KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU                          Önceki sayfa   Ana sayfa

 (æóÇáÓøóãóÂÁö ĞóÇÊö ÇáÑøóÌúÚö)

“DÖNÜŞLÜ GÖĞE ANDOLSUN.”

Dr. Zağlûl en-Neccâr

Târık sûresinin ortasında geçen bu ayet-i kerîme Kur’ân-ı Kerîm’deki yemin (kasem) ayetlerindendir. Kur’ân’da yemin, o yeminin ilgili olduğu konunun ehemmiyetine dikkatimizi çekmek için gelmektedir. Yoksa Allah’ın (c.c) yemin etmeye ihtiyacı yoktur. Burada göğe ve onun sıfatlarından özel bir sıfata yemin edilmiştir. Bu da onun “dönüşlü” olmasıdır.

Bu konuda Kur’ân’ı tefsir eden âlimler şöyle demişlerdir: Göğün dönmesi, yağmurdur. Çünkü yağmura “ÑÌÚ”, yani “dönüş” de denilmiştir. Çünkü su buharı, Allah’ın izniyle, yerden göğe yükselir, orada yoğunlaşır ve yere yağmur olarak geri döner. Bu, devamlı olarak tekrarlanan ve yenilenen bir hadisedir. Burada “ÇáÑÌÚ” lafzı, “döndü” ve “geri döndü” manasındaki “ÑÌÚ” fiilinden alınmıştır. Bu yüzden yağmura “ÃæÈ” ismi verildiği gibi “ÑÌÚ” ismi de verilmiştir. Çünkü “ÇáÑÌæÚ”, yani dönmek, başlanan yere tekrar geri gelmektir.

Biz bu çıkarımın doğruluğunu kabul etmekle birlikte geriye mantıkî bir soru kalmaktadır: “Göğün dönmesi” tabirinden maksat sadece yağmursa neden Kur’ân-ı Kerîm “ÇáÑÌÚdönüş lafzını “ÇáãØÑyağmur lafzına tercih etmiştir? Neden Kur’ân’da “Dönüşlü göğe andolsun.” ifâdesi yerine “Yağmurlu göğe andolsun.” ifâdesiyle yemin edilmemiştir?”

Yeryüzünde hayatın devamlılığı için yağmurun çok büyük ehemmiyeti vardır. Fakat açık bir şekilde bellidir ki bu ayet-i kerîmedeki “ÇáÑÌÚ“dönüş” lafzının, yağmurun inmesinin çok ötesinde anlamları vardır. İşte bu anlamlar, göğün sıfatlarından olan bu sıfat üzerine yemin edilmesine konu olmuştur. Yemin edilmesindeki amaç bu sıfatı yüceltmek ve kıymetini artırmaktır. Şu halde ayetteki “ÇáÑÌÚdönüş ile kastedilen nedir?

Görünen o ki -en iyisini Allah bilir- buradaki “ÇáÑÌÚdönüşün manalarından birisi de “ÇáÇÑÊÏÇÏ” geri vermek ve geri çevirmektir. Yani göğün bariz sıfatlarından birisi de onun “geri verişli” olmasıdır. Bunun manası şudur: Gök yerden yükselen şeylerin çoğunu tekrar yere geri çevirir, göğün yüksek tabakalarından üzerine inen şeylerin çoğu indiği yere tekrar geri döner. Şu halde geri dönüşlü olmak göğün asıl sıfatlarındandır. Bu sıfatı ona kâinatı yaratan ve eşsiz bir şekilde var eden vermiştir. Göğün bu sıfatı olmasaydı yeryüzünde hayat mümkün olmazdı. İşte bu yüzdendir ki Kur’ân’ın göğün bu özelliğine yemin etmesi, onun ehemmiyetini vurgulamak, yaratılmasındaki ve gerçekleştirilmesindeki hikmeti hatırlatmak içindir.

 

 ÇáÑÌÚ” (ER-RAC‘) KELİMESİNİN ARAP DİLİ’NDEKİ YERİ

Arap Dili’nde “geri döndü, dönüyor/döner, dönmek” manasına “ÑÌÚ íÑÌÚ ÑÌæÚğÇ”, başkasını geri döndürmek ve geri çevirmek manasına “şÑÌÚå” veyâ “ÃÑÌÚå” denir. “ÇáÑÌæÚ” başlanan yere geri dönmektir. “Geri çevirdi, geri çeviriyor, geri çevirmek” manasına “ÑÌÚ íÑÌÚ ÑÌÚğÇ æÊÑÌíÚğÇ” denildiği gibi “ÑÌÚåş,ş íÑÌÚå ÑÌÚğÇ” da denir. Şu halde lügat bakımından “ÇáÑÌÚ”, geri dönmek, geri vermek, geri çevirmek, dönüş, yüz çevirmek, faydalılık, iâde gibi manalara gelir. Bu yüzden hava yeryüzünden aldığı suyu devamlı olarak geri verdiği için yağmura “ÑÌÚ” denir. Nitekim gölet, kendisini dolduran yağmura nisbet edilerek ona da “ÑÌÚ” denir. Ya da gölete bu ismin verilmesi, dalgalarının ileri geri gidip gelmesi ve olduğu yerde sık sık gelip gitmesi sebebiyledir. Bu konuda Yüce Allah’ın (c.c) şu sözüne dayanılır: Dönüşlü göğe andolsun.” (Târık, 86/11) yâni “yağmurlu göğe andolsun” demektir. Bu ifâdenin manasının “faydalı” demek olduğu da söylenmiştir.

“Tekrarladı, tekrarlıyor/tekrarlar, tekrarlamak” manasına “ÑÌÚ íÑÌÚ ÊÑÌíÚğÇ” da denir. Şu halde “ÇáÊÑÌíÚ”, okurken ve şarkı söylerken boğazda sesi titretmektir. Ezandaki tercî‘ (sesi titretmek) de buradan gelmektedir. Sözdeki her tekrar “ÑÌÚ” ve “ÑÌíÚ” diye isimlendirilir. Manası ise “ãÑÌæÚ” yâni tekrarlanan, titretilen demektir. Yine “ÇáÑÌÚ” sesin yankı yapmasıdır. Yine “ÑÇÌÚ”, yâni geri döndü/yeniden başladı/tekrarladı denir. “ÇáãÑÇÌÚÉ” geri dönmek/yeniden başlamak/tekrarlamak demektir. “ÑÇÌÚåş ÇáßáÇã” yâni onun sözüne karşılık verdi denir.

ÇáÑÌÚÉ” Ric‘at, talaktan dönmektir. Yine öldükten sonra dünyaya dönmek anlamı da vardır. “ÑÌÚÊşş Úä ßĞÇş ÑÌÚğÇ æşÑÌæÚğÇ” “Şundan geri döndüm, yâni kabul ettikten sonra onu reddettim” denilir. “ÑÌÚÊş ÇáÌæÇÈ” Cevap verdim demektir. “ÇáãÑÌÚ” ve “ÇáÑÌÚí”, “ÇáÑÌæÚ” yâni dönmek/dönüş demektir. Nitekim ayetlerde bunların misalleri şöyle geçmektedir:

(Åöáóì Çááøóåö ãóÑúÌöÚõßõãú ÌóãöíÚğÇ)ş  Hepinizin dönüşü Allah’adır.” (el-Mâide, 5/48)

(æóßóĞóáößó äõİóÕøöáõ ÇáÂíóÇÊö æóáóÚóáøóåõãú íóÑúÌöÚõæäó)  Belki doğru yola dönerler” yâni günahtan dönerler veyâ Allah Teâlâ’ya ve O’nun hidayetine geri dönerler “diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz. (el-Arâf, 7/174)

(İóäóÇÙöÑóÉñ Èöãó íóÑúÌöÚõ ÇáúãõÑúÓóáõæäó) “…bakayım elçiler ne ile dönecekler.” ya da “ne cevapla dönecekler.” (en-Neml, 27/35)

(íóÑúÌöÚõ ÈóÚúÖõåõãú Åöáóì ÈóÚúÖò ÇáúŞóæúáó)  “birbirlerine söz atarlarken…” (Sebe’, 34/31) yâni birbirlerini kötülerlerken…

(Ëõãøó Êóæóáøó Úóäúåõãú İóÇäÙõÑú ãóÇĞóÇ íóÑúÌöÚõæäó) “…sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar).” (en-Neml, 27/28)

áíÓ áßáÇãåş (şãÑÌæÚş)ş” yâni “Onun sözünün karşılığı veyâ cevâbı yoktur.” denir. “æÏÇÈÉ áåÇş (şãÑÌæÚş)ş” demek, hayvanın kullanıldıktan sonra satılması mümkün olur manasına “Geri verileceği kimse vardır.” demektir. “ÇáÑÇÌÚ”, kocası ölüp âilesinin yanına geri dönen kadın demektir. (Boşanan kadına ise “ãÑÏæÏÉ” yâni geri çevirilmiş denir.)

Bulutlarla ve rüzgarlarla dünyanın etrafını saran gaz örtüsünün (atmosferin) resmi

 “ÇáÇÓÊÑÌÇÚ” geri almak/geri istemek, “ÇáÊÑÇÌÚ” geriye çekilmek veya bir işten dönmektir. “(şÇÓÊÑÌÚş)ş İáÇä ãäå ÇáÔíÁ” Fülan ondan bir şeyi aldı, yâni ona daha önce verdiği bir şeyi ondan geri aldı denir. “(şÇÓÊÑÌÚş)ş ÚäÏ ÇáãÕíÈÉ” yâni başına bir musîbet geldiğinde “ÅöäøóÇ áöáøóåö æóÅöäøó Åöáóíúåö ÑóÇÌöÚõæäó“Biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz.” (el-Bakara, 2/156) dedi.” demektir. “ÇáÑÌíÚ” kusma veya çirkin söz demektir. Hem insanlarda hem de hayvanlarda karnın ağrımasından kinâye olarak kullanılır. “ÇáÑÌæÚ” mastarından alınmıştır ve fâil manasınadır. Ya da “ÇáÑÌÚ” mastarından alınmıştır ve mef‘ûl manasınadır. “ÇáÑÌíÚ” sâhibine iâde edilen veyâ tekrarlanan söz demektir.

MÜFESSİRLERİN GÖĞÜN DÖNÜŞLÜLÜĞÜ İLE İLGİLİ AÇIKLAMALARI

“Dönüşlü göğe andolsun.” (et-Târık, 86/11) ayetinin tefsîrinde İbn Kesîr göğün dönüşünün yağmur demek olduğunu zikreder. İbn Abbâs “dönüş”ün yağmurlu bulut olduğunu belirtir. İbn Kesîr, “dönüşlü gök” konusunda Katâde’nin görüşüne de işâret eder: Gök, her yıl kulların rızkını yeniler. Eğer böyle olmasa onlar ve hayvanları helâk olur. Sâbûnî de tefsirinde aynı manaları zikreder. Fî Zılâli’l-Kur’ân müellifi Şehit Seyyid Kutub şu sözleriyle bu manayı destekler: “ ‘Dönüş’ yağmurdur. Gök onu tekrar tekrar döndürür.” Mahlûf konuyla ilgili şunları belirtir: “Dönüşlü” yâni yağmurlu “göğe andolsun.” Yağmura “dönüş” adı verilmiştir. Çünkü bulutlar denizlerin ve nehirlerin buharlarından meydana gelen suyu taşır, sonra da onu yağmur olarak yeryüzüne geri döndürür. Yâhut da bunun dönüyor ve tekerrür ediyor olması sebebiyledir. O zaman kelime ÑÌÚ” kökünden gelmektedir. Bu yüzden ona “ÃæÈdönüş ve “ÊßÑÑtekerrür adı da verilir. İşte bu seçilen Kur’ân-ı Kerîm tefsirlerinin müellifleri, burada dönen ve tekerrür eden yağmurlu göğe yemin edildiğini söylemişlerdir.

KUR’ÂN-I KERÎM’DE “ÑÌÚ” FİİLİ

Kur’ân-ı Kerîm’de “ÑÌÚ” fiili, türetilmişleriyle birlikte aşağıdaki sıyğalarda yüz dört (104) defa geçer: “ÑÌÚ,ş ÑÌÚÊãş,ş ÑÌÚßş,ş ÑÌÚäÇş,ş ÑÌÚäÇß,ş ÑÌÚæÇş,ş ÃÑÌÚş,ş ÊÑÌÚæäåÇş,ş ÊÑÌÚæåäş,ş íÑÌÚş,ş íÑÌÚæäş,ş ÇÑÌÚş,ş ÃÑÌÚäÇş,ş ÇÑÌÚæÇş,ş ÃÑÌÚæäş,ş ÇÑÌÚíş,ş ÑÌÚÊş,ş ÊÑÌÚş,ş ÊÑÌÚæäş,ş íÑÌÚş,ş íÑÌÚæäş,ş íÊÑÇÌÚÇş,ş ÑÌÚş,ş ÇáÑÌÚş,ş ÑÌÚåş,ş ÇáÑÌÚìş,ş ÑÇÌÚæäş,ş ãÑÌÚßãş,ş ãÑÌÚåã

Bunlar içinde “ÑÌúÚ” lafzı, aşağıdaki şekilde üç kere gelmiştir:

ÃóÁöĞóÇ ãöÊúäóÇ æóßõäøóÇ ÊõÑóÇÈğÇ Ğóáößó ÑóÌúÚñ ÈóÚöíÏñ” “Bu, uzak bir dönüştür.” (Kaf, 50/3)

Åöäøóåõ Úóáóì ÑóÌúÚöåö áóŞóÇÏöÑñ” “O (Allâh), onu tekrar döndür(üp yarat)mağa kâdirdir.” (et-Târık, 86/8)

æóÇáÓøóãóÂÁö ĞóÇÊö ÇáÑøóÌúÚö” “Dönüşlü göğe andolsun.” (et-Târık, 86/11)

Bu ayetlerin hepsinde de dönmek, geri gelmek, dönüş, geri çevirmek ve iâde etmek manasınadır. Bunların Dönüşlü göğe andolsun.” (et-Târık, 86/11) ayetindeki “dönüş”ün neye işaret ettiğini anlamamıza yardımcı olması imkansızdır. Bu ifâde, insan ve hayvanların alıp verdikleri nefesler ve bitkilerin fotosentezi yoluyla yer yüzeyinden buharlaşan suyun geri dönüşünden daha geniş ve kapsamlı bir manaya sâhiptir. Aksi halde burada yağmurlu göğe yemin edilmiş olurdu.

ARAP DİLİ’NDE “ÇáÓãÇÁ” (SEMA) KELİMESİ

Lügat bakımından “ÇáÓãÇÁ” kelimesi, yükseklik ve yücelik manasına gelir. Yükseldi, yükseliyor/yükselir, yükselmek, yüksek veya yüce manasına “(şÓãÇş,ş íÓãæş,ş ÓãæøğÇş),ş İåæ (ÓÇãò)” denilir. Çünkü “sîn, mîm ve vâv” yükseklik ve yüceliğe delâlet eden bir köktür. Yükseklik ve yüceliği vurgulamak için yükseldin, yüceldin manasına “ÓóãóæúÊ æóÓóãóíúÊ” denilmektedir. Buna göre her şeyin semâsı yukarı tarafıdır. İşte buradan hareketle “Senden yüksek olan ve seni gölgeleyen her şey semâdır.” denilmiştir. “ÇáÓãÇÁ” lafzı Arapçada hem müzekker hem müennes (dişi ve erkek) kabul edilir. Gerçi müzekker kabul edilmesi istisna sayılır. Çoğulu, Kur’ân-ı Kerîm’de de geldiği üzere “ÓãÇæÇÊ”tır. Çoğulunun başka sıyğaları da vardır, fakat onlar az kullanılır.

Dil ile ilgili bu tariften hareketle yüksek olduğu için evin tavanına “ÓãÇÁ” denilmiştir. Yüksekliği sebebiyle buluta da “ÓãÇÁ” denilmiştir. Buluttan inen yağmur ve semânın suyu ile bittiği için ot hakkında da istiâre yoluyla bu isim kullanılır.

Bize göre “ÇáÓãÇÁ”: kâinâtta yeryüzünün karşısında bulunan her şeydir. Ondan maksat etrafımızdaki bu yüksek âlemdir. İrili ufaklı yıldızları, ayları, kuyruklu yıldızları, gök cisimlerini, burçları, kâinâtı açık ve görünür şekilde veya gizli ve görünmez şekilde dolduran diğer türlü madde ve güç kaynakları gibi muhtelif semâvî varlıkları içine alır.

Her şeyin yaratıcısı olan yüce Allah (c.c) göğü yaratmış ve görebileceğimiz bir direk olmadan onu yükseltmiştir. Meleklerden ve bilmediğimiz mahlûkattan, göğü imar eden varlıklar yaratmıştır. Onu cin ve insanlardan kendisine itaatten çıkan her azgın şeytandan korumuştur. İçinde bulunanlarla birlikte kâinata vâris olana kadar Allah Teâlâ’nın koruması ile korunmuştur.

KUR’ÂN-I KERÎM’DE SEMÂ

ÇáÓãÇÁ” lafzı Kur’ân-ı Kerîm’de üç yüz on defa geçer. Bunlardan yüz yirmisi tekil olarak “ÇáÓãÇÁ” şeklinde, yüz doksanı ise çoğul olarak “ÇáÓãÇæÇÊ” şeklindedir. Çoğunluğu teşkil eden çoğul hali yeryüzünün etrafındaki mahlukata, yâni kâinâtın tamamına işâret etmektedir. Tekil halde olanlarının otuz üçü ile de bulutlar, rüzgarlar ve diğer parçalarıyla yeryüzünün etrafını saran gaz örtüsü (atmosfer) anlaşılır. Seksen ikisinden ise çoğunlukla dünya semâsı, bâzen da kâinât anlaşılır.

Allah’ın kitabında ‘gökler, yer ve ikisi arasında bulunanlar’a yirmi yerde işâret edilmiştir. Baskın olan görüşe göre “gökler ve yer arasında bulunanlar”dan maksat genel olarak yeryüzünün etrafını saran gaz örtüsü/atmosferdir. Özellikle onun en alt tabakası olan iklim kuşağıdır. Bunun dayanağı ise Allah Teâlâ’nın şu sözüdür: yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları…” (el-Bakara, 2/164)

Bulutlar, ekvator çizgisinde deniz yüzeyi seviyesinin üzerinde kalınlığı 16 km.yi geçmeyen iklim kuşağında hareket eder. Dünyanın etrafındaki gaz örtüsünün/atmosferin çoğunluğunu (kütlesinin %75’ini) oluşturur. Kur’ân-ı Kerîm birçok ayette ‘gökten indirmek’ten bahseder. Açıktır ki burada kastedilen gök, bulut veya bilimsel olarak “iklim kuşağı” diye bilinen ve bulutları içeren kuşaktır.

 

 KOZMİK BİLİMLER VE GÖĞÜN DÖNÜŞLÜLÜĞÜ

Târık sûresindeki Dönüşlü göğe andolsun.” (et-Târık, 86/11) ayetinden maksat hava/iklim kuşağı gibi katmanlarından birisi veya bütün katmanlarıyla dünyanın etrafını saran gaz örtüsü/atmosferse onunla ilgili araştırmalar ortaya koymuştur ki yeryüzünden atmosfere maddenin ve enerjinin türlü şekillerinde yükselen şeylerin (son derece küçük toz parçacıkları, su buharı, Karbonoksit (CO) ve Karbondioksit (CO2) gazlarının çoğu, Nitrojenoksit, Nişadır, Metan ve diğerleri, kızıl ötesi ışınların sıcaklık dalgaları, radyo dalgaları, ses dalgaları, ışık dalgaları, manyetik dalgalar ve diğerleri gibi) çoğu tekrar yeryüzüne dönüp geri gelir.

Aynı şekilde yeryüzünün etrafını saran gaz örtüsünün/atmosferin üzerine düşen madde ve enerji şekillerinin çoğu, yüce Allah’ın (c.c) bizi ve dünyadaki çeşitli hayat şekillerini korumak için hazırladığı çok sayıdaki türlü koruma kuşakları vâsıtasıyla ondan dönüp gider.

Bu kutsal sûredeki Dönüşlü göğe andolsun” ayetinden maksat, yüce olan Rabbimizin yıldız ve gezegenlerle süslediği Dünya semâsının tamamıysa, astronomi ilimleri ortaya koymuştur ki gök cisimlerinin hepsini Allah Teâlâ kozmik dumandan (göğün dumanından) yaratmıştır. Bu duman ise büyük patlama neticesinde ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerîm bu patlamayı fetk (ayırma) ya da fetku’r-ratk (bitişik olanın ayrılması) diye isimlendirir. Yine astronomi ilimleri ortaya koymuştur ki dünya semasındaki bütün cisimler, sonuç olarak patlama veya yayılma yoluyla semânın dumanına dönüştükleri bir hayat döngüsünden geçer. Bu semâvî dumandan yeni cisimler oluşur. Bu cisimler madde ve enerji ile gök cisimleri ve dumanı arasında döngülerini sürekli tekrarlar. (Yıldızlar arasında yayılan madde bir galakside, galaksilerde ve galaksilerin farklı topluluklarında, nebulalarda olup dünya semasının genişliğindedir. Belki de sâdece dünya semâsından çok az bir kısmını bilebildiğimiz kâinâtın tamamındadır.) İşte bu, XX. yüzyılın sonlarında yıldızların hayat döngüsü keşfedilene kadar bilginlerin idrâk edemedikleri dönüş şekillerinden göz kamaştırıcı birisidir.

“Dönüşlü göğe andolsun.” ayetiyle kastedilen ister yukarıda geçen iki şekilden birisi, isterse her ikisi olsun bu, bilginlerin ancak birkaç on yıl önce anladıkları kozmik bir hakîkatle ilgili Kur’ân’ın önceden bildirdiği bir husustur. İşte bu Kur’ân-ı Kerîm’in her şeyi yaratan Allah’ın (c.c) kelâmı olduğuna şâhitlik eden hususlardandır. Yine Hz. Muhammed’in (a.s) vahiy alıp gökleri ve yeri yaratan tarafından kendisine ilim verildiğine şâhitlik etmektedir.

YERYÜZÜNÜ SARAN GAZIN/ATMOSFERİN KATMANLARI

Yeryüzünü kalınlığı birkaç bin kilometre olarak ölçülen bir gaz örtüsü/atmosfer çevreler. Atmosferde basınç deniz seviyesinde yaklaşık santimetre küpe bir kilogramdır (1.0336 kg/cm3). Yükseklikle birlikte deniz yüzeyi seviyesinin üzerinde yaklaşık altmış kilometre yükseklikte sıfıra yakına düşer.

Yeryüzünü saran bu gaz örtüsü/atmosfer sıcaklık derecesi dikkate alınarak alttan yukarıya doğru aşağıdaki şekilde birkaç tabakaya ayrılır:

1- Troposfer (TheTroposphere): Hava değişiklikleri katmanı (hava katmanı veyâ dönüş katmanı)

Ekvator çizgisi üzerinde deniz yüzeyinden 16 kilometre yüksekliğe kadar uzanır. Kutupların üzerinde kalınlığı 10 kilometreye kadar düşer. Orta enlem çizgilerinin üzerinde bundan da aşağıya (7-8 km.) düşer. Hava ekvator çizgisinden kutuplara doğru hareket ettiğinde ortadaki bu eğime iner ve hızı artar. Dünyanın kendi ekseni etrafında batıdan doğuya hareketi hava kütlelerini genel olarak doğuya doğru büyük bir hızla çekip zorlar. Bu hava akımından “jet akımı (The Jet Stream)” adıyla bilinen cereyan meydana gelir. Bu katmanda yükseldikçe sıcaklık sürekli olarak düşer. Ekvator çizgisinin üzerinde en üst seviyesinde ise sıfırın altında altmış dereceye (-60 C0) ulaşır. Bu ise yer yüzeyinden uzaklığı sebebiyledir. Yer yüzeyi güneş battıktan sonra bu tabakanın ısıtılmasını sağlar. Yer yüzeyi güneş ışınlarının yaklaşık %47’sini emer ve böylece gündüz esnasında sıcaklığı artar. Güneş batınca kızıl ötesi ışınlar şeklinde emdiği sıcaklığı yeryüzünün etrafını saran gaz tabakasına/atmosfere, özellikle bulutlardaki su buharına ve gaz halinde bulunan karbondioksit (CO2) parçacıklarına doğru yaymaya başlar. Bulutlar bu ışınlardan %98’ini sıcaklık olarak geri çevirir. Eğer böyle olmasaydı sadece güneşin batmasıyla yeryüzü, üzerindeki türlü hayat şekilleriyle birlikte donardı.

Bulutların sıcaklığı geri çevirmesi ancak XX. yüzyılın son yıllarında anlaşılmıştır. Sıcaklığın kaynağı olan yer yüzeyinden uzaklık yüzünden yükseklikle birlikte hava değişiklikleri tabakasının sıcaklığı düşer. Nitekim dönüş tabakasının en üst kısmında hava basıncı, onda bire düşer.

Göğün dönüşünün kaynaklarından olan bulutların resmi

Yeryüzünü kuşatan atmosfer tabakası ve yükseklikle birlikte onda sıcaklık bakımından değişiklik meydana gelmesinin resmi

Yeryüzünü kuşatan atmosferin bazı tabakalarının resmi

Yeryüzünü kuşatan atmosferin radyasyon tabakası

Soğuk hava kütlesi başka bir sıcak hava kütlesinin üzerinde estiği zaman soğuk hava aşağıya iner, bu arada sıcak hava bu tabakada sürekli akımlar oluşturarak yukarı yükselir. Bu tabakaya troposfer adının verilmesi, bu kelimenin Yunanca aslının bu hususu ifâde etmesi sebebiyledir. Atmosferin tabakalarından bu aşağı tabakada sürekli olarak sıcaklık düşüşü olmasaydı sâdece yanardağların ağızlarından su buharlarının çıkıp gitmesiyle yeryüzü sularını kaybederdi ve yeryüzünde hayat imkansız hâle gelirdi.

2- Stratosfer (The Stratosphere):

Hava değişiklikleri kuşağından başlayıp deniz yüzeyi seviyesinin üstünde elli kilometre yüksekliğe kadar uzanır. Sıcaklık en alt kısmında sıfırın altında altmış dereceden en üst kısmında sıfır dereceye kadar yükselir. Bu katmanın alt kısmında (yaklaşık 18-30 km. yükseklikte) toplanan, “ozon tabakası veya kuşağı (Ozonosfer, The Ozonosphere)” adıyla bilinen ve özel bir tabaka oluşturan ozon parçacıkları vasıtasıyla güneşten gelen mor ötesi ışınların emilmesi ve dönüştürülmesi sıcaklığın yükselmesine sebep olur.

3- Mezosfer (The Mesosphere): Orta tabaka

Stratosfer tabakasının üstünden deniz yüzeyi seviyesinin üstünde 80-90 kilometre yüksekliğe kadar uzanır. Bu tabakada sıcaklık sıfırın altında yüz yirmi dereceye kadar düşer.

4- Termosfer (The Thermosphere):

Mezosfer tabakasının üstünden deniz yüzeyi seviyesinin birkaç yüz kilometre yüksekliğine kadar uzanır. Bu tabakada sıcaklık deniz yüzeyi seviyesinin üstünde yüz yirmi kilometrede sürekli olarak beş yüz santigrat dereceye kadar yükselir. Bu sınırdan deniz yüzeyi seviyesinin üstünde bin kilometreden daha fazlasına kadar sıcaklık sâbit kalır. Fakat güneşteki lekelerin harekete geçtiği dönemlerde 1.500 santigrat dereceye sıçrar.

Bu tabakanın bir bölümünde (deniz yüzeyi seviyesinin yüz-dört yüz kilometre yukarısında) gaz örtüsünün/atmosferin parçacıkları, güneşten gelen mor ötesi ve x-ray ışınlarının etkisiyle iyonlaşır. Bu yüzden de iyonosfer (The Ionosphere) diye isimlendirilir.

İyonosfer tabakasının üstü, termosfer tabakasının dış tarafı, “ekzosfer (The Exosphere)” yâni dış tabaka olarak bilinir. Bu tabakada basınç azalır, göğün dumanıyla birbirine karışma artar. Bu tabaka dış uzaya geçiş olarak da bilinir.

5- Radyasyon Kuşakları (The Radiation Belts):

Hilal şeklinde yeryüzünü tamamen saran çift kuşaklardan ibârettir. Ekvator çizgisi civarında kalınlığı artar, kutuplarda ise iyice incelir. Yeryüzünün manyetik alanının yakaladığı çok sayıda proton ve elektronu ihtivâ eder. Bu kuşaklardan içeride olan çift, deniz yüzeyi seviyesinin üstünde 3.200 kilometre civarında yoğunlaşır. Bu kuşaklardan dışta olan çift ise deniz yüzeyi seviyesinin üstünde 25.000 kilometre civarında yoğunlaşır.

GÖĞÜN DÖNÜŞLÜLÜĞÜNÜN BAZI ÖRNEKLERİ

“Dönüşlü göğe andolsun.” (et-Târık, 86/11) ayet-i kerîmesindeki “gök” ile dünyayı saran gaz tabakasının (atmosfer) kastedildiğini dikkate aldığımızda göğün dönüşünün aşağıdaki şekillerini bulmaktayız:

1- Hava Titreşimlerinin Dönüşü (Sesler ve Yankıları)

Yeryüzünün gaz örtüsünün (atmosfer) en alt tabakası (hava değişiklikleri kuşağı) atmosferin kütlesinin %75’ini meydana getirir. Esas itibariyle nitrojen (toplam hacmin %78’i), oksijen (toplam hacmin %21,95’i), az miktarda su buharı, karbondioksit, ozon, bazı toz parçacıkları, az yoğunlukta hidrojen, argon, helyum ve bazı kükürt bileşiklerinden oluşur.

Bu tabakanın kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri, dünyadaki hayatın esas zorunluluklarından kabul edilir. Bunlardan birisi işitebilmektir. Dönüş tabakasının bu belirli gaz yoğunluğu olmasaydı sesler ve ses yankıları için çıkarılan titreşimlerin duyulması mümkün olmazdı. Ses tellerimiz titrediğinde onların titreşimi havada basınçlar oluşturur. Bunlar havada hareket eden dalgalar şeklinde etrafımıza her yöne yayılır. Katı cisimlere çarpar ve ses yansıması şeklinde geri döner ya da başka kimselerin kulak zarı bu sesleri algılar. Böylece onların açıkça duymalarını mümkün kılan titreşimler ve akisler meydana gelir. Eğer bu katmanın belli kimyasal bileşimi ve fiziksel özellikleri olmasaydı birbirimizi işitemezdik ve hayat imkânsız olurdu. Bunun sebebi ise sesin, ses dalgalarını nakledebilecek hava parçacıkları bulunmadığı için boşlukta hareket etmemesidir.

Ses dalgaları, deniz yüzeyi seviyesinde havada saatte 1.200 kilometre hızla hareket eder. Hareket ettiği ortamın yoğunluğu arttıkça sesin hızı artar, yoğunluk azaldıkça hız azalır. Sesin hızı suda havadaki hızına göre dört kat fazladır. Atmosferin üst tabakalarında ise duyulamayacak kadar azalır. Bu yüzden astronotlar birbiriyle boşlukta hareket edebilen radyo dalgaları vasıtasıyla konuşur.

Ses dalgaları havadan daha yoğun cisimlere çarpınca sesin yankısı şeklinde geri döner. Sesler ve onların yankıları şeklinde havadaki titreşimlerin geri dönüşü, göğün geri dönüşlü olmasının örneklerinden ilkidir. Eğer bu olmasa birbirimizi işitemezdik ve yeryüzünde hayat devam edemezdi.

2- Suyun Dönüşü

Yeryüzünün toplam alanının yaklaşık %71’ini su kaplar ve miktarı 1.4 (1.36) milyar kilometre küpe ulaşır (%97.2’si okyanuslarda ve denizlerde, %2.15’i kutupların çevresinde ve dağların zirvesinde buzul halinde, %0.65’i nehirler, dereler ve diğer su kanallarında, tatlı su göllerinde ve yer kabuğunun altındaki su depolarında). Bu suyun tamamı asıl itibariyle yerin içinden yanardağların ağızları yoluyla dışarı fışkırmış; hava değişiklikleri kuşağının aşırı soğukluğu ile dikkat çeken üst kısımlarında yoğunlaşmıştır. Ardından yeryüzünün zemininde nehirler akıtmak için geri dönmüştür. Sonra da alçak yerlere doğru akıp denizleri ve okyanusları meydana getirmiştir. Sonra bu su yer ile atmosferin en alt tabakası arasında sürekli olarak harekete başladı. Bu hareket suyu kokuşmaktan ve havanın yüksek tabakalarında kaybolmaktan korur. Bu deveran (dönüş), ‘suyun yeryüzünün etrafında deverânı’ olarak bilinir.

Yerdeki suyun yıllık olarak 380.000 kilometre küpü buharlaşır. Bunun çoğunluğu (320.000 km3) okyanuslardan ve denizlerden buharlaşır. Geri kalanı (60.000 km3) karalardan buharlaşır. Rüzgarlar bu buharı atmosferin en alt tabakasına götürür. Suyun yoğunlaştığı bulutlar suyu taşır ve yeryüzüne yağmur, kar veya dolu olarak, az miktarda da çiğ ve sis olarak geri döner. Su buharları yoğunlaşıp havadan yere dönünce onlardan bir kısmı toprak üzerindeki su kanallarından akar. Denizlere ve okyanuslara dökülerek dolaşımını tamamlar. Bir bölümü de suyun yer yüzeyinin altında depolanması için nüfuz edilebilir gözenekleri olan yerin tabakaları arasına sızar. Bir bölümü tekrar buharlaşarak havaya çıkar.

Yeraltında depolanan su da devamlı hareket halindedir. Bazı nehirleri, gölleri ve bataklıkları besleme işine katılır. Bazen kuyular kazılarak pınarlar şeklinde yeryüzüne çıkar ya da dolaşımı denizlerde ve okyanuslarda son bulur.

Okyanuslara ve denizlere yılda ortalama 284.000 kilometre küp, karaya ise yılda ortalama 96.000 kilometre küp yağmur suyu düşer. Bu ise bütün kemâli ve inceliğiyle bir devir mucizesi halinde gerçekleşir. Bunun şekillerinden birisi de şudur: Bir yılda okyanusların ve denizlerin yüzeylerinden buharlaşan su, yağmur olarak üzerine yağandan ortalama 36.000 kilometre küp fazladır. Yine yıllık olarak karaya yağan yağmur, aynı miktarda (ortalama 36.000 km3) karadan buharlaşandan daha çoktur. Aradaki fark iki durumda da tamamen eşittir. Karaya fazladan yağan su denizlere ve okyanuslara akar. Böylece her zaman aralığında su yüksekliği aynı seviyede kalır.

Dünya etrafındaki suyun bu mucize dolaşımı, göğün dönüş şekillerinden ikincisidir. Eğer bu olmasaydı yeryüzünde her an milyarlarca varlığın hayat bulduğu suların dengesi bozulurdu. Gezegenimiz gündüz öldürücü sıcaklığa, gece ise şiddetli soğuğa maruz kalırdı.

Atmosferin Katmanlarını Gösteren Resim

Atmosferin Katmanlarını Gösteren Resim

3- Bulutlar Vasıtasıyla Sıcaklığın Yeryüzüne ve Yeryüzünden Uzaya Dönüşü

Güneşin parladığı her an yeryüzüne korkunç miktarda güneş enerjisi ulaşır. Dünya atmosferi gündüz vakti bizi bir zırh gibi korur. Çünkü atmosferdeki zerreler ve parçacıklar, güneş ışınlarından uzun dalgalı belli radyoaktif ışınları yeryüzünün uzağında her yönden emer, parçalar ve geri çevirir. Tıpkı atmosferin en alt tabakasının (dönüş tabakası) yeryüzünün sıcaklığının dağılmasına engel olup sıcaklığı yeryüzüne geri çevirerek geceleyin örtü gibi iş görmesi gibi.

Güneşin parladığı zamanlarda her sâniyede yer yüzeyinden bir santimetre kareye düşen güneş enerjisi miktarı “sâbit güneş enerjisi (The Solar Constant)” adıyla bilinir. Atmosfer yok farz edilerek yaklaşık 0.033 kalori/cm2/saniye (yâni yaklaşık 2 kalori/cm2/dakika) olarak takdir edilir. Çünkü bu enerjinin atmosferden geçerken çoğunluğunun kaybolduğu bilinmektedir.

Güneşten dünyaya gelen ışınların yaklaşık %53’ü dünya atmosferi tarafından emilir, parçalanır ve geri çevrilir. %43’ünü de dünyadaki kayalar ve toprak emer. Eğer bu sıcaklığın dışarı dönüşü olmasaydı güneş ışınları yeryüzündeki her türlü hayatı yakar, kavurur, bunun neticesinde su buharlaşır ve hava kalmazdı.

Bunun aksine olarak yaz günlerinde güneşin hararetinin afetlerini bizden uzaklaştıran bulutlar güneşin batmasıyla birlikte aldıkları sıcaklığın %98’ini bize geri verir. Yeryüzündeki kayalar güneş ışınlarının %47’sini emerek güneşin sıcaklığıyla ısınır. Kayaların sıcaklığı ortalama 15 santigrat dereceye ulaşır. Güneşin kaybolmasıyla birlikte yeryüzündeki bu kayalar kızıl ötesi ışın dalgaları şeklinde sıcaklık ışınlarını geri vermeye başlar. Bu sıcaklığı su buharı ve karbondioksit emer ve dünya atmosferi ısınır. Yine bulutlar yerden yükselen uzun dalgaların çoğunluğunun (%98) yeryüzüne tekrar geri çevrilmesini sağlar. Böylece yeryüzündeki hayat güneş kaybolduktan sonra donmaktan korunur.

Dünyanın etrafında bir gaz örtüsü/atmosfer olmasaydı gündüz güneşin harareti dünyayı yakardı. Atmosferin en alt kısmında oluşan bulutlar olmasaydı güneşin hararetine maruz kaldıktan sonra yeryüzündeki kayalardan yayılan sıcaklık bize geri dönmezdi. Bu sıcaklık kâinatın genişliğine dağılırdı. Sadece güneşin kaybolmasıyla birlikte yeryüzü ve yerkürenin karanlık yarısında bulunan varlıklar donardı. Bu dışa ve içe doğru her iki şekliyle sıcaklığın dönüşü, dünya semâsının dönüş özelliğini gerçekleştiren hususlardandır.

4- Yeryüzünden Yükselen Gaz, Buhar ve Tozların Dönüşü

Yanardağlar harekete geçince milyonlarca ton gaz, buhar ve toprağı havaya savurur. Bunların çoğu hızlı bir şekilde yeryüzüne geri döner. Aynı şekilde alçak ve yüksek basınçların oluşumu havanın yatay olarak harekete geçmesine sebep olur. İşte bundan dolayı, Allah’ın (c.c) iradesinin ardından, rüzgârlar ortaya çıkar ki onların esmesini birkaç sebep kontrol eder: Birisi, yan yana iki bölgenin hava basınçları arasındaki farklılıktır. Diğeri ise, dünyanın kendi ekseni etrafında batıdan doğuya doğru dönmesi, bir başkası ise dünyanın türlü engebeli yükseltilerinin olması ve ilgili bölgenin coğrafi konumudur.

Alçak basınç çoğunlukla dünyanın (batıdan doğuya) hareketiyle birlikte saatte 20-30 kilometre arasında gidip gelen hızlarla hareket eder. Alçak basınç karanın üzerine uğradığı zaman ona sürtünür, hareketi yavaşlar ve yer yüzeyinden aldığı bazı tozları beraberinde taşır. Alçak basıncın yoluna sıradağlar çıkarsa onlara çarpar. Bu durum alçak basıncın hızının yavaşlamasına ve havanın daha yükseğe dönmesine yardım eder. Deniz seviyesinin üstünde 48 kilometre yüksekliğe ulaştığımızda hava basıncı yükseklikle birlikte deniz yüzeyi seviyesindeki normal basınca göre binde bire düşer. Bin kilometre yüksekliğe ulaştığımızda hava basıncı yüz binde bire düşer. Üstün bir hikmet gereği yükseklikle birlikte havanın yeryüzünden kalkan tozları geri çevirme ve yer yüzeyine yeniden dağıtma gücü gittikçe azalır. Bu konuda dünyanın çekim gücü de yardımcı olur.

5- Ozon Tabakası Vasıtasıyla Morötesi Işınların Dışa Geri Dönüşü

Stratosfer kuşağının tabanında bulunan ozon tabakası, ozon parçacıkları (O3) vasıtasıyla güneş ışınlarıyla birlikte gelen morötesi ışınların emilmesi ve dönüştürülmesi görevini yerine getirir. Bunların büyük bir kısmını bu kuşağın dışına atar. Böylece bitki, hayvan ve insanların hepsini yakıp kavuran, cilt kanseri, göz hastalıkları ve diğer pek çok hastalığa sebep olan, dünyadaki suların tamamını buharlaştırabilecek kapasiteye sahip bu yok edici ışınların tehlikelerinden yeryüzündeki hayatı korur.

Kozmik ışınları bizden geri çeviren radyasyon kuşakları

6- İyonosfer Kuşağı Vasıtasıyla Radyo Dalgalarının Dönüşü

İyonosfer kuşağında (deniz yüzeyi seviyesinden 100-400 km. yukarısı) güneş ışınları ile birlikte gelen x-ray ışınları gibi dinç fotonlar emilir. Bu da sıcaklığın yükselmesine ve iyonlaşmanın artmasına sebep olur. Bu kuşakta serbest elektronların yayılması sebebiyle güneş ışınlarıyla gelen radyoaktif sinyaller atmosferin dışına yansıtılır. Aynı şekilde yeryüzünden yayılan radyo dalgaları da yeryüzüne yansıtılır ve geri çevrilir. Böylece radyo yayını ve radyo iletişimi mümkün olur. Bütün bunlar dönüşün farklı örneklerini temsil eder.

7- Yeryüzünün Radyasyon Kuşakları ve Manyetik Tabakası Vasıtasıyla Kozmik Işınların Dönüşü

Uzay boşluğunu dolduran asıl kozmik ışınlar dünya atmosferine sağanak halinde yağar. Dünyanın radyasyon kuşakları ve manyetik kuşağı onları dışarı atar. Böylece onlardan hiçbir şey yer yüzeyine ulaşamaz. Fakat onlar başka ışınların oluşumuna sebep olur. Onların bazısı yer yüzeyine ulaşır. Kutuplarda görülen tan olgusunda olduğu gibi gece karanlığında pek çok parlama ve aydınlanmalara sebep olur.

Farklı türleri olan kozmik ışınlar dünyanın manyetik bölgesinin çizgileri boyunca hareket eder. Eğri gidenler ise dünyanın manyetik kutuplarına akıp toplanır. Bu ise onların dünyanın manyetik alanını geçememeleri sebebiyledir. Bu durum gelen kozmik ışınların çoğunluğunun dünya atmosferi dışına atılmasını sağlar. Atılması mümkün olmayanları ise radyasyon kuşakları geri çevirir. İşte bu, ancak XX. yüzyılın altmışlı yıllarının ortasında uzayın keşfine çıkılmasından sonra bilinen dönüş şekillerinden birisidir.

Göğün dönüşlülüğünün diğer farklı şekilleri de ancak XX. yüzyılın son çeyreğinde bilinebilmiştir. Şu halde bin dört yüz yıl önce Kur’ân-ı Kerîm’in göğü “dönüşlü” olarak nitelemesi, bugün bildiğimiz bütün bu şekilleri ve henüz bilemediğimiz birçok şekli bir tek kelimede yâni “dönüş” kelimesinde toplamaktadır. Birçok manayı kendinde toplayan bu kelime, Kur’ân-ı Kerîm’in her şeyi yaratan Allah’ın kelâmı olduğuna, bu gerçek vahyi alan Hz. Muhammed’in (a.s) Allah’ın nebî ve rasullerinin sonuncusu olduğuna, O’nun vahye mazhar olduğuna, gökleri ve yeri yaratan tarafından bilgilendirildiğine gerçek bir şâhittir. Nebilerinin ve Resullerinin sonuncusunu şu hak sözüyle tanımlayan Yüce Allah doğruyu beyan etmiştir: O, hevâdan (kendi arzusuna göre) konuşmaz. O(nun okuduğu Kur'ân) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. Ona, müthiş kuvvetleri olan birisi (Cebrail) öğretmiştir.” (en-Necm, 53/3-5)

     Önceki sayfa    Ana sayfa