kolaylaştırmakta, bu mikroplar da bedenin bozulmasını ve çürümesini hızlandırmaktadır. Hayvanı parçalayan yırtıcı hayvanların dişleri arasındaki ölümcül mikroplar da aynı şeye sebep olmakta ve bu şekilde ölen bir hayvanın eti, onu yiyen insan için amansız bir tehlike arz etmektedir.

Kanla Beslenmenin Tehlikeleri:

Kan, birçok mikrobun gelişmesi ve yayılması için uygun olan en tehlikeli ortamlardan biridir. Kesme veya yaralama sonucunda vücuttan dışarı akıtıldığında, kan, canlı kalmasını sağlayan ve kendisini kirlenmeye karşı koruyan damarlardan ayrılır; alyuvarlar mikropları yok etme gücünü kaybeder; bağışıklık sistemi hücrelerinin ölmesiyle savunma mekanizması çöker ve sonuç olarak kana karışan mikroplar, şaşırtıcı bir hızla çoğalır ve ateşte pişirilmeye karşı bizzat kendilerinden bile daha dayanıklı olan zehirler (toksin) üretirler.

Domuzların Tehlikeleri:

Kendisi için Cenab-ı Hak da açıkça “O bir pisliktir” ifadesini kullandığından, domuzdan kısaca bahsedeceğiz. Pislikler, insana nice hastalığın bulaşmasında en başta gelen etkenlerdir. Çünkü hastalığa sebep olan birçok mikrop ve parazit içermektedirler. Domuz da -tıpkı bir pislik gibi- insana birçok tehlikeli mikrop bulaştırmaktadır. Çünkü domuzun kendisi dahi en az 450 çeşit hastalığa maruz kalmaktadır. Etinin yenmesiyle insana bulaşan diğer hastalıklar bir yana, 75 çeşit hastalığın insana bulaşmasında da aracı rolü oynamaktadır. Sindirim güçlüğü, gıda alerjisi, damar sertliği, saç dökülmesi, hafıza zayıflığı ve kısırlık bu hastalıklardan sadece bazılarıdır. Bunlara ilaveten insandaki iffet ve namus duygularını da olumsuz etkiler.

İnsana sadece domuzdan bulaşan hastalıkların sayısı tespit edilebildiği kadarıyla 27’dir. Diğer hastalıklar ise her ne kadar domuz dışındaki hayvanlardan da bulaşabiliyorsa bile, yine de domuz bu hastalıkları insana direkt olarak bulaştıran veya öncelikle bulaşması mümkün olan diğer hayvanlara, onlardan da insana bulaştıran bir ana faktör ve hastalık kaynağıdır.

Domuz etini veya diğer domuz ürünlerini yemekle insana bulaşan hastalık sayısı ise 16’dır. Bu hastalıkların en başında Malta humması, karaciğer tenyası, beyin zarı iltihabı, şerit kurdu, zırhlı bağırsak kurdu ve benzeri rahatsızlıklarla, salmonilla ve shicilla mikroplarından kaynaklanan bağırsak iltihaplarıdır.

Domuzlarla uğraşmaktan, onlarla aynı ortamlarda bulunmaktan ve domuz artıklarından da en az 32 hastalık bulaşmaktadır. Bu tür hastalıklara en çok yakalanan kişiler, domuz ağılları ve kesimhanelerinde çalışan kişilerle domuzlara bakan veterinerlerdir. Bu hastalıkların en önemlileri, daha önce geçen bazı hastalıklara ilaveten şirpençe, kuduz, dizanteri, aft humması, kan zehirlenmesi, domuz gribi, Japon humması, akciğer tenyası, uyuz ve benzeri hastalıklardır.

Domuz artıkları bulaşan yiyecek ve içecekleri kullanmaktan da en az 28 çeşit hastalık bulaşmaktadır.

Köpeklerin Tehlikeleri:

Hz. Peygamber (a.s) köpeklerle uğraşmayı, onlarla birlikte yaşamayı şiddetle yasaklamıştır. Köpek, bünyesinde parazit ve mikroorganizmaları barındıran evcilleştirilmiş bir yırtıcı hayvandır. Bu parazit ve mikroorganizmalar insan için çok büyük bir tehlike arz etmektedirler. Örneğin;

1- Köpeğin bağırsakları çok sayıda şerit kurdu içermekte, bu kurtçukların yumurtaları da köpeğin dışkısı aracılığıyla herhangi bir yiyecek ve içeceğe, oradan da insana geçebilmektedir.

2- Kuduz hastalığı köpeklerden bulaşmaktadır.

3- Leşle de beslenen bir hayvan olduğundan köpek, kistlerin insana bulaşmasında, diğer evcil hayvanlara nispeten en büyük etkendir. Çünkü köpek, makatını, diliyle yalayarak temizler. Böylelikle kancalı şerit kurdunun yumurtaları, köpeğin ağzına ve diline bulaşır. Köpeğin kirlettiği herhangi bir yemek veya su aracılığıyla insana geçen bu yumurtalar, insanda kistlerin oluşmasına neden olur.

4- Köpekler, parazit kaynaklı birçok hastalığın insana bulaşmasına sebep olmaktadırlar. Bunların en tehlikelisi ise, dünyada köpeklerin otçul hayvanlara yakın olarak yaşadığı her yerde görülebilen “Echinococcus granulosus” adlı şerit kurtçuğunun sebep olduğu hastalıktır. (Kist hidatik hastalığı)

Bütün bu ve benzeri nedenleri göz önünde tuttuğumuzda, Hz. Peygamber'in (a.s), bir zaruretin bulunması dışında, köpek beslemeyi yasaklamasındaki sırrı idrak edebiliyoruz.

İmam Müslim, Ebu Dâvûd, ve Beyhakî’nin rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Melekler, içinde köpek bulunan bir eve girmezler.” Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği bir başka hadis ise şöyledir: “Sürü veya av veya ziraat köpeği dışında bir köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksilir.”

Hz. Peygamber'in (a.s) şu sözlerinin sırrını da artık anlıyoruz: “Bir kabı köpek yalamışsa, onun temizlenmesi, yedi kere su ile yıkanmasına bağlıdır; hatta bunların ilki toprakla olmalıdır.” (Buhârî ve Müslim)

Yırtıcı Hayvanların Tehlikeleri:

Hz. Peygamber (a.s), insan için bir tehlike arz ettiği ve ona zarar verebileceği sebebiyle bazı hayvanların etinin yenmesini yasaklamış, azı dişi bulunan bütün yırtıcı hayvanlarla pençesiyle avlanan bütün yırtıcı kuşları haram kılmıştır.

İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: “Rasûlullah (a.s) azı dişi olan tüm yırtıcı hayvanları ve pençesiyle avlanan tüm yırtıcı kuşları yasakladı.” (Müslim) Ebu Hureyre (r.a.) de Hz. Peygamber'in (a.s) şu sözlerini rivayet etmiştir: “Azı dişi olan vahşi hayvanları yemek haramdır.”  (Müslim)

Aynı zamanda Hz. Peygamber (a.s), insan sağlığına çok büyük zararı olan bazı hayvanların da öldürülmelerini emretmiştir. Kemirgenlerden fare, yırtıcı kuşlardan karga ve çaylak, evcilleştirilmiş yırtıcılardan olan insanlara saldıran azgın köpekler, sürüngenlerden ise yılan bu hayvanlardandır.

En çok kutup ayı ve tilkileri arasında yaygın olan bir parazit türü kedide de bulunmakta, insanın bu hayvanların etini yemesiyle insana da bulaşmaktadır. Afrika’daki insanların yakalandıkları çoğu hastalığın sebebi de evcil veya yabani domuz eti yemeleridir. Bu iki hayvanın aynı paraziti taşıma sebebi leş yemelerindendir. Pençeli yırtıcı kuşlar arasında yaygın olan bir parazit türü ise akbaba, kartal, şahin ve benzeri yırtıcı kuşların etlerinin yendiği zaman insana bulaşmaktadır.

Pislik Yiyen Hayvanların Et ve Sütlerinin Tehlikeleri:

Hz. Peygamber (a.s), pislik yiyen hayvanların etlerini yemeyi, sütlerini içmeyi ve evcil eşeklerin etini yasaklamıştır.

Beyhakî ve Bezzâr, Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: “Hz. Peygamber (a.s) cellâlenin etini yemeyi, sütünü içmeyi ve o hayvana binmeyi yasakladı.”

Cellâle, pis şeyler, özellikle de dışkı yiyen hayvan demektir. Dışkı, birçok kurtçuk, parazit ve mikrobun gelişip çoğalması için en uygun ortam sayılır. Çünkü bir gram dışkıda bile 100 milyardan fazla mikrop bulunmaktadır. Ayrıca bilimsel araştırmalar, pisliklerin çok yüksek oranda insan sağlığı için tehlike arz eden çeşitli zehirli maddeler içerdiğini açığa çıkarmıştır. Herhangi bir hayvan pislik yediği zaman, bu zararlı maddeler ve mikroplar o hayvanın kanına ve etine karışmakta ve vücudunda çöreklenmekte, o hayvanın etini yiyen veya sütünü içen insan da birçok hastalığa maruz kalmaktadır.

 

KONUNUN MUCİZEVÎ YÖNÜ

Bu makalede geçen ve İslami kaynaklarda daha birçok örneği bulunan ayet ve hadisler, mucizevî ifadelerdir. Üzerinde derinlemesine düşünen bir insan, bu ifadelerde birçok hastalığa ve salgınların yayılmasına sebep olan mikroorganizmalar âlemine ve gözle görülemeyen zararlı maddelere dair birçok açık ve gizli işaretin bulunduğunu görecektir. Hâlbuki hem Hz. Peygamber'in (a.s), bahsi geçen bu ifadeleri telaffuz ettiği çağda, hem ondan önceki hem de ondan sonraki çağlarda insanlar, -Pastör’ün mikropların varlığını keşfetmesine kadar- hastalıklara kötü ruhların, şeytanların ve yıldızların neden olduğuna, hastalıkların temizlik, yaşam tarzı ve düzeni ile ilgisinin olmadığına inanıyorlar ve bu hastalıkları sihir, büyü ve hurafelerle tedavi etmeye çalışıyorlardı.

İslam Dini ise, Müslümanlar için bazı kurallar koydu. Hastalığa neden olan şeylerden kaçınmaları ve ona karşı koyup yok etmek için bütün savunma mekanizmalarını güçlendirmelerini sağlayarak onları hastalıklardan korunmaya yönlendirdi. Hem Hz. Peygamber'in (a.s) yaşadığı dönemde hem de ondan sonraki dönemden, ta ki geçtiğimiz yüzyıla kadar mikroorganizmalar âlemi hiçbir şekilde bilinmeyen bir âlemdi. Fakat abdest, gusül, beden, elbise ve mesken temizliğiyle toplu mekânların temizliğine dair İslamî yönlendirmeler; yeme, içme, genel ve özel yaşama dair yönlendirmeler ve kişinin imanî yönünü güçlendirmeye yönelik emirlerin hepsi de öyle ya da böyle, bedenlerimizin içinde, üstünde veya çevresinde yaşayan, bizim için bir tehdit unsuru olan, bize saldıran, faydası olabilen ya da bizi yok edebilen, hayret ettirecek kadar çok sayıda olan, müthiş bir şekilde çoğalmaya devam eden, Allah'ın kudreti ve iradesi dahilinde zehirlerini ve silahlarını milyonlarca insana karşı kullanan bu gizli mikroorganizmalar âlemine işaret etmektedir. Sözlerimizin sonunda bilim adamlarına şunu söylüyoruz: Hz. Peygamber'in (a.s) sadece ve sadece şu sözündeki bilimsel gerçeğe bir bakın: “Bir yerde veba hastalığı olduğunu duyarsanız oraya girmeyiniz. Sizin bulunduğunuz bir yerde veba hastalığı ortaya çıkarsa oradan çıkmayınız.” (Buhârî ve Müslim)

Bu muazzam nebevî tavsiyenin ciddi bir şekilde uygulanması için Hz. Peygamber (a.s) veba salgını bulunan bölgenin etrafına sağlam bir sur ördürmüş, orada kalarak sabreden ve karşılığını Allah'tan bekleyen kişiye şehit sevabı verileceğini vaat etmiş, oradan kaçanı da kötü bir akıbetle uyarmıştır. O şöyle buyurmaktadır: “Vebadan kaçan Allah yolunda savaşmaktan kaçan gibidir. Sabredene ise şehit sevabı verilir.” (Ahmed b. Hanbel)

Bundan iki yüz sene önce bile, veba salgını bulunan bir yerde yaşayan ve etrafındaki insanların hastalıktan teker teker kırıldıklarını gören sağlıklı bir insana bu söz söylense ve ona “Yerinde kal, hiçbir yere gitme!” denseydi, o kimse böyle bir sözü delilik veya kendi hayatına yönelik bir düşmanlık kabul eder, derhal vebanın olmadığı yerlere kaçardı. Ancak tüm insanlar arasında yalnızca Müslümanlar, hikmetini bilmeseler bile Hz. Peygamber'in (a.s) emrini yerine getirmek için yerlerinden ayrılmıyorlardı. Fakat nihayet bilim ilerledi, mikroorganizmalardan oluşan gizli âlem keşfedildi; çoğalma ve yayılma yolları, hastalık ve salgınlara bunların sebep olduğu öğrenildi; hastalığın olduğu bölgelerde yaşayan ve hastalık belirtisi göstermeyen sağlıklı bireylerin de veba mikrobu taşıdıkları ve gittikleri bölgelere veba götürme riski taşıdıkları keşfedildi. Tüm bu keşifler sebebiyle artık günümüzde bilinen uluslar arası karantina sistemi uygulanmaya başlandı. Bu uygulamaya göre veba salgını bulunan yerleşim bölgesindeki hiç kimsenin oradan çıkmasına izin verilmediği gibi başka yerden gelen hiç kimsenin de oraya girmesine izin verilmiyordu. Peki, bu gerçeği Hz. Muhammed’e (a.s) kim bildirmişti?

On dört asır önce bir insanın bu bilimsel gerçekten söz etmesi mümkün müydü?

Yarattıklarını tanıyan ve bilen Allah (c.c) katından gelen vahyi anlatıyorsa, tabi ki, evet!

İşte böylece Allah, bize mucizelerini gösteriyor ki, tüm bu kuralların kendi katından gönderilen bir vahiy olduğunu anlayalım ve bizim için koymuş olduğu tüm bu kuralların ve belirlediği yükümlülüklerin büyük bir nimet olduğunu bilerek O’na hamd edelim! O şöyle buyuruyor: “De ki: Hamd olsun Allah’a! O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları görüp tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.” (Neml, 27/93.)

Böylece bilim, Kur'an-ı Kerim'in ve hadis-i şeriflerin, hastalık sebeplerine ve mikroorganizmaların varlığına çok daha önceden işaret etmiş olduğunu ortaya çıkarmış olmaktadır. Ayrıca İslam, tüm insanlığı, bu zararlı varlıkları yok edecek ve insanı onların tüm tehlikelerinden koruyacak olan en kolay ve en uygun yolları göstermiştir. Bilim adamları ise artık, şu ayette de belirtildiği gibi, Allah'ın, kendi elçisine vahyinin inkar edilemez bir gerçek olduğunu kendi gözleriyle görmüşlerdir: “Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan (Allah'ın) yoluna ilettiğini görürler.” (Sebe’, 34/6.)

     Önceki sayfa    Ana sayfa