|
SINIRSIZ ÖZGÜRLÜĞÜN KAÇINILMAZ SONUCU OLARAK
CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
Dr. Abdulcevad Savi
Günümüzde, cinsel yolla bulaşan hastalıklar insanları
kırıp geçiren hastalıkların en tehlikelisi olarak kabul edilir. Dünya
Sağlık Örgütü’nün CYBH (Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar)’ın dünyada en
çok yayılan hastalık çeşitleri olduğu hususundaki son raporları da bu
hususa işaret etmektedir. Bu durum batılı devletlerin karşı karşıya
bulunduğu en tehlikeli ve en önemli sağlık sorunudur. Hastalığa
yakalananların sayısı her yaştaki insanlar arasında sürekli olarak
artmakla birlikte, hastalık özellikle gençler arasında daha fazla
yayılmaktadır. Dr.Juliet dünyada her iki saniyede dört kişinin CYBH’a
yakalandığını belirtmektedir. Bu açıklama kayıtlara geçmiş istatistiki
verilere de uygundur. Dr.George Kuis resmi olarak ilan edilen vaka
sayısının gerçekte var olanın ¼ veya
1/10’unu
geçmeyeceğini ifade etmektedir. (Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar, Dr.
Nebil Subhi Tavil, 8.baskı, Risale Yayınevi, 1986)
Bu tür hastalıklar saman içinde ateşin yayılması gibi
insanlar arasında yayılmakta, bir kişiden çevresindeki insanlara
bulaşmaktadır. İngiltere’de yaklaşık olarak 30 yıl süren bir araştırma
bu gerçeği desteklemektedir. Araştırmaya göre bu hastalık bir kişiden
1639 kişiye yayılmıştır. Yok edici bulaşıcı hastalıklara yakalanmış
milyonlarca kişinin bulunduğu toplumlar için ne söylenebilir ki...
Acılar, hastalıklar, yok olma ve mahvolma bu hastalıkların yayılmasının
doğal sonucudur. Bu yok edici tehlikelere karşı Dünya Sağlık Örgütü gibi
birçok uluslararası örgüt oluşturulmuştur. Bu kurumların uzmanları,
yaptıkları çalışmaların sonucunda belirlemiş oldukları kararları,
tavsiyeleri ve uyarıları açıklamışlardır. Bütün bunlara rağmen sorun
artmaya devam etti. Bu tür hastalıklar daha da kompleks bir hale gelmeye
başladı. Hastalığa yakalananların sayısı katlanarak artmaya devam etti.
Peki, bu tür hastalıkların artmasının gerçek sebebi ne olabilirdi? Bu
hastalık, kendisinden dolayı şikayet çığlıklarının yükseldiği, seslerin
kısıldığı, faydasız bir şekilde tedbir alınmaya çalışılan, apaçık ortada
bulunan bir sebepten kaynaklanmaktadır.
Zinanın alametleri

Cinsel ilişkilerde ahlaki çözülme ve sınırsız özgürlüğün
bulunması; zinanın, eşcinselliğin ve diğer haram kılınmış bulunan
anormal cinsel ilişkilerin yayılması manasına gelmektedir. Peygamber
Efendimiz ahlaki bozulma ve anormal davranışlara yönelme hususunda
uyarılarda bulunmuştur. Fuhşiyâtın, ahlaksızlığın yayılması ve açıkça
yapılır olmasının salgın hastalıkların yayılmasının ve insanlar arasında
ölümün ve helâkin yayılmasının sebebi olduğunu ifade etmiştir. Peygamber
Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir millet açıkça zina ve fuhuş
işlediğinde, mutlaka aralarında veba ve onlardan önce gelip geçmiş
milletlerde bulunmayan hastalıklar yayılır.” (İ.Mace) Ve yine şöyle
buyurmuşlardır: “Zina bir toplumda yayılırsa onların arasında ölüm
çoğalır.” (Muvatta)
Toplumda zina ve eşcinsellik yayılıp, bu durumdan
memnuniyet duyarak açıkça bu fiiller işlenmekte midir? Bu toplumda
insanları ölüme götüren, onlardan önce gelip geçmiş milletlerde
bulunmayan, acı verici hastalıklar ve salgın hastalıklar yayılmakta
mıdır? Evet, bütün bunlar gerçekleşmiştir. Bu husus Müslüman olmayan
doktorlar tarafından da saptanmıştır. “Zührevi Hastalıklar” isimli
kitabında Dr.Kenc şu tespitte bulunmaktadır: “CYBH’ın sona erdirilmesi
hususunda sahip olduğumuz modern tıp araçlarına bağlanmış bulunan
umutlar boşa çıkmıştır. Konuyla ilgili çalışmalar başarısızlıkla
sonuçlanmıştır. Bu tür hastalıkların yayılmasının sebepleri, toplum
yapısında ve insan davranışlarının değişmesinde gizlenmiş bulunmaktadır.
Batılı toplumlarda davranışlarda sınırsız özgürlük hızlı bir şekilde
yayılmıştır.” Bu hususta Dr.Shuflet “Cinsel Yolla
Bulaşan Hastalıklar” isimli kitabında şu tespitlerde bulunmaktadır:
“Her türlü cinsel ilişki hususunda toplumsal hoşgörü yayılmış
bulunmaktadır. Zina, eşcinsellik ve her türlü anormal cinsel ilişki
konusunda herhangi bir duyarlılık ve hassasiyet bulunmamaktadır. Yayın
organları genç kız ve erkeklerin iffetli olmalarının yerine çıplaklık ve
açıklığı işlemişlerdir. Batılı toplumlarda -erkek olsun kadın olsun-
iffetli olmak kişiyi utandıran şeylerden kabul edilir olmuştur. Yayın
organları davranışlarda sınırsız özgürlüğü doğal, biyolojik bir durum
olarak kabul edip böyle davranmaya teşvik etmiştir. (Cinsel Yolla
Bulaşan Hastalıklar, Dr.Muhammed Ali Bari, 2.baskı, 1986, Menare
Yayınevi) Uzmanların çoğu CYBH’ın yayılmasının nedenlerinin en
önemlilerinin şu üçü olduğu görüşündedir. Bunlar; davranışlarda sınırsız
özgürlük, doğum kontrol haplarının ve antibiyotiklerin kullanılmasıdır.
Suçun Sayısal Olarak Büyüklüğü

Zina, eşcinsellik ve anormal cinsel ilişkilerin
yayıldığı ve bu durumdan memnun olan toplumlardaki uzmanların belirttiği
gibi insanlar bu halleriyle övünmekte, bu fiilleri açıkça işlemekte ve
böyle davranmaya teşvik etmektedirler. Bu tür insanlar kulüpler,
dernekler kurarak utanç verici davranışlarını sürdürdüklerini açıkça
ortaya koymuşlardır. Bununla birlikte propagandalarını güçlendirmek ve
herkese duyurmak için gazeteler, dergiler, yayın vasıtaları tesis edip;
kulüpler, sahiller ve çıplaklar kampı oluşturmuşlardır. Sapkınlığı ve
anormal cinsel ilişkileri öven yüzlerce sinema filmi, tiyatro oyunu,
kitap ve makale yazıldı. Cinsellikle ilgili konular ve hamilelikten
korunma yolları okullarda çocuklara öğretilir oldu. 1983 yılında
yayınlanan bir raporda fuhşiyâtın ortaya çıkıp açıkça işlenir olmasının
sonuçlarının Amerika Birleşik Devletleri’ndeki durumu hakkında bilgi
verilmektedir. Örneğin; “Bir milyon çocuk, babalarının kim olduğunu
bilmeden anneleriyle birlikte yaşamaktadır. Bu sayıya sosyal yardımlaşma
kurumlarının gözetiminde bulunan çocuklar dahil değildir. Milyonlarca
kürtaj yapılmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü 1976 yılında dünyada 25 milyon
kürtaj olayının meydana geldiğini açıklamıştır. Amerika’da yayınlanan
“Time” dergisine göre bu rakam 1984 yılında 50 milyona çıkmıştır.
Amerika’da evlilik formalitede kalan şekli bir uygulamadan ibarettir.
Eşlerin birbirini aldatması 1980 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre
%75 civarındadır. 1870 yılında Daily Mail’de yayınlanan istatistiklere
göre rahiplerin, rahibelerin ve kilise adamlarının yaklaşık %80’i zina
etmektedir. Ve yine bunların %40’ı anormal cinsel ilişkilerde
bulunmaktadır. Buna ek olarak batılı kiliselerin birçoğu zina ve
eşcinselliği mübah kabul etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki
bazı kiliselerde erkeğin erkekle evliliği işlemi papazlar tarafından
yapılmaktadır. (Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar İlahi Bir
Cezalandırmadır. Dr.Abdulhamid Kudat, 8.baskı,Tıbbi Yayınevi,
Londra,1985)
Batı toplumlarında anormal cinsel ilişki hızlı bir
şekilde yayılmıştır. Batılı devletler erişkinlerin hiç çekinmeden,
tiksinti duymadan zina yapmaları ve anormal cinsel ilişkide
bulunmalarını sağlayacak kanuni düzenlemeler yapmışlardır. Anormal
cinsel ilişkiye girenlerin meseleleriyle ilgilenen binlerce dernek ve
kulüp kurulmuştur. Bunlar gizlilik halinden çıkarak açıkça varlıklarını
ifade eder hale gelmişlerdir. Kendilerine has kulüpler, barlar,
bahçeler, sahiller ve havuzlar, hatta tuvaletler edinmişlerdir. Amerika
Birleşik Devletleri’nde 15 yıldan daha fazla bir süredir 20 milyon
civarında kişinin anormal cinsel ilişkide bulunduğu yapılan
istatistiklerde ortaya konmuştur. Kilise, zina ve eşcinsellik gibi
anormal cinsel ilişkileri kabullenmiştir. Kilisenin dost hayatına karşı
olmadığı resmen kabul edilmiştir. İngiltere’deki kardinallerden birisi,
yakında İngiliz Kilisesi’nin anormal cinsel ilişkiyi kabul edeceğini
ifade etmiştir. Bu kardinal, anormal cinsel ilişkiye giren rahiplerin
bulunmasını normal karşıladığını belirtmiştir. Bu açıklama, İngiltere’de
eşcinsellerin yayınladığı bir derginin Hıristiyanlığın anormal cinsel
ilişkiye girmeyi haram kabul ettiğini söyleyerek kiliseyi eleştirmesi
üzerine yapılmıştır.
Peygamber Efendimizin hadisinin ilk bölümünde tarifini
yaptığı fuhşiyatın yayılması şartı gerçekleşti. “Bir millet açıkça
zina ve fuhuş işlediğinde, …” Peki, bu şartın cevabı gerçekleşti mi?
Evet, onların arasında birçok acılara neden olan salgın şeklinde cinsel
yolla bulaşan hastalıklar ortaya çıktı. İnsanlık 1494’ten beri bulaşıcı
zührevi hastalıklara şahit oldu. Geçen 5 asır boyunca yüz milyonlarca
insan bu tür hastalıklardan dolayı hayatını kaybetti. Ayrıca milyonlarca
insanın da hayatı alt üst oldu. Bu hastalığa neden olan mikrop çıplak
gözle görülmeyen zayıf, karmaşık bir yapıdadır. Vücudun bütün
organlarına saldıran ölümcül, tehlikeli bir mikroptur. Kurbanın gaflet
anında ona saldırır ve onu yok eder. Yok etmeden önce kurbanına daha
önce insanların hiç bilmedikleri ve duymadıkları acıları tattırır.
Çeşitli antibiyotikler geliştirilmesine rağmen artmaya ve yayılmaya
devam etmektedir. Yılda 50 milyon kişi bu hastalığa yakalanmaktadır.
B ve T Hücrelerinin Fonksiyonları
Bulaşıcıcı hastalıklar listesinin başında bel soğukluğu
gelmektedir. Bu hastalık dünyada CYBH arasında en çok yayılanıdır. Çünkü
istatistiklerde bir yılda 250 milyon kişinin bu hastalığa yakalandığı
belirtilmektedir. Bu rakam gerçeği ifade etmemektedir. Çünkü bu rakamlar
gerçek vaka sayısı göz önüne alındığında % 40 nispetindedir. Bel
soğukluğu mikrobu vücudun bütün organlarına saldırarak hastanın acı
çekmesine, zayıf düşmesine ve çeşitli iltihaplara yakalanmasına neden
olmasına rağmen, bu mikrobun en tehlikeli zararı kurbanının neslinin
kesilmesidir. Bundan dolayı bu hastalık “en büyük kısırlaştırıcı” diye
isimlendirilmiştir. CYBH’ın diğer bir kısmı ise çıban, aşırı güçsüzlük,
cinsel organ siğilleri, karaciğer iltihaplanmasıdır. Bu hastalıkların
neden olduğu acıları çeken milyonlarca insanın olması ve ölüm
ortalamalarının yükselmesi sadece davranışlarda sınırsız özgürlük,
anormal cinsel ilişki türlerini toplumun hayat tarzı olarak benimsemesi
ve bunu korumak ve onaylamak maksadıyla kanunlar çıkarmaları
nedeniyledir. Buna karşılık Allah (c.c.) onlara kırıp geçiren, harap
eden bir hastalık gönderdi. Aslında bu sadece tek bir hastalık olarak
kabul edilemez. Birçok hastalığı, kanserleri içinde barındıran bir
hastalıktır. Bundan dolayı Edinilmiş Bağışıklık Sistemi Yetersizliği
veya eşcinsellerin, zina edenlerin uykularını kaçıran, ölümcül, korkunç
AİDS olarak isimlendirilmiştir. Ve bu hastalık onların boyunlarının
üzerinde duran bir kılıç gibi onları cehenneme sürüklemektedir. Bu kırıp
geçiren salgın hastalık davranışlarda sınırsız özgürlüğün ortaya
çıkması, fuhşiyatın yayılması ve açıkça işlenir olmasına uygun bir ceza
olmuştur. Dünyadaki bütün devletleri ve özellikle batılı devletleri
tedirgin eden ve korkutan bu bulaşıcı hastalık ne idi? Bu hastalık rezil
davranışlara batmış, fuhşiyâtı açıkça işleyenler için asrın vebasıdır.
AİDS elektronik mikroskopla yüz binlerce defa büyütüldükten sonra
görülebilen ufacık bir virüsün neden olduğu bir hastalıktır. AİDS virüsü
Retrovirüs grubundandır. Bilinebilen kompleks varlıkların en küçüğüdür.
Bu virüs canlı hücreleri sömürme hususunda ve hücrelerin şifrelerini
çözerek orada çoğalma hususunda müthiş bir güce sahiptir.
Virüsün Yapısı

AİDS virüsü insanın bağışıklık sisteminin yöneticisi ve
omurgası olan T 4 Lymphocyte hücrelerine saldırır. Sonra hücre
içerisinde çoğalır ve onu yok eder.(AİDS ve Onun Hukuki ve Toplumsal
Problemleri, Dr. Muhammed Ali Bari, 1.baskı, Menare Yayınevi, 1996)
Bunun için “Edinilmiş Bağışıklık Yetersizliği Sendromu” olarak
isimlendirilmiştir. Bu konuyu anlayabilmemiz için bağışıklık sisteminin
işleyişini ve mahiyetini bilmemiz gerekmektedir. Allah (c.c.) insan
vücudunu çeşitli saldırılardan korumak için dinç ve sağlıklı kalmayı
sağlayacak savunma mekanizmalarını vücuda yerleştirmiştir. Bu önemli
fonksiyonu kandaki akyuvarlar sağlarlar. Bunların birçok çeşidi vardır:
Kanda, Lymphocyte bezlerinde, karaciğerde, dalakta ve kemik içindeki
ilikte bulunan Lymphocyte hücreleri... Bu
hücreler iki kısma ayrılır:

a)“B” hücreleri; bunlar Antibodies olarak isimlendirilen
çeşitli mikroplara karşı antibiyotik üretiminde uzman olan hücrelerdir.
b)“T” hücreleri; bunlar en az 12 çeşittir. Her birinin
ayrı ayrı görevleri vardır. Hücrelere düşman girdiğinin fark edilmesiyle
hemen kan yoluyla saldırıya uğrayan hücrelere ulaşarak düşmanla savaşmak
ve onu yok edene kadar mücadele etmek bu hücrelerin görevlerinden
birisidir. T 4 Yardımcı Hücreleri (Helper Cells) ve Supresive Hücreleri
bunlardandır. Bu hücreler, saldırganlar yok edilip savaş bittikten sonra
düşmanla savaşan hücrelerin intihar eylemlerini engellerler. B
hücrelerinin vücudun antibiyotik üretimini sınırlandırma fonksiyonu
vardır. B ve T hücrelerinin en önemli görevi virüsleri, parazitleri,
mantarları, mikropları ve kanserli hücreleri yok etmektir. Kandaki
Lymphocyte hücrelerinin %60 ile %80 civarındaki kısmını T hücreleri
oluşturur. B hücreleri ise bu hücrelerin %10 ile %20 civarındaki kısmını
oluşturur. Kandaki akyuvar hücreleri düşmanların yok edilmesi, savaş
alanının temizlenmesi ve çeşitli artıkların, cesetlerin temizlenmesi
görevini yerine getirirler.
Edinilmiş Bağışıklık Sistemi
Yetersizliği (AİDS) Hastalığında Neler Olur?
AİDS virüsü yardımcı hücrelere yoğun bir saldırıda
bulunur. Hücrelerin şifresini çözdükten sonra orada çoğalır ve hücreyi
yok eder ve bu hücrede çoğalmış olan birçok virüs yeni hücrelere
saldırır. Yardımcı hücreler kendilerinden birisine virüsün girdiğini
öğrenince çok sayıda intihar eylemi gerçekleştirirler. Bu nedenle
bağışıklık sisteminin işleyişi engellenmiş olur. Bunun sonucunda savunma
araçları tamamen yıkılmış olur. (AİDS Eşcinselliğin Ürünüdür, Dr.
Abdulhamid Kudat, 2.baskı, Tıbbiye Yayınevi, Londra) çeşitli mikroplar
ve asalaklardan oluşan bu karmaşık varlıklar insan vücuduna saldırır.
Akciğer iltihaplanması, koleraya benzeyen ağır ishal, vücut dengesinin
bozulması, dalakta ve Lymphocyte bezlerindeki şişme, bulaşıcı kansere
yakalanma ve birçok deri hastalığından sonra insanı öldürür. Bu virüs
vücutta sinir sisteminden beyine kadar bulaşmadık yer bırakmaz. Hastanın
akli dengesi bozulur ve depresyon geçirir. İleriki aşamalarda delirme
meydana gelir. Felçlik ve bazen de körlükle sonuçlanan beyin
iltihaplanması, omurilik iltihaplanması, beyin zarı iltihaplanması
ortaya çıkar. Sonunda hastalık ölümle biter.
Bilindiği üzere bu hastalık çoğunlukla eşcinseller, zina
etmeyi meslek haline getirenler, alkollü içecekler ve uyuşturucu
kullananlar arasında yayılmaktadır. Ayrıca fuhşiyatı benimseyen ve
açıkça işleyen toplumlarda rezalet batağına saplanmış kişilerin arasında
yayılmaktadır. Doktorlar ve araştırmacılar bu yok edici hastalığa bir
ilaç bulma noktasında acziyete düşmüş durumdadırlar. Çünkü bu hastalık
devamlı surette özelliklerini değiştirmektedir. Bu nedenle hastalık her
geçen gün yayılmaya ve artmaya devam etmektedir. Genetik dönüşümün
sonucu olarak şu an itibariyle 8 veya 9 büyük grup şeklinde AİDS virüsü
sınıflandırılmıştır. Davranışlarda sınır tanımayan Amerika, Avrupa, Orta
Afrika ve Doğu Asya’da birçok vaka meydana gelmektedir. Dünya Sağlık
Örgütü 1993 yılının sonunda dünyadaki AİDS virüsü taşıyıcılarının
sayısının 15 milyon olduğunu açıklamıştır.
Günümüzde bu virüse yakalanan hasta sayısı 18 milyona
ulaşmıştır. Bu yüzyılın sonunda bu rakamın 40 milyona ulaşması tahmin
edilmektedir. (AİDS, Dr. Muhammed Sadık Sabur, 3.baskı, 1993, Ehram
Tercüme ve Yayın Merkezi) Dünya Sağlık Örgütü ortaya çıkışından şu ana
kadar AİDS virüsü nedeniyle ölenlerin sayısının 1.700.000 kişi olduğunu
açıklamıştır. Bu hastalık yok eden bir veba, silip süpüren bir
salgındır. Bu hastalığa yakalanan kişi ölmeden önce yıllarca süren
acılara katlanmak zorundadır. Bu acılar, hastanın en yakınları kendisini
terk ettikten sonra yaşadığı psikolojik sıkıntılara eklenmektedir. Öyle
ki, hasta öldükten sonra hastanın yakınları cesetten bile uzak
durmaktadırlar.
1981 yılına kadar bu hastalığın belirtilerine
rastlanmamıştı. Hastalık fark edildi ve sonrasında 1984 yılında bu
hastalığa neden olan virüs keşfedildi. AİDS hastalığı ve benzerleri
fıtratlarını bozan, iffet ve temizliği zina ve eşcinsellik gibi haram
kılınmış fuhşiyâtla değiştirenler için ilahi bir cezadır. Bu kişiler
ahlaksızlığı normal kabul etmiş ve bu durumlarıyla da övünmüşlerdir. Bu
cezalandırma Peygamber Efendimizin 14 asır öncesinde haber verdiği durum
değil midir? “Bir millet açıkça zina ve fuhuş işlediğinde, mutlaka
aralarında veba ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde bulunmayan
hastalıklar yayılır.” Diğer bir hadiste ise; “Zina bir toplumda
yayılırsa onların arasında ölüm çoğalır.” buyurmuşlardır.
İslam’ın Doğruluğunun İşareti
Konuyla ilgili Hz. Muhammed’in sözleri önemli bir
hakikate işaret etmektedir. Bu durumun hangi ülkede, hangi millette,
hangi dinde olursa olsun değişmeyen geçerli bir uygulama olduğudur.
İnsanlar arasında fuhşiyat ortaya çıktı ve yayıldı. Bu fiilleri açıkça
işlediler ve kendi zevklerine uygun olduğunu kabul ettiler. Bunun
sonucunda kendilerinden öncekilerin başlarına gelmeyen acılar, bulaşıcı
hastalıklarla karşılaştılar. Hastalığın yapısı da bu gerçeği
desteklemektedir. Bu hastalık zina ve eşcinsel ilişkiyle bulaşmaktadır.
Hastalığa neden olan mikroplar kendine has tabiatından dolayı sadece
insanlara bulaşmakta ve sadece cinsel ilişki yoluyla bir başkasına
geçmektedirler. Bu mikroplar cinsel organları ve dudağı tahrip etmede
ilginç bir güce sahiptirler. Sadece cinsel organlara bulaşmakla kalmaz,
bütün vücuda yayılırlar. Vücudu bu mikroplardan koruyacak bir serum
bulunamamıştır. Vücudun bu hastalığa karşı doğal bağışıklığı
bulunmamaktadır. Çünkü bu mikroplar devamlı olarak özellik
değiştirmektedirler ve onların yok edilmesi için ilaç bulma çabası
sonuçsuz kalmıştır. Vücudun bu hastalığa karşı direnme gücü
bulunmamaktadır. İleride daha farklı hastalıkların ortaya çıkması da
mümkündür. Salgın hastalıkların ve ölümcül sıkıntıların artması Allah’ın
mesajından ve fıtratlarının çağrısından uzaklaşan insanlar için
kaçınılmazdır. Bu durum Hz. Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna ve
sadece doğruyu, hakikati söylediğine, Allah’ın nuru ve vahyi dışında
konuşmadığına delil değil midir? Allahu Teala şöyle buyurmuştur. “O
kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaz. Onun size aktardığı sözler,
kendisine indirilen ilahi haberden başka bir şey değildir. Son derece
kuvvetli birinin O’na öğrettiği bir vahiy.”(Necm Suresi, 53/3-5)
Bizleri İslam’la tanıştıran Allah’a hamdolsun... Şayet
Allah bizi İslam’a yöneltmeseydi biz hidayete eremezdik. Bizlere kitabı
ve hikmeti öğretmesi için ve yaratıcımızın programıyla nefislerimizi
arındırması için kendi içimizden bir resul gönderen Allah’a hamdolsun…
Allahu Teala şöyle buyurmuştur: “Allah, mesajlarını onlara iletmek,
onları arındırmak ve onlara kitabı, hikmeti öğretmek için aralarından
bir elçi çıkararak müminlere büyük ikram ve lütufta bulundu. Halbuki
daha önce apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorlardı.” (Al-i İmran
Suresi, 3/164)
İnsanlık, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den Kur’ân ayetlerini ve
hikmeti öğrenmeyip, O’nun öğreti ve yönlendirmeleriyle nefislerini
arındırmayıp, hayat tarzlarını O’nunkine uydurmayıp, onun şeriatına
bağlanmadıkları sürece apaçık bir sapıklık çölünde kalmaya devam
edecektir. Yüce İslam dini bütün insanlığa gönderilmiş olan son dindir.
İslam dini, insanı ve onun sağlığını yok edici cinsel yolla bulaşan
hastalıkların tehlikelerinden korumak için apaçık bir yöntem
belirlemiştir. Bu yöntem iffet ve temizlik (namusluluk) kelimeleriyle
ifade edilebilir. İffet, şehvetlerin vesveselerinden kalbin temizlenmesi
olarak kendini gösterir. Bu temizlenme, imanın kuvvetlendirilmesi,
Allah’tan korkup sakınma, Allah’ın gözetiminde olduğunu bilme,
haramlardan gözün uzak tutulmasıyla kışkırtıcılardan uzak durma,
kadınlarla yakınlaşmaktan uzak durma ile sağlanır. Kadınlar da
kendilerini süslerini başkalarına göstermekten uzak tutarak, erkeklere
yakınlaşmaktan uzak durarak, nasihat dinleyip gereğini yaparak, eğlence
mekânlarından uzak durarak bu temizlenmeyi gerçekleştirirler. Yüce Allah
şöyle buyurmuştur: “İnanan erkeklere söyle, gözlerini kendilerine
halel olmayanlara bakmaktan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, bu
hareket daha temiz ve daha erdemlidir sizin için. Şüphe yok ki, Allah ne
işlerseniz hepsinden haberdardır.” (Nur Suresi, 24/30)
“İnanan kadınlara da söyle, onlar da gözlerini bakılması
yasak olandan çevirsinler, iffet ve namuslarını korusunlar, süslerini
göstermesinler, elde olmayarak açığa çıkan ve görünen kısımları hariç,
cazibe ve güzelliklerini açığa vurarak dikkat çekmesinler ve bunun için
başörtülerini göğüsleri üzerine sarkıtsınlar ki, boyun ve gerdanlarından
bir şey görünmesin. Allah’ın açılmasını haram kıldığı, gizli ziynet
yerlerini kocalarından………….başka kimseye göstermesinler…..”
(Nur Suresi,24/31)
Temizlik (namusluluk), evlilikle kendini gösterir. Bu
nedenle evlilik insanlar için kolaylaştırılmıştır. Peygamberimizin
yönlendirmesindeki vahyin nuruna bakınız: “Evlenme benim sünnetimdir.
Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” “Ey gençler
topluluğu, sizden kimin maddi yönden durumu evlenmeye imkan verirse
hemen evlensin. Çünkü evlilik gözü günahlardan en iyi koruyucudur. Aynı
şekilde namusu korumada da en iyi yoldur. Kim evlenmeye güç yetiremezse
onun oruç tutması gerekir. Çünkü oruç kişiyi kötü şeylerden uzak tutar.”
“Dinine, yaşantısına güvendiğiniz birisi size gelirse onu evlendirin.
Şayet böyle davranmazsanız yeryüzünde fitne ve bozulma meydana gelir.”
İslami Çözüm
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan ve insanlığı kırıp
geçiren bulaşıcı hastalıklardan kurtulmanın bir tek yolu vardır. O da
İslami öğretiye bağlanmaktır. İslam öğretisi;
1.
Zinayı ve gizli olsun açık olsun
bütün sapkınlıkları haram kılmıştır. Anormal cinsel ilişkide bulunanlar,
eşcinseller, fuhuş yaptıranlar ve zina edenlere Allah’ın belirlediği
cezanın tatbikini emretmiştir.
2.
Alkollü içecekler ile
uyuşturucular haram kılınarak bunların üretilmesi ve satılması
yasaklanmıştır. Bozguncular hakkında İslam hukukunun hükümlerinin tatbik
edilmesi istenmiştir.
3.
Din ve sağlık alanlarında
bilinçlendirmenin yapılması ve insan ruhunda imanın derinleştirilmesi
emredilmiştir.
4.
Belirli bir programa bağlı
olarak yayın faaliyetlerinin yapılması istenmiştir.
5.
Bayanların fabrika ve ofislerde
çalışırken, erkeklerle bir arada bulurken, tavır ve davranışlarına
dikkat etmesi hususu düzenlenmiştir. Bayanlara anne, kız kardeş, kız
çocuğu ve eş olarak değerli bir hayat tarzı tavsiye edilmiştir.
6.
Memleketleri dışında çalışmaya
gidenlerin ailelerini yanlarında bulundurmaları şeklinde bir düzenlemeye
gidilmiştir.
7.
Kendisine has olan zînetleri
başkalarına gösterme ve örtünün açılması yasaklanmıştır.
Bu sorunlar çözülmediği sürece bulaşıcı, acı verici,
insanları yok eden hastalıklar, şartlarının oluştuğu her ortamda ortaya
çıkmaya devam edecektir. Bugün sapkınların göğsünün üzerine oturmuş
bulunan ölümcül kâbus haline gelmiş olan AİDS hastalığı nasıl ortaya
çıkmışsa ileride AİDS’ten daha tehlikeli hastalıklar ortaya
çıkabilecektir. Çünkü insanlar modern bilimi ve onun araçlarını
kullanarak bu tür sapık davranışlarını yaymaya ve onları insanlara güzel
göstermeye çalışmaktadırlar.
“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa
kafirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye
razı olmaz.” (Tevbe Suresi, 9/32) Ve
başlarına bir felaket gelecektir. “Zulmedenler nasıl bir akibete
uğrayacaklarını görecektir.” (Şuârâ Suresi, 26/227) Son olarak
yeryüzündeki bütün insanlara şunu söylemek istiyorum: Peygamberinizin
söylediklerini dinleyiniz ve onun yoluna tabi olunuz. “Size, benden
sonra kendisine sarıldığınız sürece sapmayacağınız iki şey bırakıyorum.
Bunlar Allah’ın kitabı ve benim sünnetimdir. Bunlara sımsıkı sarılınız.”
Ey insanoğlu! İslam dini hem dünyada hem de ahirette
sizin için bir can simidi mesabesindedir. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“Ey iman etmiş olan akıl sahipleri, Allah’a karşı gelmekten sakının!
Allah, size bir zikir(Kur’ân) indirdi.” (Talak Suresi, 65/10,11)
|