|
“ONDAN
SONRA DA YERKÜREYİ DÖŞEDİ. ONDAN SUYUNU VE OTLAĞINI ÇIKARDI.”
(Naziat Suresi 30-31)
Dr. Zağlul en-Neccar
Bu ayet-i kerime Naziat suresinin son kısımlarında yer
alır. Sure, Mekke’de indirilen surelerdendir. Kuran’ın diğer birçok
Mekkî suresi gibi inanç konularını işler. Allah’a, meleklerine,
kitaplarına, peygamberlerine ve ahirete iman inanç temellerindendir.
İnsanların çoğu ahiret ve ahiretle ilgili durumlardan, kıyametten ve
dehşetinden, tekrar dirilme, hesaba çekilme, cennet ve cehennem
mevzularından uzak durmaktadırlar. Ahiret konusu ise bu surenin
merkezindedir.
Sure Allah’ın (cc) saygın meleklerinin bazı grupları
üzerine, mükellef oldukları muazzam vazifeler üzerine yahut insanı
hayrette bırakan tabiattaki delilleri üzerine yemin etmesi ile başlar.
Yemin ahiretin hak olduğuna ve vukubulacağına, insanların
diriltilmelerinin ve hesaba çekilmelerinin kesinliğine dair edilmiştir.
Yüce Rabbimiz (c.c) bir şeye dair kullarına yemin etmekten müstağnidir.
Ne var ki Kur’ân ayetleri, kendisine yemin edilen şeylerin önemine yahut
kesinliğine insanların dikkatini çekmek için bu şekilde gelmiştir. Daha
sonra ayetler ahiretin bazı korkunç hallerine değinir. Mesela “racife”
ve “radife”den bahseder ki bunlardan kasıt yer ve göktür. Ahirette
yıkılacaklardır. Yine sura iki üflemeden bahseder. İlki her canlıyı
öldürcek ikincisi Allah’ın izniyle tüm ölüleri diriltecektir. Daha sonra
ayetler kafirlerin, müşriklerin, inançsızların, şüphecilerin ve
alemlerin rabbine isyan edenlerin o korkunç gündeki durumlarını tavsif
etmeye geçer. Kalpleri korku ve dehşet içindedir. Gözlerinde acizlik ve
zillet okunur. Dünyada iken tekrar dirilmeyi inkar ediyorlardı. Mümkün
olmadığını kasdederek ve alaya almak için onunla ilgili şöyle sorular
sorarlardı: Bedenlerimiz kuruyup öldükten kemiklerimiz çürüdükten sonra
tekrar dirilmemiz mümkün mü? Ayetler onlara yaratıcı Allah’ın kararıyla
kesin şekilde cevap vermektedir. Allah’ın kararı şudur: Tekrar dirilme
emri tek bir çığlıktır. Bu çığlıkla tüm mahluklar hesaba çekilmek üzere
mezarlarından diriltilerek kalkmış olacaklardır. Yahut
diriltildiklerinde dünyaya tekrar geri döneceklerini zannederler ve
hayret içinde ahiretle karşı karşıya kalırlar.
Bundan sonra ayetler Hz. Musa’nın (a.s) Firavun ve ileri
gelen adamlarıyla ilgili kıssasına temas eder. Bu Peygamberimiz (sas)’i
inkarcılardan gelen zorluklar sebebiyle teselli kabilindendir.
İnkarcıları da Firavun’un ve onun kavminden inkar edenlerin içine
düştüğü azapla sakındırmaktadır. Bu azabı Allah teala kendisinden ve
O’nun hesaba çekmesinden korkan her akıl sahibine bir ibret kılmıştır.
Ayetler daha sonra tekrar dirilmeyi inkar eden Kureyş
kafirlerine ve tüm insanlara yönelerek azarlayıcı bir soruyla hitab
eder: Hacimlerinin küçüklüğü, evrende güçlerinin, ömürlerinin ve
yerlerinin sınırlı oluşuyla birlikte insanların yaratılmaları, göklerin
yaradılışından ve inşa edilişinden, devasa boyutlarına, içindeki
cisimlerin sayılarına, cisimleri arasındaki dakik mesafelere,
haraketlerinin düzenliliğine ve onları tutan çekim güçlerinin
büyüklüğüne rağmen bu yalçın irtifalara gözle görülen dayanaklar
olmaksızın yükseltilişinden daha mı zordur? Yine insanın yaratılması,
göklerin gecesinin karanlığa gömülmesinden, gündüzünün
ışıklandırılmasından mı daha zordur? Yerin döşenmesinden, sonra ondan
suyunun ve otlağının çıkartılmasından, dağların yerin üzerinde sağlam
şekilde yerleştirilmesinden, bu dağlar vasıtasıyla üstündeki insanlar ve
faydalandıkları hayvanlar selamette ve emniyette olsunlar diye yerin
sabitlenmesinden daha mı zordur?
Ayetler yerin ve göğün yaratılmasında Allah’ın kullarına
tekrar diriltmeye kesin delil olarak işaret ettikten sonra kıyameti
anlatmaya devam eder. Kıyameti her şeyi bastıran büyük felaket diye
adlandırır. Çünkü korkunç durumlarıyla her şeyi kapsayan en büyük
felakettir. Ne kadar büyük olursa olsun her türlü belayı aşar. O günde
insan iyi ve kötü amellerini hatırlar. Yaptıklarını amel defterinde
yazılı olarak görür. Cehennem gösterilir. Her insan ayan beyan onu
görür. O anda insanlar mutsuz ve mutlu diye iki gruba ayrılırlar. Mutsuz
kişi küfürde ve isyanda sınırı aşmış, dünyayı ahirete tercih etmiş
olandır. Onun barınağı cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir. Mutlu
kişi hesap günü Rabbinin önünde duracağı korkusuyla nefsini kötü
arzulardan uzaklaştırmış kimsedir. Bunun barınağı ve döneceği yer
Allah’ın izniyle naim cennetidir.
Sure Hz. Peygamber (sas)’e hitapla son bulmaktadır. Bu
hitap Kureyşli inkarcıların kıyamet ve ne zaman kopacağı hakkındaki
sorusuyla ilgilidir. Ayetler bunun bilgisinin sadece Allah’ın indinde
olduğu ve yarattıklarından hiç kimsenin bunu bilmediği cevabıyla
karşılık vermektedir. Bu bilgi yalnızca Allah’a aittir. Ey son nebi ve
son elçi (sas)! Senin rolün kıyametten korkanı uyarmaktır. O kafirler ve
müşrikler kıyametin kopuşunu gördükleri zaman bu şaşırtan olayın
korkunçluğu yer yüzünde sürmüş oldukları yaşamlarını hafızalardan
silecektir. Dünyada yaşadıkları hayatı geceden yahut gündüzden tek bir
günmüş gibi sanacaklar. Bir akşam yahut bir kuşluk zamanı kadar
kaldıklarını zannedecekler. Dünya hayatını ahirete kıyasla hakir
görmelerinden ve küçümsemelerinden dolayı böyle olacaktır. Surenin sonu
başıyla uyumluluk içindedir. Başında yüce Rabbimiz tekrar dirilmenin
gerçek olduğuna ve kesinliğine, korkunç durumlarına ve önemine yemin
etmiştir. Evrendeki en önemli hakikat ve en mühim hadise olduğunu iyice
vurgulamak için yemin etmiştir. Bu başlangıcın ve bitişin düzen içinde
olması içindir. Bu düzen Kur’an surelerinin bir çoğunun özelliklerinden
birisidir. Burada yeryüzünün döşenmesinin anlamı ve suyunun ve otlağının
çıkartılması ile ilgisi hakkında istifham ve yine yeri döşemenin, göğün
inşasının ve yükseltilmesinin karşısına konması hakkında istifham öne
çıkmaktadır. Ki göğün inşası ve yükseltilmesi yaratıcı kudretin
yaratmada sınırsızlığını gösteren bir realite olarak muazzam bir
hadisedir.
Bunu bahsetmeden önce ayet-i kerimedeki dahv (döşeme)
lafzının sözlük anlamını incelemek gerekir.
Yeri döşeme kelimesinin sözlük
anlamı:
Arap dilinde dahv uzatma, yayma ve yere atma anlamlarına
gelir. Bir şey için dahv kelimesi kullanıldığında yaydı ve uzattı yahut
yere attı ve yuvarladı anlamlarına gelir. Yağmurun taşı yuvarlaması ve
sürüklemesi anlamında kullanılır. Atın toprak üzerinde ayağını sürtüp
toprağı sürüklemesini ifade için bu fiil kullanılır. Deve kuşu için
kullanıldığında yumurtladığı yer anlamına gelir. Yine civcivinin çıktığı
yer için de kullanılır.
Tefsir alimlerinin ayeti kerimeye
dair açıkalamaları
İbn Kesir (r.h) yeri döşedi anlamını taşıyan ayeti
açıklarken şunları söyler:
Allah (c.c) şu ayeti kerimeyle yeri döşemenin manasını
açıklamıştır: “Suyunu ve otlağını içerisinden çıkardı” Fussilet
Suresi’nde yerin göklerden evvel yaratıldığı daha önce bahsedilmişti.
Fakat yer gök yaratıldıktan sonra döşendi. Yani yerde potansiyel olarak
bulunanı aktif hale getirdi. Abdullah b. Abbas (r.a)’tan şu nakledilir:
‘Yeri döşemesi suyunu ve otlağını ondan çıkarması, üzerinde nehirlere
yol açması, dağlar ve kumlar, yollar ve tepeler yaratmasıdır. İşte ‘daha
sonra yeri döşedi’ ile kasdedilen budur.
Celaleyn tefsiri yazarları (Allah her ikisine de rahmet
eylesin) şunları zikrederler: “Daha sonra yeri döşedi yani onu düz kıldı
ve yaşanabilir olması için hazırladı. Gökten önce döşenmemiş bir halde
yaratılmıştı. Ayetteki ‘çıkardı’ kelimesinin anlamı şudur: Suyunu
–pınarları fışkırtmak suretiyle- ve otlağını ondan çıkartarak onu
döşedi. Otlak ise hayvanların gıdalandığı ağaçlar ve otlarla insanların
yediği azıklar ve meyvelerdir. Bunlara otlak denmesi bir istiâredir.
Fizilal müellifi şunları söylemektedir: "yerin
döşenmesi; hazırlanması, yerkabuğunun yayılması anlamlarına gelir.
Böylece yer, üzerinde yürümeye ve bitki bitiren toprağın oluşumuna uygun
hale gelir. Allah Teala, kaynaklardan ve gökten yağan su ile yerden su
çıkarmıştır. Gökten yağan su aslında yerden buharlaşan, sonra da yağmur
şeklinde yağan sudur. Allah Teala yerden otlağı çıkarmıştır. Bu
insanların ve hayvanların yediği bitkidir. Canlılar doğrudan veya
dolaylı olarak bu bitkilerle yaşarlar."
Safvetü'l-beyan li meani'l-Kur'an kitabında şu ifadeler
geçmektedir." Yeri döşedi demek onu düzgün ve geniş kıldı demektir. Bunu
göğün inşa edilmesi, kalınlığının yükseltilmesi, düzenlenmesi, gecesinin
örtülüp karartılması ve gündüzünün açığa çıkarılmasını zikrettikten
sonra bahsetmektedir. Allah (c.c) döşemeyi şu sözüyle açıklar: ‘ondan
suyunu çıkardı’ Su çıkartma, kaynakların fışkırması, nehirlerin ve büyük
denizlerin oluşmasıyla gerçekleşmiştir.'ve otlağı çıkardı." Yani
insanların ve hayvanların yediği her şeyi. Bu Allah Teala'nın sonra
gelen şu sözünden de anlaşılmaktadır: 'size ve hayvanlarınıza geçim
olsun diye'. Daha sonra bizlere yeri düz kılanın o olduğunu, insanların
üzerinde yaşaması için yeri elverişli kıldığını bildirmiştir. Birinci
haberi daha önce zikretmiştir; çünkü göğün büyüklüğü Allah'ın açık
kudretine daha açık bir şekilde işaret etiği gibi akılları hayrete
düşüren olağanüstülükleri de göstermektedir. Göğün bina edilişi ve
ardından zikredilenlerin sıralanması sadece zikrediliştedir, kendileri
değil. Ayette döşeme fiilinin göklerin ve içindekilerinin
yaratılmasından sonra olduğuna dair bir kanıt yoktur.
Safvetü't-tefasir adlı eserde şunlar söylenmektedir:
“Daha sonra yeri döşedi.” Yani yeri, göğü yaratıp düz hale getirdi.
İnsanların yaşaması için elverişli kıldı. 'ondan suyunu ve otlağını
çıkardı.' Yani yerden su kaynakları çıkardı, üstünde nehirler yarattı,
insanların ve hayvanların yediği bitkileri ve otlakları bitirdi.
El-Müntehab fi tefsiri'l-Kur'an adlı eserde de şu
sözlerle karşılaşırız: daha sonra yeri düz ve insanların yaşaması için
elverişli yarattı. Kaynaklar fışkırtarak, nehirler akıtarak yerden su
çıkarttı. İnsanlar ve hayvanlar beslensin diye de bitkisini bitirdi.
Bu alıntılarda önceki tefsir bilginlerinin yerin
döşenmesi, suyun kaynaklar halinde çıkarılması, otlağın da bitkilerin
bitirilmesi şeklinde olduğu konusunda görüş birliği vardır.
KOZMİK BİLİMLERDE YERİN DÖŞENMESİ
1- Suyun yerin içinden çıkarılması
Yer, Güneş sistemindeki gezegenler arasında suya sahip
olması açısından en zengin gezegendir. Bu sebeple "su gezegeni" veya
"mavi gezegen" diye de adlandırılır. Sular yeryüzünün yaklaşık %71'ini
kaplamaktadır. Karalar da %29'unu oluşturmaktadır. Yeryüzündeki su
miktarı 1360 milyon km karedir. Bilim adamları eskiden beri dev orandaki
suyun yeryüzünde toplanmasının nasıl olduğunu açıklamakta şaşkınlığa
düşmektedirler. Sular nereden gelmiş ve nasıl oluşmuştur?
Yer tabakasının oluşumunu açıklamak için çok sayıda
teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan birisi suyun yeryüzünün
yaratılışının ilk merhalelerinde oluştuğunu söyler. Bu teoriye göre yeri
çevreleyen atmosferde atomlar halinde bulunan hidrojen ve oksijen
gazları tepkimeye girerek suyu oluşturmuştur. Diğer bir teori ise
yerdeki suyun kuyruklu yıldızların buzlarından kaynaklandığını iddia
etmektedir. Üçüncü bir teori ise yeryüzündeki suyun tamamının yerin
içinden çıkartıldığını öne sürmektedir.
Bilim adamlarının topladığı birçok kanıt suyun tamamının
yerin içinden çıkartıldığını desteklemektedir. Volkanik patlamalar
vesilesiyle hala suyun çıkışı devam etmektedir.
2- Yerin gaz tabakasının içinden
çıkartılması
Yeryüzünde değişik yerlerde kraterlerden yükselen
dumanların analiz edilmesiyle bu volkanik gazların ve buharların
tamamından yüzde yetmişten fazlasının su buharı olduğu anlaşılmıştır.
Geriye kalan oran ise değişik gazlardan oluşmaktadır. Bu gazlar
oranlarına göre şöyle sıralanırlar: karbondioksit, hidrojen, hidroklorik
asit buharları (klorik asit), nitrojen, hidroflorür, kükürtdioksit ve
hidrojen kükürt, metan gazı, amonyak gazları ve diğerleri… Faal
volkanların kraterlerinden atmosfere su buharı şeklinde fışkıran suyun
miktarını hesaplamak zordur. Her bireyin hayatı süresince ortalama yirmi
volkanik patlama meydana gelir. Volkanik patlamaların, yerin
yaratılışının başlangıcında şimdikine kıyasla daha sık ve şiddetli
meydana geldiğini kabul edilmektedir. Bununla beraber bir volkanik
patlamanın sonucunda yükselen su buharının ortalamasının o volkanın
patlama sayısıyla ve bu gün yeryüzündeki faal veya sönmüş kraterlerin,
volkanik çatlakların sayılarıyla çarpımı yeryüzünde hesaplanan su
miktarına çok yakındır.
3- Kaya eriyiği yerin zayıf olduğu
bölgede suların ve gazların kaynağıdır.
Son olarak yerin altındaki suların önceki tahminlerden
çok daha derinlerde bulunduğu kanıtlanmıştır. Denizlerin ve okyanusların
sularının bir kısmının diplerinde bulunan, yerin kaya tabakasının içine
doğru sürüklenen çöküntülerle birlikte hareket ettiği ispatlanmıştır.
(bu taban kıta parçalarının altına doğru girerek hareket etmektedir.) Su
yerin kaya tabakasının içine doğru sızmaktadır. Bu sızma kaya tabakasını
değişik yönlerde parçalayan dev çatlaklar ve yarıklar ağı içinde meydana
gelmektedir. Bu ağ yeryüzünü tümüyle çevrelemekte derinliği de 65 km.
den 150 km. ye kadar ulaşmaktadır.
Yerin zayıf olduğu bölgede kaya eriyiğinin yeraltı
sularının ana kaynağı olduğu anlaşılmaktadır. Suyun yerin dibinden
yeryüzüne ve tersi istikamette hareket etmesinde önemli rol
oynamaktadır. Kaya tabakaları eğer suyu emmeseler bu tabakaların
erimesindeki sıcaklık dereceleri azalmazdı. Erime olmasa volkanik
patlamalar da dahil olmak üzere yerin dinamizmi dururdu. Volkanik
patlamaların yerin su ve gaz tabakalarının ana kaynağı olduğu
ispatlanmıştır. Buna göre yer bilimcileri şunu kabul etmişlerdir: Yerin
kaya tabakasının oluşumu esnasındaki volkanik faaliyet yerin su ve gaz
tabakalarının da oluşmasından sorumludur. Hala volkanların patlaması
yerdeki su oranının artmasında ve gaz tabakasının kimyasal bileşiminin
değişiminde önemli rol oynamaktadır. Yerin döşenmesiyle de kastedilen
budur. Çünkü genel olarak suyun kaya eriyiğine yüzdelik oranı az olmakla
beraber su, kaya eriyiklerinde çoğunluktaki sıvıdır. Fakat suyun molekül
sayısının oranı, eriyik maddesinin molekül sayısına kıyasla yüzde on
beşe ulaşmaktadır. Kaya eriyiği soğumaya başladığı zaman aşama aşama
bileşikleri kristalleşmeye başlar. İçindeki gazlar basınçla daha küçük
hacme ulaşır. Basınçları yükselir, yüz milyon tonluk bir güçle yerin
kaya tabakasını patlatır. Bu tabakayı yarar ve gazlar genleşmeye, kaya
eriyiğinden kurtulmaya başlarlar. Su buharı diğer gazlar ve kaya eriyiği
volkanın kraterinden yahut volkandaki yarıklardan dışarı fışkırır.
Birkaç kilometre yüksekliğe ulaşırlar. Böylece iklim değişikliklerinin
meydana geldiği bölgeye yayılırlar. (deniz seviyesinden 8-18 km.
yukarıya) Bu tüfler şiddetli volkanik patlamalarda katmanlaşma alanına
ulaşabilir. (deniz seviyesinden 30-80 km. yukarıda) Genellikle sıcaklık
derecesi 250 – 500°C olan sıcak buluttaki maddeler 200 km. ye ulaşan bir
hızla tekrar yere geri döner. Çünkü bunların yoğunluğu atmosferin
yoğunluğundan daha fazladır. Bu sıcak volkanik buluttan yoğunlaşan su,
uzun süre atmosferde asılı kalan kum tanelerinin arasından yağarak
beraberinde büyük miktarda kum ve volkanik çakıl sürükler, yeryüzünde
sıcak volkanik çamur fışkırması meydana getirir. Bu da yerin döşeme
şekillerinden biridir.
Bir müddet önce Filipinlerde bir adada volkanik patlama
olmuştur. Patlama sırasında oluşan sular, civar köylerden bir tanesini
tümüyle kaplamıştır. Böyle volkanik patlamalarla birlikte belli sayıda
su kaynakları ve sıcak su kaplıcaları ortaya çıkabilir. Bunlar suların
ve çok sıcak buharların periyodik taşmalarıdır. Yer kabuğunun
derinliklerinde saklı olan yüksek ısı enerjisinin etkisiyle yeryüzüne
çıkarlar. Yer bilimciler gezegenimizin üst katmanının yaratılışın ilk
dönemlerinde kısmen veya tümüyle eriyik halde olduğuna inanmaktadırlar.
Bu eriyiğin, yerden fışkıran su buharının ve belli sayıda gazların ana
kaynağı olduğuna inanmaktadırlar. Volkan kraterlerinden ve yerdeki
çatlaklardan yükselen bu buharlar ve gazlar yerin su tabakasının ve
atmosferin oluşumunu, zenginleşmesini sağlamada önemli rol oynamıştır ve
oynamaktadır. İşte döşeme ile kastedilen budur.
4- Suyun Yerin Çevresinde Dönmesi

Yüce yaratıcı bu kadar büyük miktarda suyun yerde
kalmasını dilemiştir. Büyük miktardaki bu su gezegenimizdeki yaşamın tüm
ihtiyaçları için yeterlidir. Yeryüzündeki ısı dengesini de korumaktadır.
Hayatın değişik şekiller ve seviyelerle korunması için yaz ve kış
mevsimleri arasında sıcaklık farklarını azaltır. Yeryüzündeki su
tabakasının bu miktarı çok hassas bir şekilde dengelidir. Su miktarı
biraz artsa bütün yer yüzeyini kaplar. Biraz az olsa yerin üstündeki
yaşam gerekliliklerini karşılamada eksik kalır. Yüce Rabbimiz (c.c) bu
suyu küflenme ve bozulmadan korumak için mucize bir dönüşüm içinde
hareket ettirir. Bu dönüşüm,"su döngüsü" diye bilinir. Her yıl 380.000
km³ su yer ve atmosfer arasında taşınır. Atmosferdeki su buharı oranı
sabit olduğuna göre yağmurların yıllık yağma ortalamaları, yerden
buharlaşan su buharının ortalamasına eşittir. Bu, ilahi iradenin
isteğine göre yağmurların yağma yerleri ve miktarları farklı olsa da
aynıdır. Günümüzde yağmurların yağma ortalaması yıllık 85,7 cm³ tür.
Hawaii adalarında 11,45 m³ iken, birçok çölde sıfırdır. Bu böyle devam
etmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s)'in "Bir yılın yağmuru diğer
yılın yağmurundan fazla değildir" buyruğu ne kadar doğrudur. Yine
Resulullah (s.a.s) "Kim falanca yıldız sebebiyle yağmur yağdı derse
küfre düşmüştür. Her kim Allah'tan (c.c)bir rahmetle bize yağmur yağdı
derse iman etmiştir." diye buyurmuştur.
Güneş ışınları denizlerin ve okyanusların yüzeylerinden
320.000 km³ suyu her yıl buharlaştırmaktadır. Bu buharlaşmanın çoğu
ekvator bölgelerinde meydana gelmektedir. Buralarda sıcaklık derecesi
ortalama 25 º C dir. Denizlere ve okyanuslara ise yıllık olarak 284.000
km³ yağmur yağmaktadır. Denizlerdeki ve okyanuslardaki su oranı sabit
kaldığına göre, deniz ve okyanusların yüzeylerinden buharlaşan suyun
yağan yağmurla miktar farkının kıtalardan onlara dönmesi gerekir.
Hakikaten kıtaların yüzeylerinden buharlaşan suyun oranı 60.000 km³
olarak takdir edilmektedir. Halbuki kıtalara düşen yıllık yağmur miktarı
96.000 km³ tür. İki rakam arasındaki fark denizler ve okyanuslarda
buharlaşan suyun ve yağan yağmur suyu miktarının arasındaki farkla
aynıdır. Bu üstün hassasiyetle yer çevresindeki su döngüsünü ayarlayan
şüphesiz ki her türlü eksiklikten ve noksanlıktan uzaktır.
Kara üzerinde göllerin, su birikintilerinin, kuyuların,
nehirlerin, buz gruplarının ve diğer akarsuların yüzeyinden buharlaşma
olur. Dolaylı olarak yer altı sularının yüzeylerinde hayvanların nefes
alıp vermesinden, terlemelerinden, bitkilerin fazla suyu dışarı atma
işleminden, volkanların kraterlerinden de buharlaşma olmaktadır.
Karaların deniz seviyesinden yüksekliğinin ortalama 823
metre olduğu, okyanus derinliğinin ortalama 3.800 metre olduğu dikkate
alınırsa, karadan denizlere ve okyanuslara aktarılan yağmur suyu (36.000
km³ olarak tahmin edilmektedir) muazzam bir mekanik enerji oluşturarak
akar ve yerdeki kayaları aşındırır. Bunlardan çökeltiler ve çökelti
kayaları oluşur. Bunlar içlerinde yoğun şekilde zenginlikler
bulundururlar. Yine yağmurun yerde akması, yerin bitki bitirebilmesi
için gerekli olan tarıma elverişli toprakları oluştururlar. İnsanlık
sahip olduğu tüm servetini harcasa bile Rabbimizin hizmetimize sunduğu,
yeryüzünü imara uygun hale getirmek için gerekli olan bu enerjinin
ücretini ödeyemez.
5- Suyun yeryüzünde dağıtılması
Yeryüzündeki suların miktarı 1.360 milyon km³ olarak
tahmin edilmektedir. Bu suların çoğunluğu denizlerde ve okyanuslarda
tuzlu su şeklinde bulunmaktadır. (% 97,20) Geriye kalan su ise (% 2,8)
tatlı su şeklinde ve suyun üç haliyle yeryüzünde bulunmaktadır.
Yeryüzündeki suların % 2,15'i buz halinde güney ve kuzey kutuplarını
kaplamaktadır. Kalınlığı yaklaşık 4 km. dir. Ayrıca yüksek dağların
zirvelerinin tamamı da buzlarla kaplıdır. Geriye kalan su, yeryüzündeki
suların toplamının yalnızca yaklaşık % 0,65 olarak tahmin edilmektedir.
Bu suların çoğu da yer kabuğunun katmanlarında yeraltı suları olarak
birikmiştir. Oransal sıralamada tatlı göller, ardından da toprağın nemi
gelir. Bunlardan sonra atmosferdeki nem, daha sonra ise nehirlerde ve
kollarındaki akarsular sırayı almaktadır. Su buharı yerden atmosfere
yükseldiği zaman büyük bir kısmı dönüşüm alanında (hava durumu veya
iklimsel değişiklik alanı) yoğunlaşır. Bu alan ekvator çizgisi üzerinde
deniz seviyesinden 16-17 km. ye kadar ulaşabilir. İki kutup üzerinde ise
yüksekliği 6-8 km. arasındadır. Orta enlemler üzerinde ise hava
şartlarına göre değişir. Düşük basınç enlemlerinde 7 km. den daha az
olur. Yüksek basınç bölgelerinde ise 13 km. ye kadar uzanır. Sıcak hava
kütleleri dönüşüm alanında ekvatoral bölgelerden iki kutba doğru hareket
ettikleri zaman orta enlemler üzerinde düzensizdirler. Havanın doğu
yönünde hızı artar. Bu, yerin ekseni çevresinde batıdan doğuya
dönmesinden kaynaklanır. Düzensizliğin olduğu bu alan atmosferin
kütlesinin % 66'sını kaplar. Sıcaklık derecesi ve basınç, bu bölgede
deniz seviyesinden yükseldikçe sürekli azalır. Öyle ki havanın
durağanlık düzeyi diye bilinen zirvesinde sıcaklık – 60 ºC ye, basınç
ise deniz seviyesindeki basıncın 1/10' una ulaşır. Sıcaklık
derecesindeki ve hava basıncındaki bu belirgin düşüşe ve bu bölgede
yoğunlaşmanın çokluk oranına kıyasla, yerden yükselen su buharı fark
edilir bir şekilde genleşir. Böylece buhar enerjisini kaybederek
şiddetli bir şekilde soğur. Yoğunlaşıp yeryüzüne yağmur, dolu veya kar
olarak geri döner. Daha düşük miktarda olmakla beraber, yere yakın
bölgelerde sis ve çiğ halinde de görülür.
6- Yerin döşenmesinin anlamı su
tabakasının ve atmosferin yerin içinden çıkarılmasıdır.
Yeryüzündeki suyun tamamını Rabbimizin (c.c) yerin
içinden çıkardığı sabittir. Bu, yerin kaya tabakası levhalarının hareket
etmesiyle birlikte meydana gelen değişik volkanik aktiviteler yoluyla
olmuştur. Aynı şekilde volkanların kraterlerinden çıkan gazların çokluk
itibariyle ikincisi karbondioksittir. Bu gaz, yeşil bitkilerin su ve
bazı elementlerle gerçekleştirdiği fotosentez işlemi için gereklidir. Bu
işlemle bitki hücrelerini, dokularını, çiçeklerini, meyvelerini yeniden
yapılandırır. İşte bundan dolayı Kur’ân-ı Kerîm bu önemli gazın ve
bitkilerin hayat bulması için gerekli olan diğer gazların çıkartılmasını
mecazi bir ifadeyle "otlağın çıkartılması" olarak ifade etmiştir. Çünkü
karbondioksit olmasaydı yeryüzünde bitki de olmazdı.
7- Bu bilimsel gerçeklere basit ve
açık bir dil ile işarette bulunmak Kur'an'ın mucizelerinden biridir
Kur'an-ı Kerim âdeti üzere su ve gaz tabakalarının,
yerin içinden çıkartılmasını da içeren bu kozmik gerçekleri, indirildiği
dönemde arap yarımadası çölündeki bedevi mantığını korkutmayacak bir
üslupla ifade etmiştir. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: "yeri
bundan sonra döşedi, ondan suyunu ve otlağını çıkardı." Arap
yarımadasının tam ortasında Araplar yerden su pınarlarının fışkırdığına
tanık olurlar; sadece yağmurun yağmasıyla yerin yeşil otlarla
örtüldüğünü görürlerdi. Bunu bugün başka bir bakış açısıyla da
görebiliriz. Bu bakış açısı ile Allah Teâla'nın kaya, su ve gaz
tabakalarını yerin içinden çıkarıp, yeryüzünü imara hazırlayarak yere ve
yeryüzünde yaşayan tüm canlılara iyilikte bulunduğunu görmekteyiz. Bu
tabakaların çıkartıldığı yeraltındaki sıcaklık derecesi binlerce
dereceye ulaşmaktadır. Bu her şeyin yaratıcısı Allah Teâla'nın gücünün
sınırsızlığına, sanatının güzelliğine, ilminin ve hikmetinin kemaline
tanıklık etmektedir. Aynı şekilde bu son vahyi alan peygamberlerin ve
nebilerin sonuncusunun vahiyle irtibatlı olduğuna ve göklerle yerin
yaratıcısı tarafından eğitildiğine tanıklık etmektedir. Zira ne
Kur'an'ın indirildiği yıllarda ne de daha sonraki asırlarda herhangi
birinin yeryüzündeki tüm suyu ve havayı Rabbimizin (c.c) yerin içinden
çıkardığı gerçeğini anlaması söz konusu olamazdı. Bu insanoğlunun ancak
20 yy. ın sonlarında öğrenebildiği bir gerçektir. 14 yy önce kur'anı
indiren ve şu yüce sözleriyle onu tavsif eden her türlü eksiklikten ve
noksanlıktan uzaktır: “De ki: onu göklerde ve yerlerde gizli olan her
şeyi bilen indirmiştir. O çok bağışlayan ve çok merhametli olandır."
(Furkan Suresi 25/6) Bu Rabbani vahyi alıp mesajı ulaştıran, emaneti
eda eden, ümmete nasihat eden, ölümüne kadar Allah yolunda cihat eden
güvenilir Peygamberimize Allah'ın salatı, selamı ve bereketi üzerine
olsun. Rabbimiz şu yüce sözlerle onu nitelemiştir. "Fakat Allah Teala
sana indirileni kendi ilmiyle indirdiğini şahitlik eder. Şahit olarak
Allah yeter." (Nisa Suresi 4/166) |