KUR’ÂN VE SÜNNET’TE BİLİMSEL MUCİZELER ULUSLAR ARASI KOMİSYONU                          Önceki sayfa   Anasayfa

æóÇáúÃóÑúÖö ĞóÇÊö ÇáÕøóÏúÚö ﴿ÇáØÇÑŞ:12﴾

“O YARILIP ÇATLAYAN YERE ANDOLSUN.”

Dr. Zağlul Neccar

Bu ayeti Kerîme Tarık Suresi’nin son ayetlerindendir. Tarık Suresi Mekke’de indirilmiş surelerdendir. Surede yer alan hitaplar inanç konularıyla ilgilidir. Ölümden sonra diriliş ve Kur’ân-ı Kerîm’in vahiy olduşuna inanma konularını ele alır. Kafirlerin, müşriklerin ve din hakkında şüphe taşıyan kimselerin, münafıkların bu iki konuyu anlaması ve inanması tarih boyunca imkansız olagelmiştir. Tarık Suresi, Allah’ın (c.c) göğe ve Tarık diye adlandırılan sabahyıldızına yemin etmesiyle -ki O yemin etmeğe muhtaç değildir- başlar. Gök ve Tarık isimli yıldıza yemin edilmesi onların konumlarının büyüklüğünü anlatmak içindir. Hem semayı, hem de Tarık yıldızını var eden yaratıcının kudretinin büyüklüğünü göstermektedir. Bu konum büyüklüğünü anlatma şekillerinden birisi de Hz. Peygamber (a.s)’e Tarık’ın mahiyetiyle ilgili yöneltilen sorudur. Ardından soruya Tarık’ın delici yıldız olduğu cevabı gelir. Bu yıldız dev yıldızların hayatının sona ermesinde önemli bir merhaleyi temsil eder. “Neutron yıldız”ı diye bilinir. Neutron yıldızları küçük hacimli ve yüksek yoğunluklu yıldızlardır. Çok yüksek hızlarla kendi eksenleri etrafında dönerler. Dönerken çok miktarda radyo dalgaları yayarlar. Bu dalgalar göğün sessizliğini delen ard arda vuruşlar gibi peşpeşedir. Bize peşpeşe vuruşlar yer yüzü semasını döverek ulaşır.

Allah’ın (c.c) şu sözüyle yeminin cevabı gelir: “Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici bulunmasın” Yani Allah (c.c) herkes üzerinde meleklerden koruyucu bir gözetici kılmıştır. Bu melek o kimseyi korur. İyi, kötü yaptığı her şeyi sayar. Devamlı, bir denetleme içindedir. Hiç geri kalmaz ve durmaz. İnsan kaçınılmaz olarak hesaba çekileceğinden, en ince ayrıntısına kadar amellerinin sayılmakta olduğundan ve adilane tam karşılığını alacağından emin olana kadar… Ardından ayetler insanoğluna yaratılışının başlangıcına bakması gerekliliğini hatırlatarak devam eder. İnsan Allah’ın (c.c) kendisine iyiliğini bilsin ve nankörlüğe düşmesin diye… Bir de kendi konumunu bilip büyüklenmesin… Onu değersiz bir sudan var eden yaratıcının yok etmeye, ölümünden sonra diriltmeye ve hesaba çekip tam karşılığını vermeye muktedir olduğuna inansın… Bununla ilgili olarak Rabbimiz (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse insan bir baksın hangi şeyden yaratıldı? ” Buna şöyle cevap verilmektedir: “Fışkıran bir sudan yaratıldı. O su sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar.” Ardından kesin ilahî karar gelmektedir: “İşte Allah insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.”

Yani insanı değersiz bir sudan yaratan Allah’ın (c.c) onu öldürmeye ve tekrar diriltmeye -öldükten sonra tekrar hayata döndürmeye- gücü yeter. Kıyamet günü insan yaratıcısının karşısında tek başına duracaktır. Bundan kaçmasını sağlayacak herhangi bir kişisel gücü yahut yardım alacağı bir yardımcısı yoktur. Yaptığı her şeyi, kazandığı veya harcadığı her malı, ağzından çıkan her sözü, tasdik ederek duracak, sonra Allah’ın (c.c) önündeki bu en büyük sunuluşta âdil karşılığını bulacaktır. O gün kalplerdeki herşey, gizlenmiş her inanç ve niyet ortaya çıkartılır. Hak Teala bu günü şöyle tavsif eder: “Gizlenenlerin ortaya döküldüğü gün. O gün insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır” Sonra ayetler diğer bir kısmı anlatmaya geçer. Burada Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Andolsun o dönüşlü göğe, O yarılıp çatlayan yere” ve yemin edilen şey gelir: “Şüphesiz Kur'an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür. O, eğlence için değildir.” Ölümden sonra yeniden dirilişi ve gelecekle ilgili diğer şeyleri dillendiren Kur’ân’daki bu söz hak ve batılı birbirinden ayıran bir sözdür. Aynı zamanda ciddi, kesin ve eğlence içermeyen bir sözdür. Bu kat’i, kesin sözün ışığında hitap -surenin sonunda- doğrudan Peygamber Efendimiz (sas)’e ve beraberindeki sahabilere (r.a.) yöneltilir. Böylelikle onlara sebat ve kalplerine huzur vermektedir. Bizim, küfür ehlinin büyüklük taslayıp zorbalık yapmalarından çektiğimiz gibi Peygamber (a.s) ve ashabının da Mekkeli kafirlerle müşriklerin zulüm ve baskılarına maruz kaldıkları bir esnada bu ayet gelmiştir. Onlar Allah’ın ilahî tedbirlerini geri çeviremeyecek ve engelleyemeyeceklerdir. Allah (c.c) her şeye kadirdir. Onları hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götürür. Ardından güç ve kuvvet sahibi olana yakışır bir şekilde yakalar. Bu Allah (c.c) için zor değildir. Bununla ilgili olarak Hak teala şöyle buyurmaktadır: “Onlar bir hile kurarlar, Ben de bir hilelerine karşılık veririm. Onun için Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak (pek yakında desteğimiz sana gelecek).” Yani cezalandırılmaları için acele etme. Allah’ın onlarla ilgili emrini bekle. Allah (c.c) onları cezalandırmada sizlere enteresan haller gösterecektir. Tıpkı zamanımızda Allah’ın isterse bize küfür, şirk ve yanlış yoldakilerin enteresan haller göstermesini arzuladığımız gibi... Allah (c.c), emrini yerine getirmeye kadirdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (Yusuf, 12/21)

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır: Niçin Rabbimiz (c.c) dönüşlü göğe ve yarılıp çatlayan yere yemin ediyor? Her birisinin bu ilahî yemine konu olmasını sağlayacak ehemmiyeti nedir? Nitekim Allah’ın (c.c) yemin etmeye ihtiyacı yoktur. Önceki makalede birinci kısımla ilgili cevap verilmiştir. Burada yeminin ikinci kısmı üzerinde duruyoruz: Yarılıp çatlayan yer... Buna başlamadan önce bu yüce Kur’ânî yeminle ilgili önceki tefsircilerin açıklamalarını aktarmamız gerekir.

Müfessirlerin, Allah’ın (C.C) “Yarılıp Çatlayan Yer” Sözüyle İlgili Açıklamaları

Bu Kur’ânî yeminin açıklamasında İbn Kesir (rh) Hz. Abdullah b. Abbas’ın şu sözüne işaret etmiştir: “Bu bitkinin çıkması için yerin yarılmasıdır.” İbn Cerir, İkrime, Dahhak, Hasan, Katade ve Suddi’nin (Allah hepsine rahmet eyleysin) hepsinin bu görüşe katıldığını başkalarının da iştirak ettiğini zikretmiştir. Celaleyn tefsirinin iki müellifi de bu görüşe katılanlardandır. Tefsirde şunu söylemişlerdir: “Bu bitki için olan çatlamadır.” Fakat Fi Zilal tefsiri müellifi (rh) der ki: “Yarılma yeri çatlatıp fışkıran bitki anlamındadır.” Safvetu’l-beyan li meani’l-Kur’an adlı tefsirin müellifi de (rh) ona katılmakta ve şunları söylemektedir: “yarılmış demek bitkisi var demektir. Çünkü yer onu ortaya çıkarmak üzere yarılır ve çatlar. Yarılmanın asıl manası çatlamadır. Mecazi olarak bitki için kullanılmıştır. Yerdeki bitki gökten yağan yağmur sebebiyle bitmektedir. Allah Teala ölüm sonrası dirilmeyi anlatan Kur’ân’ın gerçek olduğu üzerine ikisine yemin etmiştir. Müntehap fi Tefsiri’l-Kur’ân adlı eserin müellifleri (Allah onlara rahmet eylesin) şöyle demişlerdir: Tekrarlanan yağmurun bulunduğu göğe ve içinden çıkan bitki için çatlayan yere yemin etmiştir. Safvetu’t-tefasir’in yazarı Abdullah b. Abbas’ın (rh) “yarılıp çatlayan yer” ayetini açıkladığı şu sözlerine işaret eder: “Yani yarılıp çatlayan ve içinden bitkilerin, ağaçların ve çiçeklerin çıktığı yere yemin etmiştir.” Bu açıklamalardan “yarılan yer” üzerine edilen yeminin, bitkinin çıkması için çatlamasını yahut bizzat bitkiyi kapsadığı eski tefsir alimlerinin icma etmesiyle net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Yani yarık, yeri çatlatan ve ondan fışkıran bitkinin kendisidir .

Kozmik Bilimlerin Bakış Açısıyla Yarılan Yer

Eskilerin Kur’ân’ın yarılan yere yemin etmesinden anladıkları, bitkinin ortaya çıkması için yarılması manası doğru anlamlardan birisidir. (Yani ortaya çıkması için çatlaması.) Ne var ki “arz” ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’de, karadaki kayaları kaplayan toprak, üzerinde yaşadığımız kara kütleleri, belirli astronomik bir ünite anlamında yer küre anlamlarında kullanılmıştır. Öyleyse Kur’ân’da, yarılan yer üzerine edilen yeminin, “arz” kelimesine ait anlamlardan her bir anlama işaret etmesi gerekir. Bunu aşağıdaki açıklamada görebiliriz:

1- Toprağın Bitkinin Çıkması İçin Çatlaması

Yarık sözlük anlamı olarak, yerde bulunan kırık anlamına gelir. Yer kırık düzeyinin iki tarafında yatay, dikey yahut eğik olarak hareket eder. Toprak genellikle kumla karışık olan veya karışık olmayan balçık madenlerinden oluşur. Bunlar tanecikleri çok ince madenlerdir. (çapları 0,004 mm. den daha azdır) Esas itibariyle silikon dioksit ve alüminyum trioksitten oluşan ve karşılıklı yer değiştiren tabakalar suretinde Aluminyum Silikattan ve diğer bir çok elementten oluşurlar. Her tabaka, yüzeyinde yapısını oluşturan balçıkın türüne göre pozitif yahut negatif elektrik yükü taşır. Balçık yapışkan madenlerdendir. Yapışkan maddeler taneciklerinin küçüklüğünden ötürü başka maddelerde yayılma gücüne sahiptir. Aynı zamanda su emme ve elementlerin iyonlarına yapışma gücüne sahiptir. Bundan ötürü suyun toprağa yağması yahut toprağın yeterli miktarda sulanması durumu balçığın kabarmasına ve hacminin artmasına sebep olur. Tanecikleri titrer, yukarı doğru genişler, ardından aşağı doğru uzanan kökçüklere ve tohumdan yukarı doğru çıkan gövdeciğe yol açmak için yarılır. Böylece gövdecik sağ salim toprağı deler ve yer yüzüne çıkar, bitkinin diğer kısımlarını kaplayacıncaya dek gelişir. Toprağın yağmurun yağmasıyla titremesinin, taneciklerinin hacimlerinin artmasından başka sebepleri de vardır. Bunlardan birisi taneciklerin yüzeylerinde aynı elektrik yükünü taşımalarıdır. Bu da birbirlerini itmelerine, birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep olur. Sulama suyunda topraktaki tuzların iyonlaşmasından oluşan karşıt elektrik yükler aracılığıyla taneciklerdeki yüklerin eşitlenmesi sonucu ancak titremeyi durdurabilir. Titremenin diğer bir sebebi de su moleküllerinin toprak taneciklerini her tarafa savurmasıdır. Böylece bu tanecikler arasında suyun depolanması için yer açılır. Bir diğer sebep ise toprak taneciklerini hava moleküllerinin itmesidir. Bu da hava müleküllerinin sürekli suyla yer değiştirmesi ve suyun onları dışarı atmasıyla meydana gelir. Toprakta depolanmış su miktarı arttıkça toprak taneciklerinin kabarması artar ve bu hacmini arttırır. Her toprak taneciği suyu emme, yüzeyinde taşıma ve çevresindeki taneciklerle arasında depolama gücüne sahiptir. Bitki onu gıdalandıran topraktaki elementlerin iyonlarından faydalansın diye toprak tanecikleri yüzeyindeki farklı yüklü iyonlar ile tanecikler arasındaki suda erimiş iyonlar arasında karşılıklı değişim meydana gelir. Bu, elementlerin tohumdan aşağı doğru çıkan kökçüklerin salgıladığı  özel enzimlerle çözülmesi sonrası olur. Şayet toprağın yağmur yağdığında veya sulama yapıldığında yarılma özelliği olmasa hiç bir surette yerde bitki bitmez. İşte bundan dolayı yarılan yere edilen yeminin anlamlarından birisi budur. Zira yerin imar edilip yaşanır hale gelmesinde bu özelliğin büyük önemi vardır.

2-Karadaki Kayaların Yarılması

Yerkabuğu kayaları, gerilme veya baskıyla zorlanmaya maruz kalmaları sonucu kırılırlar. Kırılmalar yer kabuğunda çatlaklar şeklinde beliren paralel ve kesişen yarık grupları aracılığıyla olur. Bu çatlaklar seviyelerine göre farkedilir oranda bir hareket olmaksızın kayaları parçalara ayırırlar. Aynı şekilde aşınmalar sonucu da bu çatlaklar meydana gelir. Aşınma yer yüzündeki kayaların büyük bir kısmının yerini değiştirir. Bu, alttaki kayaların üzerindeki baskının azalmasına sebep olur. Böylece kayaların zorlanma şidetleri hafifler. Genleşirler ve çatlarlar. Bu çatlama kaya parçalarını komşu parçalara ayıran kırıklar suretinde olur. Bu kırıklar arasında farkedilir bir hareket meydana gelmez.

Yerdeki bu kırıkların çoğu, iki veya daha fazla yönde paralel ve kesişen gruplar halindedir. Bazılarının belli bir yönü yoktur. Çoğunun derinliği azdır. Yer kabuğundaki bu kırıklar yerin dibinden yükselen kaya magmasının soğumasıyla da oluşur. Magma dipten yer yüzüne yakın yerlere veya yerin üstüne doğru çıkarak içiçe ateş kütleleri yahut taşkın volkanik kütleler şeklinde fışkırır. Yerkabuğunda yarıkların oluşmasında derin bir hikmet vardır. Zira bu, kayaların hava etkisiyle yıpranmasında ve aşınmasında önemli bir adımdır. Yarıklar, kayaların içlerinde aşınmalara koridorluk yaparlar. Toprağın, tortulların, tortul kayaların oluşmasına sebep olurlar. Toprak olmaksızın ziraat imkansızlaşırdı. Tortul kayalar olmaksızın petrol, doğal gaz ve tortulasmayla oluşan kömür, fosfat vb. gibi çok sayıda zenginlikler oluşmazdı. Aynı şekilde yer yüzünün kaya tabakasının çatlama dağılımı, altın, gümüş, bakır, kurşun, kalay gibi önemli bir çok maden yatağını belirler. Bazı nehir yataklarını belirlemeye, bazı mağaraların ve kayalarda erime çukurlarının oluşmasına yardımcı olur.

Yer yarıkları ise yer kabuğundaki kırıklardır. Bu kırıklar aracılığıyla, seviyelerinin iki yanındaki kayalar yatay, dikey yahut eğik olarak farkedilir derecede hareket ederler. Bu yarıkların boyutları birbirinden çok farklıdır. Kimisi çıplak gözle görülemez ve seviyesindeki hareket neredeyse farkedilemez. Kimisi de onlarca kilometre uzar. Seviyesindeki hareket büyük derecelere ulaşır. Bu yarıklardan yerdeki kayaların zıt yönlerde gerilmeleri sonucu oluşanlar vardır. Bazıları da karşılıklı iki yönde basınç sonucu, kimisi ise kaya kütlelerinin birbirine kayması sonucu oluşur. Aktif yer yarıklarının hareket etmesi belli sayıda yer sarsıntılarına yol açar. Eski yarıklar ise çoğunluk itibariyle hareketsizleşmişlerdir. Yer yarıklarının büyük önemi vardır çünkü yerin altı ve yüzeyi arasında doğal koridorları temsil ederler. Madeni zenginliklerle yüklü buharlar ve gazlar bu koridorların içinde hareket eder. Değişik kayalarla, iktisadi önem taşıyan madenlerle ve yeryüzü kayalarının ve toprağın yenilenmesi için gerekli olan elementlerle yüklü ateş kütleleri ve taşkın volkanik kütleler de aynı şekilde hareket eder. Yarıklar yeryüzündeki yükselti ve çöküklerin, su kaynaklarının ve bazı petrol yataklarının oluşmasında önemli rollere sahiptir. Ayrıca muhelif aşınma işlemlerine, geçitlerin, vadilerin ve su yataklarının oluşmasında da yardımcı olur. Hatta tüm aşınma işlemlerinde, yeryüzünün düzleşmesinde ve bunlara bağlı toprağın, tortulların, tortulu kayaların ve içlerindeki yeraltı zenginliklerinin oluşma işlemlerine yardımcı olur. Yarıklar yeryüzündeki bu yıkım işlemlerinde bir etken olmakla beraber yapım işlemlerinde de bir etkendir. Dağları, tepeleri, tümsekleri oluşturur, havzaları, çukurları ve çöküntüleri meydana getirir.

3-Yerin Bir Gezegen Olarak Çökme Sonucu Oluşan Vadiler Aracılığıyla Yarılması:

Uzun süreden beri belli sayıda çökmeyle oluşmuş vadilerin (dev yarıklar) varlığı bilinmekteydi. Ne var ki geçen otuz sene içerisinde bilim adamları yer kürenin, çökmeyle oluşmuş vadilerden (dev yarıklar) oluşan büyük bir ağla çevrili olduğunu keşfettiler. Bu ağ, yer küreyi tümüyle kaplar, öyle ki bilim adamları bu ağı tenis topu üzerindeki çizgilere benzetirler. Bu dev yarıklar her yöne doğru binlerce kilometre uzamaktadır. Derinlikleri 65-70 kilometre arasındadır. Bütün okyanusların tabanlarının ve bazı denizlerin tabanlarının altında yer almaktadırlar. Kıtaların 100-150 km. altında yer alırlar. Yerin kaya tabakasının tümünü levhalara bölerler. Bunlar yerin kaya tabakasının levhaları diye bilinirler. Bu kayalardan oluşan levhalar yerin zayıflık bölgesi üzerinde yüzerler. Bu yumuşak, yarı erimiş bir tabakadır, yoğunluğu ve yapışkanlık derecesi yüksektir. İçerisinde taşıma akımları alttan üste doğru çıkar, soğur ve tekrar aşağı iner. Beraberinde kaya tabakasının levhalarını iter. Levhanın bir kenarında birbirinden uzaklaşır, karşılıklı kenarlarda birbiriyle çarpışır. Diğer taraflarda ise birbirlerinin içine kayarlar. Kaya tabakası levhalarının bu hareketinden yere ait önemli olaylar meydana gelir. Bunlardan bazıları şunlardır: Okyanusların ve denizlerin tabanlarının genişlemesi, uzaklaşma kenarlarının yanında kayaların yenilenmesi, okyanusların ortasında sıra dağların ve volkanik adaların oluşması, çarpışma kenarlarının yanında sıra dağların oluşması.

Yerin kaya tabakası levhalarının bu hareketi kıtaların ilerlemesine, bir araya gelmesine, periyodik olarak ufalanmasına yol açmıştır. Buna kıtaların ve okyanusların dolaşımı denir. Bu hareketle bir kıta, Kızıl deniz örneğinde olduğu gibi, boyuna uzanan bir denizle bölünebilir. Birbirinden uzaklıkları aralarındaki denizin tabanı genişliğinde olan iki kütle halinde kıta –deniz okyanusa dönşünceye dek- bölünür. Yine bir okyanusun tabanı herhangi bir kıtanın altında tümden tükenebilir. Bu da şöyle olur: Bir kara kütlesini o kıtanın altına iter. Böylece çarpışırlar ve yer yüzündeki en yüksek sıra dağları oluştururlar. Hindistan’ın Asya kıtasıyla çarpışmasında da böyle olmuş, Himalaya sıra dağları oluşmuştur. Bu dağlarda yer yüzündeki en yüksek dağ zirvesi olan Everest Tepesi bulunur. Yer küreyi tümüyle sarmış olan bu dev yarıklar (çökük vadiler) 65 – 150 km. derinliğe, her yönde onbinlerce kilometre uzunluğa ulaşırlar. Bunlar yerin kaya tabakasının levhalarının hareket etmesini sağlayan merkezlerdir. Bu hareket levhaların birbirinden uzaklaşması, çarpışması yahut bir biri üstünde kayması suretinde olur. Bu dev yarıklar yerin altında depolanmış, ışıyan elementlerin ayrışmasıyla ortaya çıkan ısı için doğal koridor vazifesi görür. Onlar olmasaydı yer küre patlardı.

Bu dev yarıkların içerisinden milyonlarca ton magma, volkanik taşmalar suretinde fışkırır. Bu taşma yer yüzünü faydalı kayalar ve madenlerle zenginleştirir. Zirai toprağı tazeleştirir. Yer ısısının kullanılması için önemli merkezler oluşturur. Bu dev yarıkların ve beraberlerindeki kraterlerin içerisinden yer kürenin atmosferini ve su tabakasını oluşturan gazlar ve buharlar çıkmıştır. Bunlar tabakaları yenilemek üzere hala çıkmaya devam ederler. Bu işlem esnasında yer kürenin kütlesi eksilir. Maddesinin ve enerjisinin bir kısmı gökyüzüne karışır. Bu eksiklik güneşin enerji suretinde kaybettiği kütleyle orantılıdır. Böylece yerle güneş arasındaki mesafe aynı kalır. Eksilme orantılı olmasaydı güneş bizi yakar veya yutardı. Zira sıcaklık derecesi 15 milyon °C dir. Yahut yeryüzü ve çevremizde hayat soğuktan donardı. Veya yer, çekimden kurtulur uçsuz bucaksız evren boşluğunda kaybolurdu.

Yerin kaya tabakası da o dev yarıklar aracılığıyla oluşmuştur. Yeryüzündeki bir çok delil yerin ilk kaya tabakasının şu anda denizlerin ve okyanusların tabanındaki kayalara ve okyanusların içlerindeki yarıklardan çıkan kayalara benzeyen bazalt kayalardan oluştuğuna işaret etmektedir. Yine bir çok delil yerin her şeyi kaplayan tek okyanus sularıyla kaplı olduğuna işaret eder. Bu her şeyi kaplayan tek okyanusun tabanı üstündeki volkanik faaliyetler aracılığıyla tabanın orta yerinde değişik sayıda sıra dağlar şeklinde ilk yükseltiler oluşmuştur. Zirveleri de volkanik adalar oluşturmuştur. Bu volkanik adalar hareket etmeleri sonucu birbirleriyle çarpışmışlardır. Bu çarpışma bazı kıtaların başlangıçlarını oluşturmuş, bunlar da çarpışarak ana kıta (mother continent) denilen tek kıtayı oluşturmuştur. Bu da yerin dinamizmiyle ve dev yarıklarıyla şu andaki yedi kıtaya bölünmüştür. Bunlar da biribirlerinden şu an bulundukları yerlere ulaşıncaya dek uzaklaşmışlardır.

Bundan başka dev yer yarıkları, çoğunluğu granit kayalardan müteşekkil bir yapıya sahip olan kıta kabuğunun oluşmasına da sebep olmuştur. Bu kabuk, ekonomik değere sahip madenler ve maden yatakları halindeki değişik elementler ve bileşiklerle zenginleştirilmiştir ve hala zenginleştirilmektedir. Yine dev yer yarıklarının yardımıyla kıtalar, yahut iki kıtayı birbirine sabitleyen sıra dağlar oluşmuştur. İki kıtanın birbiriyle sabitlenmesi, aralarındaki deniz tabanının iki kıtadan birisi altında tüketilmesiyle olmuştur. Ayrıca volkanlar taşmış, yer sarsılmış, su devirleri, kayalar ve aşındırma etkenleri hareketlenmiş, toprak, tortullar, tortulu kayalar ve içlerindeki zenginlikler oluşmuş böylece yer yaşanacak hale gelmiştir. Tüm okyanusları ve bazı denizlerin (örn. Kızıl Deniz)  tabanlarını bölen bu dev yarıklar karada da bulunurlar. Kızıl denize benzer, boyuna denizler oluşmasına yardımcı olurlar. Karayı daha büyük sayıda kıtalara ve yarı kıtalara bölerler. Bu dev yarıklar yüksek volkanik dağlarla çevrilidirler. Örn. Türkiye’nin doğusundaki Ararat dağı (deniz seviyesinden yüksekliği 5100 m.) Sicilya’nın kuzay doğusunda Etna yanardağı konisi (3300 m.) İtalya’da Napoli körfezinde Vezüv yanardağı konisi (1300 m.) Tanzanya’da Kilimanjaro Dağı (5900 m.) ve Kenya Cumhuriyetinde Kenya dağı (5100 m.)…

On dört asır evvel yeri yarık olmakla niteleyen Allah’ın (c.c) şanı ne yücedir ve O noksanlıklardan uzaktır. Çünkü yerin kaya tabakasını 65-150 km. arası derinliklerle ve onbinlerce kilometre uzunluklarla bölen, yeri tüm yönlere doğru bütünüyle saran bu muazzam dev yarıklar yahut çökük vadiler ağı birbiriyle tek yarıkmış gibi birleşir. Bilim adamlarını en çok hayrette bırakan yerin en muhteşem tezahürlerinden birisinin kıymetini anlatmak üzere bin dört yüz yıl önce yarılan yere yemin eden Allah’ın şanı ne yücedir. Bu yarıklar yerin yaşanmaya elverişli bir gezegen olabilmesi için en gerekli tezahürlerden birisidir. Çünkü bunlar olmasaydı yeryüzü yaşamaya elverişli olamazdı. Bu dev yarıklardan, yerin su ve gaz tabakaları çıkmıştır. Şu anda da yarıkların yardımıyla yenilenmektedirler. Yerin ilk kaya tabakasının levhaları aktif oluşlarından ötürü hareket etmişler, böylece kıtalar, sıra dağlar ve volkanik adalar oluşmuş, okyanusların tabanları yenilenmiş, kıtalar hareket etmiş, karalar ve okyanuslar değişmiştir. Volkanlar patlayarak yer altında saklı olan ısının bir kısmını dışarı boşaltır. Şayet dev yarıklar oluşmasaydı bu ısı yeri patlatabilirdi. Bu volkanik patlamalarla birlikte büyük miktarlarda, maddi değere sahip madenler ve kayalar çıkmıştır. Yerin dinamizmi aktif hale gelmiş, kaya tabakasının levhaları dağlarla sabitlenmiştir.

Burada yer yarıklarında üç boyut görürüz: Toprağın bitkiler için yarılmasında bir kaç milimetreyi yahut santimetreyi geçmeyen boyut. İkincisi kara yarıklarındaki boyuttur. Yer hareketleri bu yarıkların seviyelerinde onlarca santimetreden yüzlerce metreye dek ulaşır. Üçüncüsü ise dev yarıklardaki boyuttur. Bu yarıkların yaygın olduğu yerler aslında okyanusların tabanlarıdır. Aynı zamanda karada da bazı yerlerde derin çukurlar şeklinde bulunurlar. Derinlikleri 65 km. ile 150 km. arasında değişir. Tek yarık halinde yeryüzünü tamamiyle sararak uzunluğu onbinlerce kilometrelere ulaşır. Yeryüzünün hayata elverişliliğe hazırlanmasında bu boyutlardan her birinin önemini görmekteyiz. İşte bundan dolayı bin dört yüz yıl önce Kur’ân-ı Kerîm, yarılan yer üzerine yemin etmiştir. Jeoloji bilimi bu gerçeği ancak yirminci yüzyılda altmışlı yılların sonunda, yetmişli yılların başında keşfedebilmiştir. Ne vahiy döneminde ne de sonraki dönemlerde yerle ilgili bu gerçeği kimsenin bilmesi yahut bir yönünü idrak etmesi mümkün değildi. Akıl sahibi hiç kimse bu bilginin bin dörtyüz yıl öncesinde her şeyin yaratıcısı Allah dışında bir kaynağı olabileceğini düşünemez. Kur’ân-ı Kerîm’in yerle ilgili bu gerçeğe ve başka kozmik gerçeklere işaret etmesindeki önceliği, Kur’ân-ı Kerîm’in her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın kitabı olduğunu teyit etmekte, yine Kur’ân’ın kendisine vahyedildiği peygamberlerin sonuncusunun (a.s) devamlı vahiyle bilgilendirildiğini, yerin ve göğün yaratıcısı tarafından öğretim aldığını teyit etmektedir. Allah’ın salatı selamı ve bereketi ona, ehl-i beytine, ashabına, kıyamete dek onun yolundan giden ve davetine iştirak eden herkese olsun. Amin Amin Amin.

     Önceki sayfa    Ana sayfa