|
KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU
|
|
|
EMBRİYOLOJİ BİLİMİNE TARİHÎ BİR BAKIŞ Prof. Dr. C. S. Grungy Embriyoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi. (Georgetown Üniversitesi) Abdülmecid Zindâni. (Kur’ân ve Sünnet’te Bilimsel Mucizeler Komisyonu Eski Genel Sekreteri) Dr. Mustafa Ahmed. (Kur’ân ve Sünnet’te Bilimsel Mucizeler Komisyonu Üyesi)
Bu araştırma İslamabat/Pakistan’da (Safer 1408h./Ekim 1987) tarihinde yapılan I. Kur’ân ve Sünnette Bilimsel Mucizeler Uluslar arası Konferansında sunulmuştur. GİRİŞ: Allah (c.c) şöyle buyurmuştur: “Onu neyden yaratmıştır?” (Abese, 80/18). Bu Kur’ân ayeti biyoloji biliminde temel bir soruyu ortaya koymakta ve aynı zamanda çağlar boyunca bilimler tarihinin tedvin ettiği bilimsel dokümanların bir parçası olan; insanın yaratılış keyfiyetini bir bilgi problemi olarak değerlendirmektedir. Bu soruya cevap verme yönündeki çabalarımız ilimler tarihinde gayet önemli bir yer tutmaktadır. Araştırmamızda embriyoloji bilim tarihinin geçirdiği belli başlı süreçleri özetlemeye çalışacağız. Böylelikle bu konferansta araştırmacıların sunacağı analizlere de bir giriş yapılmış olacaktır. Araştırmamızda ortaya koyacağımız birçok nokta ile ilgili Kur’ân ayetlerinin ve Peygamber Efendimizin (a.s) hadislerinin bulunduğu da görülecektir. Embriyoloji bilim tarihi, genel ilim tarihi ile köklü bir ilişki içindedir. Felsefî düşüncenin tarihî gelişimi ile ilişkili olarak embriyoloji ilmi de gelişmiş hayatın her yönüne ilişkin temel problemleri çözmeye çalışmıştır. Nitekim yakın zamana kadar bilim adamları kendilerini, tıpkı diğerlerinin onlara baktığı gibi “Tabiat Filozofları” olarak görüyorlardı. I. BÖLÜM EMBRİYOLOJİ BİLİMİNİN TARİHÎ SÜRECİ Embriyoloji bilim tarihini üç aşamaya ayırabiliriz: a. Tanımlayıcı Aşama: Tanımlayıcı embriyoloji bilimi diye adlandırabileceğimiz ilk aşama, milattan önce 6. yüzyıldan daha eskilere dayanıp 19. yüzyıla kadar gelmektedir. Bu aşamada embriyonun gelişimi olayına ilişkin bir takım düşünceler tanımlanmış ve farklı üsluplarla izah edilmeye çalışılmıştır. Eski Mısır’da dördüncü, beşinci ve altıncı Firavun sülaleleri dönemlerinde yazılmış bazı vesikalarda peş peşe en az on kadar şahsın “Kralın Plâsenta Açıcısı” resmî unvanını kullandığı görülmüştür. Daha sonraları protokolde, Firavunların resmigeçit alayının önünde kralın plâsentasını temsilen bir sembol kullanılması adet haline gelmiştir. Bu dönemde plâsentanın özellikleri arasında bir takım gizli büyüsel güçlerin varlığı da zikredilmektedir. Bu inanış eski Yunanlılara ve daha sonrasına kadar devam etmiş, bilim ile büyü yakın ilişki içinde görülmüştür. Hamileliği önleyici tedbirler bağlamında en eski reçete hieratique (hiyeroglif yazıdan önce eski Mısır’da kullanılan yazıdır) yazısı ile bir papirüs kâğıdı (bu belgenin tarihi milattan önce 2000–1800 arasıdır) üzerine yazılmıştır. Bu reçeteyi oluşturan temel öğelerden birisi, diğer öğelerin yanı sıra timsah pisliğidir. Eski Yunanlılar bilim ile mantığı ilk ilişkilendirenlerdir. Bunu da bir takım düşünceleri kapalı büyüsel güçler yerine mantık kuralları ile açıklamak suretiyle yapmışlardır. Ne var ki mantık her zaman gerçeklerle örtüşen deliller ortaya koyamamıştır. Hatta günümüz bilim çağında bile deneyimlerimizi açıklamalarımız ve mantıkî düşüncelerimiz doğru olmaya bilmektedir. Nitekim bu dönemde embriyoloji bilimi açısından “artçıl değişim” denilen temel bir kavram ortaya çıkmıştır. Aristoteles ve Galenos’un eserlerinin, bu alanda tek oldukları söylenemese de, (özellikle nüfuz ve tesir bakımından) tarih arşivinin ilk bölümüne egemen olduğu görülür. Milattan sonra 200 yılı ile 16. yüzyıla kadar batıda embriyoloji bilimine dair bilimsel eserlerde kayda değer bir bilgi bulunmamaktadır. Şayet Müslüman müellifler de olmasa idi Yunan bilim adamlarına ait pek çok eser de kaybolup gidecekti. 16. yüzyılda bilimsel araştırmaların canlandığı görülmektedir. Özellikle de 17. ve 18 yüzyıl bu açıdan önemlidir. Vesalius, Paracelsus ve Harvey’nin çalışmaları mikroskobik tanı çağının başlamasına yol açmış, bu dönemde bilimsel tartışmalar canlılık kazanmıştır. Sperma organizması keşfedilmiştir. Bundan önce ilk oluşum, yaratılışın kendi özünden olması, yumurta, yumurtanın tekliği ve erkek spermi ekolü etrafında yoğun tartışmalar yapılmaktaydı. Şimdi o dönemdeki bazı olaylara olduğu gibi bakmaya çalışalım:
Şekil I: Jacob Rowef’in (miladî 1554) kitabından alıntıdır, rahim içinde kan kütlesinin ve tohumun oluşumunu Aristoteles’in görüşüne göre açıklamaktadır.
Şekil II: Tavuğun oluşumun göstermektedir. Öncelikle 16. yüzyılda yazılmış ebelik kitaplarındaki bazı resimler (Şekil I) embriyonun bir kan kütlesi ve tohumdan nasıl geliştiğini göstermektedir. Bu yanlış kavram Aristoteles tarafından ileri sürülmüş ve yüzyıllarca böyle devam etmişti. Bu dönemde embriyonun regl kanından türediğine inanılmaktaydı. Mikroskobun bulunuşundan sonrasına kadar devam eden bu inanış batılı doktorlar tarafından tartışmasız kabul edilirken Müslüman bilginler embriyonun regl kanından türediği düşüncesine şiddetle karşı çıkmaktaydılar. Ve bu hususta Kur’ân ayetlerinin delillerine atıfta bulunmaktaydılar. Mesela bir ayette Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Kendisi dökülen meniden bir nutfe (sperm) değil miydi?” (Kıyamet, 75/37). Bu bağlamda Peygamber (a.s)’den bir çok hadis rivayet edilmektedir. Hadis bilgini İbn Hacer (v. 852h) bu hadislere atıfta bulunarak şu yorumu yapmaktadır: “Birçok anatomi bilgini erkeğin yumurtalıklarının çocuğun oluşumunda hiçbir etkisinin olmadığını sanmaktadırlar. Ancak ilişki esnasında bir işlevinin olduğundan bahsetmekte ve de embriyonun regl kanından oluştuğunu söylemektedirler. Oysa bu konudaki hadisler bu düşüncenin geçersiz olduğunu söylemektedir” (Feth’ul-Bârî, 11/480). Bu örnekler bile Müslüman olmayan bilginlerin asırlar boyu kabul ettikleri şeylerin Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber’in (a.s) sünnetinde nasıl ilk olarak canlı bir şekilde ortaya konduğunu göstermektedir. Paracelsus’un çalışmaları (miladî 1604) tavuk embriyosunun gelişimini gayet güzel bir şekilde (Şekil II) ortaya koymaktadır. Paracelsus’un öğrencisi olan Harvey kan dolaşımı ile ilgili buluşu ile meşhur olmuştur.
Şekil III: Malbighi’nin kitabına göre tavuğun oluşumunun ilk evreleri.
Şekil IV: İnsan oluşumunu gösteren eski bir resim. Hemen sonraları Marcello Malbighi ortaya çıkmış ve tavuk embriyosunun oluşumunu gösteren genel resimlerde gayet açık bir şekilde (III. Şekil) dokuları göstermiştir. Bu gün bizler bu dokuların içinde hücrelerin olduğunu ve de bu hücreler vücudun ana omurgasından ve adalelerden kaynaklandığını biliyoruz. Hemen hemen aynı dönemde başka resimlerde yayımlanmıştır. Bu resimlerde (IV. Şekil) de insan embriyosunun oluşumu gösterilmektedir. Bütün bu resimler farklı ölçekler de aynı resmi ifade etmektedirler (o dönemde kraliyet felsefe derneği yayımcıları ve hakemleri buna değinmemişlerdir). Bu döneme kadar bilim adamlarının zihninde insan bir bütün olarak tam bir şekilde yaratılmıştır, düşüncesi hâkim olduğundan insan oluşumunun bir şeklin hamilelik süresi içerisinde hacminin büyümesi olarak değerlendirilmiştir.
Şekil V
Şekil VI: Leeuwenhoek tarafından çizilmiş tavşan ve köpek sperm hücresini gösteren resimdir. Deneysel embriyoloji biliminin ortaya çıkışını tartışmayı bırakarak, tanımsal embriyoloji biliminin gelişimini taçlandıran ve bu gün için gelişmiş haliyle yaygın olarak kullanılan araca; mikroskoba (Şekil V) bir bakalım. On yedinci yüzyıldaki bu gelişim “Ham” ve Van Leeuwenhoek gibi bilim adamlarının her birinin, kraliyet felsefe derneğinin sperm hücrelerini (Şekil VI) keşfetmelerine yol açmıştır. Şekil VII’ de 1701 yılında yayımlanmış olan insan sperm hücresinin resmi görülmektedir.
Şekil VII: Bilim adamı Leeuwenhoek’a göre sperm hücresini göstermektedir.
Şekil VIII: Hartsuker’in 1694’de yazdığı kendi eserinden alınmış bir cüce üzerine oturan insan sperm hücresini gösteren resimdir. Bir ve yedinci sayılar insan sperm hücresini göstermektedir. Diğerleri ise koyunların sperm hücrelerini göstermektedir. Bunun üzerinden çok geçmeden gözlemciler sperm hücrelerinde, o çağ için yaratılış ruhu ve devrim sayılabilecek bir şey keşfettiler. Sekizinci şekilde Hartsuker 1105h-1694m yılında bir sperm hücresinin resmini vermektedir. Bu, mikroskobun icadından az bir dönem sonrasına rastlar ki, henüz mikroskobun sperm hücresinin oluşum detaylarını gösterecek kadar ayrıntıları veremediğini göstermektedir. Böyle olunca da bu resim bilim adamlarının hayal dünyalarınca tamamlanmış olmakta ve bir kez daha zihin dünyalarına yerleşmiş olan (Şekil VIII’de de görüldüğü üzere insan bir cüce suretinde sperm hücresinde bulunmaktadır) ön yargılarını dile getirmiş olmaktadırlar. Yani insanın anne rahminde farklı yaratılış evreleri ve suretleri geçirdiğini henüz bilememektedirler. Oysa bu hakikati Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimiz (a.s) asırlar önce gayet açık bir şekilde beyan etmiştir. Kur’ân-ı Kerîm insan yaratılışının anne karnında evreler içerisinde oluştuğunu şu şekilde belirmektedir: “Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde[1] yaratmadan yaratmaya (aşamadan aşamaya) geçirerek yaratmaktadır” (Zümer 39/6). Embriyoloji bilim dalının babası olarak kabul edilen Marcello Malpighi 1086h-1675m yılında aşılanmamış yumurta üzerindeki çalışmalarının sonucunda, üretken olmayan tavuğun yumurtasının tavuğun küçük bir şeklini ihtiva ettiğini gözlemlemiştir. İnsanın Neden Yaratıldığına Dair Tartışma: Bir grup bilim adamı insanın bir bütün olarak kadın yumurtasında yaratıldığı fikrini benimserken bir diğer grup ise insanın bir bütün olarak sperm hücresinde yaratılmış olduğu düşüncesindedir. İki grup arasındaki bu tartışma takriben 1186h-1775m yılına kadar devam etmiştir. Bu tarihte ise Spallanzani insan yaratılışında hem sperm hücresinin hem de yumurtanın ikisinin de önemini ispat etmiştir. Oysa Kur’ân ve Sünnet, bu konuyu, yaratılış hadisesi kadın ile erkek arasında ortak bir hadisedir, şeklinde çoktan bitirmiştir. Bu konudaki ayetlerden biri şöyledir: “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık…” (Hucurat 49/13). b. Deneysel Embriyoloji Bilimi Aşaması Memelilerde yumurtacıkların keşfedilmesi on dokuzuncu yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Deneysel embriyoloji biliminde ikinci tarihi aşama Von Baer, Darvin ve Hegel’in eserleri ile başlar. Bu dönem on dokuzuncu yüzyılın sonlarından başlayarak yirminci yüzyılın kırklı yıllarına kadar devam eder. Von Baer bu alanda çağın otoritesi sayılmaktadır. Embriyoloji bilimini deneylerden ve gözlemlerden alarak embriyoloji bilimini kavramlara oturtmuştur. Böyle bir şeyi yapabilmek ancak çok ince ve üstün bir zekâ ile mümkündür. Derin düşünüşü sayesinde öğrendiklerinden çok daha ötesine geçmeyi başarmıştır. Bu ikinci tarihi aşamanın bir diğer özelliği de mekanizmaların araştırılması olmuştur. Bu alanda da Wilhelm Roux ismi öne çıkmaktadır. Artık embriyoloji çalışmaları düşünceleri nitelemekten çıkmış canlı ve gelişken varlıkları tedavi ve müdahaleye başlamıştır. Hücreler arası farklılaşmanın oluştuğu mekanizmanın nasıl işlediği meselesi Wilson, Theodore, Bufiri gibi birçok bilim adamının zihnini meşgul etmeye başlamıştı. Ross Harrison kordon kanı naklini geliştiren isimdir. Otto ve Arborg yaratılışın kimyasal mekanizması üzerine araştırmalar yapmıştır. Frank R. L. meni hayvancıklarının yumurtacık üretimi yöntemini çalışmıştır. Hans Spemann de embriyonun gelişim sürecinde olduğu gibi dokusal reaksiyon mekanizmaları üzerine çalışmıştır. Johannes Holtferter ise doku hücrelerinin kendi aralarındaki ve de diğer dokular ile arasındaki ilişkiyi bir noktaya kadar gösteren canlı mekanizmaları konu edinmiştir. c. Teknoloji ve Cihazların Kullanımı Aşaması:
Şekil IX: Elektronik resim cihazı ile taranmış bir fare embriyosu
Şekil X: Elektronik resim cihazı ile taranmış bir fare embriyosu kalbi
Şekil XI: Elektronik resim cihazı ile taranmış bir fare embriyosu kalbinde kalp zarı oluşumu aşamalarından biri görülmektedir. Üçüncü aşama veya modern dönem bu yüzyılın kırklı yıllarından başlar ve günümüze kadar sürer. Bu dönemin en bariz özelliği bu dönem çalışmalarında gelişmiş cihazların kullanılması ve de bunun araştırmalara olan etkisidir. Mesela bu dönemde elektronik mikroskoplar ve çeşitli gelişmiş görüntüleme cihazları kullanılmıştır. Yine bu dönemde lazer yöntemi ve bilgisayar teknolojisi, proteinleri, nükleer asitleri ve girift karbonhidratları ortaya çıkaran bir takım yöntemler kullanılmış, bunların ayrıştırılması ve analizini mümkün hale getirmiştir. Bütün bu imkânlar günümüz biyoloji bilim adamlarına daha düne kadar hayal olan birçok deneyi yapma imkânı vermiştir. Artık bu gün ayrıştırmak sureti ile hücre yüzeylerine yönelik detaylı çok ince analizler yapabilmekteyiz. Aynı zamanda çekirdeğin rolünü ve hücrenin doğasını (sitoplâzma; çekirdek ile hücre arasındaki canlı madde), hücre dışı üreme yerlerini de hücre üretimi yöntemi ile çekirdek ekerek ve rahme genleri yerleştirerek araştırabilmekteyiz. Bunların dışında da birçok teknikler kullanılmaktadır. Artık bizler bilim adamı Malbighi’nin (Şekil 9’a bakınız) döneminde bulunmayan modern imkânları kullanarak çok daha açık bir şekilde embriyolara bakabilmekteyiz. Yine doğal ve kural dışı ayrışım mekanizmalarını daha güzel bir şekilde anlayabilmek için bölümlerin (Şekil 10’a ve 11’e bakınız) içlerine bakabilmekteyiz. İKİNCİ BÖLÜM KUR’ÂN-I KERÎM VE SÜNNET’TE EMBRİYOYA DAİR BİLGİLER Peki, takriben on beş asır öncesinden bizlere seslenen Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimizin (a.s) Sünnetine baktığımızda embriyoloji ile ilgili neler görmekteyiz? Miladi yedinci asırda Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamberimizin (a.s) hadisleri, gayet muazzam bir üslup ile, modern bilimin birçok cihazları ve araştırma tekniklerini kullanarak ulaştığı insanı dehşete düşüren birçok buluşu son derece açık bir şekilde tanımlamıştır. 19 ve 20.yy’da ulaşılmış olan buluşların Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimizin (a.s) sünnetinde tanımlandığını görmekteyiz. Mesela Necm süresinin 45. ve 46. ayetlerine bir bakınız: “O yarattı iki çifti: erkeği ve dişiyi, atıldığı zaman nutfe(sperm)den”. Kur’ân-ı Kerîm insanın, erkeğin ve kadının salgılarının karışımdan yaratıldığını açıkça beyan etmektedir. Erkeğin üreme organından gelen o canlı varlık kadının rahminde bir tohum şeklinde yerleşir. Bir mikrop yuvası olan bu kesenin (sperma) ekim işlemi gerçekten de bir tohumun ekim işlemine benzemektedir (bu konunun detayları için sperma konusuna bakabilirsiniz). Kur’ân-ı Kerîm yaratılışın diğer aşamalarından alaka ve mudga (dokuların/somites oluşumu), omurganın şekillenmesi ve kemiklerin ete bürünmesi aşamalarından da bahsetmektedir. Hem Kur’ân-ı Kerîm hem de Peygamber Efendimizin (a.s) sünneti, cinsiyetin oluşumu, embriyonun oluşumu ve insanî bir görüntü kazanılması aşamalarını ele almaktadır. Hayretler uyandıran bu bilgiler yaratılış hadisesini anlatırken hem doğru bir sıralama vermekte hem de gayet dakik olarak bu olayı izah etmektedir. Son Söz: Özetle söylemek gerekirse embriyoloji bilim tarihi her dönemde insanın yaratılışı ile çok yakından ilgilenmiştir. İlk dönem araştırmaları, ellerinde o gün için gelişmiş teknik araçlar olmaması yüzünden hayal mahsulü bir takım tanımlamalarla sınırlı kalmıştır. Yakın dönemde mikroskobun icadı sayesinde araştırmalar daha dikkatli yapılır olmuştur. Deneysel teknik metotların yanı sıra tanımlama da kullanılmaya devam etmiştir. Ancak tanımsal değerlendirmeler çoğunlukla büyük oranda hayal mahsulü olmuş, yeterli özen gösterilmemiştir. Bu konudaki net bilgilere ve embriyonun yaratılışı ile dakik tanımlamalara ancak bu çağda ve de modern aletleri kullanarak ulaşmış bulunmaktayız. Oysa Kur’ân-ı Kerîm’i ve Peygamber Efendimizin (a.s) hadislerini tahlil ettiğimizde görüyoruz ki, bunlar insanın yaratılış ile gayet dakik ve kuşatıcı tanımlamalar içermekte; spermaların karışımı aşamasından organların oluşumu aşamasına ve daha ötesine dair tanımlamalar vermektedir. Mesela şu ayetlere bakınız: “Andolsun biz insanı çamurdan bir süzmeden yarattık. Sonra onu bir nutfe (sperm) olarak sağlam bir karar yerine koyduk. Sonra nutfeyi alaka(embriyo)ya çevirdik, alaka(embriyo)yı bir çiğnemlik ete çevirdik, bir çiğnemlik eti kemiklere çevirdik, kemiklere et giydirdik; sonra onu bambaşka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli Allâh, ne yücedir!” (Müminun 23/12–14). Diğer taraftan Peygamber Efendimizin (a.s) şu hadisi gayet açık tanımlayıcı bilgiler vermektedir: “Sperma üzerinden 40 gece geçtikten sonra ona bir melek gönderilir; ona suret verir, kulağını, gözünü, derisini, etini ve kemiklerini oluşturur” (Müslim, Ebu Davud, Tabarani. İbn Hacer de bu hadisi kitabında zikreder: el-Feth, 11, 480). Henüz o dönemde insan oluşumunu ayrıcalıklı ve kuşatıcı bir şekilde ele alan bir eser verilmiştir değildir. Dönemsel sınıflandırmalar veya terminoloji bilimi de oluşmuş değildir. Kur’ân-ı Kerîm’den önce bir tanımlama da yapılmamıştır. Bütünüyle denilmese de birçok durumda Kur’ân-ı Kerîm’in ve Nebevî sünnetin bu tanımlaması; insan embriyosunun yaratılış aşamalarının bilinen bilimsel eserlerde kayda geçmesinden çok öncedir. Çok parçalı mikroskopların icadından önce insan embriyosunun oluşum safhalarını (örneğin sperma) gözlemleme imkânımız yoktu. Kaldı ki, insan embriyosunun aşamalarını bilimsel bir şekilde tanımlayabilmek ancak birçok insan embriyosunun elde edilmesine ve muayyen bir dönemde bunlar üzerinde araştırma yapmaya bağlı bulunmaktadır. Bu gün bile bu silsileyi tam olarak bir araya getirmek çok güçtür. Cenab-ı Allah buyuruyor ki: “Biz yaratmadan gâfil değiliz” (Müminun, 23/17). Bu ayet embriyonun gelişim detaylarını tanımlayan Kur’ân-ı Kerîm ve Nebevî sünnetteki birçok verinin varlık sebebine işaret etmektedir. [1] Rahim, dıştan içe doğru Parametrium, Miometrium, Endometrium denilen ışık, ısı ve su geçirmez zarlarla sarılı bulunan üç doku ile yapılmıştır. Kur'ân, ışık geçirmez bu perdelere zulmet diyor ve insanın üç zulmet (karanlık) içinde yaratıldığını söylüyor. Ne yüce söz, ne ebedî bir mu'cize! |